• Bu konu 2 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #639451
    Anonim

      Ahlak; içinde merhameti, adaleti, saygı ve sevgiyi, başkasına ait olana göz dikmemeyi, aldatmamayı, haksızlık hissini adamına göre kabullenmemeyi, bağışlamayı, cinselliğe tapmamayı, paraya tapmamayı barındırır. Ahlakın ölümü denilince bunların yok oluşunu, sulandırılışını anlamak gerekir.

      Ülkemiz ve dünya “ahlakın ölümüne” şahitlik ediyor şu sıralarda… Belki de uzunca bir dönemdir, ahlakın öldürülmesine yönelik projeler üretiliyor. Ve Ahlakın ölümü insanın kendi kendisine hazırladığı bir tuzak olarak karşımızdadır.

      Öyle denilmiştir; insan kendi elleriyle yapar kendisine ne yaparsa…

      Şöyle bir düşünün…

      Cinsel haz ve para hazzı üzerine kurulu bir “egemenlik anlayışı” nedeniyle hep birlikte ahlakın ölümünü seyrediyoruz.

      Bu noktada Irak, Filistin ve Afganistan’da yaşananlarla “savaş ahlakı” öldürülüyor.

      Evet, savaşında bir ahlakı var. Ama o şimdi yok edilenler arasında…

      Soykırımdan bahsederek dünyayı oyalayan İsrail devleti ve onu her haliyle destekleyen Amerika savaş ahlakını birlikte öldürüyorlar.

      Savaşın ahlakı ölürken her iki uçtan insanlığı tehdit eden terör mesafe alıyor. Kim ne derse desin, terör; savaşın ahlakını öldüren egemenlerin yol açtığı bir insanlık sorunudur. Üstelik terör, savaşın ahlakını öldürenlerin aynı zamanda besi sahası içinde bulunmaktadır.

      Öldürülen savaş ahlakı ve büyütülen terör insandaki masumiyeti katletmektedir. Safiyeti tehdit etmektedir. İnsandaki safiyet ahlakın ölümüyle birlikte ölüp gitmektedir.

      Ekonomik ahlak ölüyor.

      Bir yandan parayı nereye harcayacağını şaşıranlar boy gösterirken, diğer yandan çöpten ekmek bulmak için artık geceyi beklemeye takati kalmayanlar çoğalıyor.

      Zenginliği sömürülen Afrika ve Ortadoğu açlığa yürüyor.

      Haiti’de kil pişiriliyor ve ekmek niyetine tüketiliyor.

      Kemikleri çıkmış ve ölümü bekleyen Afrikalı çocuğun arkasında onu belki de alıp götürecek “Akbaba” görüntüsünü unutmak mümkün değil…

      Sermayenin akbabaları diyebileceğimiz, üretim ve tüketime ahlaktan yoksun olarak bakan kişilerin yalnızca kasalarıyla kurdukları bağ hayatı ürkütüyor.

      Ekonominin ahlakı ölüm döşeğinde insanın kahroluşunu resmediyor.

      Ekonomik ahlakın çöküşünde “ahirete iman penceresini” işletmeyenlerin, ne yapalım piyasa böyle diyenlerin, özgün bir ekonomik ahlak oluşturamayanların rolü üzerinde belki de Şuayb (a.s) peygamberin uyarıları doğrultusunda bakmak gerekiyor ama bu yeterince yapılmıyor.

      Ahlakla ekonomi, kazanmakla ahlak veya kaybetmekle ahlak arasında kuvvetli bir bağ kuramayanlar çoğalıyor.

      Güzel ahlakı tamamlamak için geldiğini söyleyen peygambere inandığını söyleyenler ne durumda diye düşünülürse, hiçte parlak bir durum çıkmıyor ortaya… Zira ahlakla hayat, ahlakla kazanmak ve kaybetmek, ahlakla iş yeri sahibi olmak arasında kuvvetli bir bağın oluşturulamaması insanlığın ortak bir sorunu olarak karşımızda duruyor.

      Ülkelerin parasızlıktan değil ahlaksızlıktan (ahlakın ölümünden) dolayı çökeceğini söyleyen Çiçero’yu kim dikkate alıyor şimdi?

