Asr-ı Saadet,hürriyetine düşkün olanların asrı idi.Hür olmanın yalnızca Allah’a kullukla mümkün olduğunu görüp,bütün bağlardan kurtulmak için Allah Rasulü’nün eline sarılanların asrıydı.Ashab-ı Kiram,o yüce elin kölesi olup hürriyete ulaştı ve hür olmak isteyenlere asırlar boyunca gökteki yıldızlar gibi işaret edip yol gösterdiler.Meğer hürriyet O’nun kölesi olmakmış…
Kimileri vardı cahildi,müşrikti,kafirdi,hiçbir şey bilmiyordu;hatta bilmediğini de bilmiyordu.”Ben gidiyorum ki zamanın efendisi gelsin.1diyerek Cenab-ı Hakk’ın katına yükselen İsa Aleyhisselam’a gerçekten inananlar azalmıştı.Ebu Cehiller,Ebu Lehebler kol geziyordu.
Oysa aleme çoktan”NUR”gelmişti.Bir güneş gibi,gece karanlığındaki dolunay gibi…İnsanlığa şahit,müjdeleyici,uyarıcı ve davetçi olarak gelmişti.O’na Kitab-ı Kerim’de:
“Ey Peygamber!Biz seni aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”diye hitap edilecekti.
Kisra’nın sarayı yerle bir olmuştu.Gökler ve yer aslında sel olup taşmıştı ama yüreklerde damla rahmet yoktu.
“Sonsuzluk Kervanı,”istemem azat
Köleniz olmakmış,gerçek hürriyet
Ölmezi bulmaksa biricik niyet
Bastığınız yerde ebedi hasat
Sonsuzluk Kervanı,istemem azat…N.f.Kısakürek.
Hiç kuşku yok,onu teslim almak isteyenler,kölelikten azat edilmeye layık olanlar idi.Sevgi’yi yüreğine yerleştirenlerdi.Hakk’a yönelip,iman hürriyetini ilan edenlerdi.Bir Sefer’e katılıp kervanla kutlu yola çıkmaya hazır olanlardı.”Ben’liği bırakıp “Bir’liğe erenlerdi…
Alıntıdır…