- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Nisan 2008: 07:30 #638185
Anonim
Benlik, insanin kendi varligindan ve sifatlarindan haberdar olmasi, nefsini ve malini kendine nispet edebilmesidir.
Bilirsiniz, insan, guttugu koyunlar icin benim koyunlarim diyebildigi halde o koyunlar, meselâ, kendi ayaklari icin benim ayaklarim diyemiyorlar.
Gunes de gezegenlerine sahip cikamiyor.
Insana bu imtiyaz niye taninmis? Benim aklim, benim elim, benim cocugum, benim bahcem, benim koyunlarim. diyebilmesi nicin? Bu sorunun cevabi su olacaktir: Arzin halifesi oldugu icin.
Halife, sultanin mulkunde, Onun namina tasarruf eder.Benim malim, benim mulkum derken, mulkun gercek sahibini hatirindan cikarmaz. Onun boyle deyisi, bir askerin benim tufegim yahut benim kogusum demesi gibidir.
Benlik, gercekte buyuk bir nimet, buyuk bir sermaye. Ama onu yerinde kullanmak sartiyla. Arzin halifesi oldugunu unutmayip Kâinat Sultaninin namina hareket etmek, Onun emanetlerini, yine Onun rizasi yolunda kullanmak sartiyla. Hicbir icraatina sahsî reyini, hevesini ve nefsini karistirmamak sartiyla. Nefsini bilen Rabbini bilir. sirrina ermek, ben diyebilmeyi bir anahtar yapip O diyebilmek sartiyla. Tarlasina tohum serperken, ruzgârdan pek farkli bir is yapmadigini, keza bahcesini sularken de yagmurun vazifesini taklide calistigini bilmek, tipki onlar gibi kendisinin de Allahin mulkunde bir hizmetci oldugunu unutmamak sartiyla. Kendi varligini dusunurken, Bana bu varligi kim lûtfetti ise, su butun âlemi de yoktan var eden ancak Odur. diyebilmek ve mutlak varligin ancak Ona mahsus oldugunu bilmek sartiyla. Ilmini ve kuvvetini dusunurken de, Bana ilmi tattiran elbette Âlim, bana kuvvet bahseden elbette Kâdirdir. diyebilmek sartiyla. Kendisine takilan diger sifatlari, kabiliyetleri ve halleri de bu mânâda degerlendirebilmek sartiyla.
Kâinat, bir yonuyle, benlikten uzak tutulanlar ordusu!.. Semâ yuksekligine guvenmez, toprak cignenir aldirmaz. Ay, dunyaya bagli olmayi mesele yapmaz, bulbul sesiyle ovunmez, ari baliyla gururlanmaz… Nicin? Cevap tektir: Hicbirinde benlik olmadigi icin.
Benlikten uzak tutulan her mahlûk, bir yonuyle mahrumdur, ama diger yonuyle korunmustur. Meselâ, su gunesimiz,ben diyebilseydi, belki Allahi bilme ve sevmede hayli yol kat edebilirdi. Ama bilemiyoruz, belki de buyukluk iddiasinda bulunur, kuvvetine guvenir, gezegenleriyle gururlanir, ziyasiyla ovunurdu… Bu ise onun icin feci bir hâl olurdu… Simdi bu gafletten korunmus ve bu sapikliktan uzak, surduruyor gorevini…
Bir de melekler âlemi var. Onlar benlik dâvâsi gutmekten cok uzaktirlar. Gurur nedir bilmez, kiskancliktan anlamaz, hasedi tanimazlar. Bu isyansiz varliklar, Rablerine kim daha iyi ibadet ederse onu daha cok severler. Insanda da bu kabiliyet var, ama onu cogu zaman yanlis kullaniyor. Kendisini, yahut babasini, dedesini kim daha cok methederse ona daha gonulden baglaniyor. Halbuki, Rabbimizin hatiri, hicbir hatirla kiyaslanamayacak kadar yuksek. O halde, Ona bizden daha iyi kulluk eden, Onun yoluna bizden daha cok kosanlari nicin alkislamiyoruz?
Bu sorunun cevabi da benliktir. Daha dogrusu, benligin yanlis kullanilmasidir
18 Nisan 2008: 08:01 #688769Anonim
Âlemin miftâhı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenâb-ı Hak, emânet cihetiyle insana ene nâmında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar; ve öyle tılsımlı bir enâniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onun ile keşfeder. Fakat ene kendisi de gayet muğlâk bir muammâ ve açılması müşkül bir tılsımdır. Eğer onun hakiki mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi, kâinat dahi açılır. Şöyle ki:
Sâni-i Hakîm, insanın eline, emânet olarak, rubûbiyetinin sıfât ve şuûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak, işârât ve numûneleri câmi’ bir ene vermiştir; tâ ki, o ene bir vâhid-i kıyasî olup, evsâf-ı rubûbiyet ve şuûnât-ı ulûhiyet bilinsin. Fakat vâhid-i kıyasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i kıyasî teşkil edilebilir. İlim ve tahakkukla hakiki vücudu lâzım değildir.(Risale-i Nur KÜlliyatı – Otuzuncu Söz)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.