      Cinsel ahlak ölüyor.

      Yaygınlaşan iletişim ağlarının sarmalına alınan ve beyni cinselliğe mahkûm olmuş fertler yetişerek, sokaktaki her insanı tehdit eder hale geliyor.

      Ne ülkenize gelen bir misafirin ne de ülkedeki herhangi bir insanın “tecavüze uğramayacağı” noktasında bir garantisi yok.

      Bir cinsel saldırı tarzı öğrenerek büyüyen insanlar var. Ve bunu “ahlakın ölümü” olarak değil, bir özgürlük biçimi olarak görenler var. Bu durumun neticesinde küçük ve genç kızlar kaçırılıp tecavüz edilerek öldürüldüğü gibi, yaşlı kadınlara yönelen cinsel saldırı vakaları yaşanmaktadır.

      Saygı ahlakı ölüyor…

      Cennet anaların ayakları altındadır diyen bir dinin bağlılarının çok olduğu bir ülkede dahi ana katilleri yetişmekte, baba katilleri belirmektedir.

      Yaşlı bir insana “babalık” veya “analık” diye hakaret edenler, bir ahlak akışının oluşamadığı sokaklarda yıkıcı bir sel olarak karşımıza çıkmaktadır.

      Kıyamete yakın durumlar için çeşitli açıklamalarda bulunan peygamberimizin (s.a.v) “kişi ana veya babasına sövmedikçe kıyamet kopmaz” anlamındaki hadisini hatırlayın. Bu da olur mu diyenlere, siz başkasının ana ve babalarına söversiniz, onlar da sizin ana ve babalarınıza söver, bu kişinin ana ve babasına sövmesidir cevabı verilmiştir.

      Yeniden cennet anaların ayaklarının altında, baba cennetin orta kapısı diye insanı yetiştiren İslâm’ın nuru demekten başka insan nasıl bir çare önerebilir ki…

      Can emniyeti ahlakı ölüyor.

      Eline silah alan bir kişi, yalnızca serserilik yönüyle değil, çete profiliyle veya kan davası profiliyle hayata bakıp ölüm kusabiliyor.

      Camide Kur’an okuyan bir şahsı oracıkta, bir kadını kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldürecek kadar cahiliye kanı dolaşabiliyor insanların damarında…

      Ahlakın ölümü zaten cahiliyenin dirilişidir.

      Cahiliye diriliyor ve ahlak ölüyor.

      Cahiliye dirilirken ülkede ve dünyada buna yönelik önlemler almak yerine “irtica gibi” halkı peşinen devre dışı bırakmaya yönelik söylemler ısrarla sürdürülüyor. İrtica gibi kavramlarla ahlakın ölümü perdeleniyor.

      Ahlakın ölümü bir gözü dönmüşlük halini besliyor.

      Cahiliye gözü dönmüşlüğünde bir kız çocuğunun diri diri toprağa gömülmesi var.

      Ve ayrıca bugün kız çocukları başka şekillerde diri diri gömülüyor. Toprağa gömmek, dünya hayatından uzaklaştırmaktır. Dünyadan faydalanmayı bitirmektir. Bugün nice kız çocuğunun dünyadan faydalanmasına perde çekiliyor, nice kız çocuğunun duyguları, nicesinin aklı gömülüyor karanlıklara… Gömü sloganı olan irtica eşliğinde…

      Cahiliye gözü dönmüşlüğünde her türlü hak gaspının var olduğunu okuyoruz.

      Bugün dünyanın her bölgesinde hak gasplarının dökümü çıkarıldığında geçmişin cahiliyesinin, bugünün cahiliyesinin yanında üç suyla yıkanmış kadar farklı olduğuna kanat getirebiliriz.

      Haber ahlakı ölüyor/öldürülüyor durmadan…

      Kalem ve ahlakı birbirinden ayırmayanlar bu ölüme mani olmanın yollarını arıyor fakat birileri ısrarla “haberde ahlakın ölümünü” çağırıyor.

      Ruh çağırma seansları düzenler gibi, masa başı, şişirme, ötekinin hukukunu pervazsıca çiğneme üzerine haber üretme seanslar yapılıyor. Hangi fincanın altında ses gelecek diye bekleyenlerin yerini hangi konuda haber “üretilecek” diye konuşanlar alıyor.

      Hukukun ahlakı öldürülüyor birileri tarafından…

      Kimi güçler hukuku ideolojik pencereden görülen ve penceresine göre alkışlanan bir “şey” olarak görüyor.

      Oysa hukuk bir değerdir. Değer ahlakla vardır. Bir “şeyin” özündekini yani ahlakı alırsanız o “şey” değer olmaktan çıkar.

      Belki Sokrat’a idam kararı verenler hukukta ahlakın nasıl öldürüleceğini gösterdiler. Ve belki de o günden sonra hukukun ahlakının ölümünü konuşur olduk. Ve belki de o günden beri, hukukun ahlakını öldürenler birbirlerini besliyor.

      Evet, bütün bu alanlarda ve başka alanlarda ahlakın ölümünü hep birlikte seyrediyoruz.

      Ama bazılarımız başka şeyler konuşmayı ülkenin faydasına sanıyor. Oysa bu sanmak, bu zan ülkeyi ve dünyayı bir felakete, çıkmaza sürüklüyor. Zaten zan denilen şey ahlakı öldüren en büyük silahlardan…

      Ortada bir anafor var.

      Bu görüntü bir inat görüntüsüdür. İnadına, ülkeyi ve insanı bu anaforun içine itmek isteyenler var. Tabi bir de, kendi taraftarlarına ip uzatarak, evet hepimiz bu anaforun içinde kaybolabiliriz veya bu girdap hepimizi yutabilir ama sizin elinizde ip var, hem biz de kenarda size yardımcı oluruz diyenler bulunmaktadır.

      İp delildir aslında, ahlakı öldürenlerin aleyhine şahitlik yapacak olan delil…

      Ahlakın ölümü öyle bir girdap oluşturur ki, kenarda duran çokbilmişleri de içine çeker. Delilleriyle birlikte anafor yutar kendilerini…

      Belki bu tehlikeye işaret eden Alexis Carel “Din ve ahlak duygularının zayıflaması, zekânın zayıflaması kadar tehlikelidir” derken önemli bir uyarıda bulunmaktadır.

      Ülkenin ve dünyanın iyiliği için bu inattan vazgeçmek gerekiyor.

      Ötesi yok, ahlakın ölümü hepimizi; düşünce ve ideoloji ve inanç ayrımı yapmadan felakete sürüklemektedir.

      Mevlana Celaledin-i Rumi’nin ifadesiyle: “Edepsizin kötülüğü yalnız kendisine değildir/ Belki bütün dünyaya karışıklık, ateş verir.” (Timaş yayınları, Süleyman Nahifi tercümesi, 1.Cilt sayfa 45)

      Ve bu defaki ahlakın ölümünü bir tufanın dahi temizleyeceğini sanmıyorum. Bunun sonu tufan değil kıyamettir.

      Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen peygamberimize (s.a.v) gönülden kulak verme zamanıdır şimdi…

      O “sizin hayırlınız ahlaken güzel olandır” buyurmaktadır.

      İnsanın ahlakiliği diriltmek için çabasını arttırmaktan başka çaresi yoktur.

      Maide suresinde buyrulduğu gibi; İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın!

      Necip CENGİL

      #692866
      Anonim

        Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen peygamberimize (s.a.v) gönülden kulak verme zamanıdır şimdi…

        inşaallah verebiliriz saya inşaallah

        #692869
        Anonim

          Ve bu defaki ahlakın ölümünü bir tufanın dahi temizleyeceğini sanmıyorum. Bunun sonu tufan değil kıyamettir.

          umutlar tükenmek üzere…:( 🙁

          #692872
          Anonim

            ‘ÇARESİZLİĞE DÜŞMEYİN’ bunu unutmayalım bu RAHMAN VE RAHİM OLAN RABBİMİZİN BİZE BİR VAADİ DEĞİL Mİ?
            kudretinden sua olunmaz bir bakarsın ikindi yağmuruyla yıkamıştır gözleri ve gönülleri ALLAH bir tufan daha yaşatmasın
            belki de bahara yaklaştık ha ne dersin zemherirden sonra gelir bahar

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.