- Bu konu 7 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Haziran 2008: 09:48 #639641
Anonim
Ey insan-ı müşteki! Sen ma’dum kalmadın,vücud ni’metini giydin,hayatı tattın;camid kalmadın,hayvan olmadın. İslamiyet ni’metini buldun;dalalette kalmadın,sıhhat ve selamet ni’metini gördün; ve hakeza
Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki,Cenab-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı ni’met olan vücud mertebelerine mukabil şükretmeyerek imkanat ve ademiyyat nev’inde ve senin eline geçmediği ve sen layık olmadığın yüksek ni’metlerin sana verilmediğinden batıl bir hırsla Cenab-ı Haktan şekva ediyorsun ve küfran-ı ni’met ediyorsun?.. acaba bir adam;minare başına çıkmak gibi ali derecatlı bir mertebeye çıksın,büyük makam bulsun,her basamakta büyük bir ni’met görsün;o ni’metleri verene şükretmesin ve desin:”Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım” diye şekva ederek ağlayıp sızlasın. Ne kadar haksızlık eder; ve ne kadar küfran-ı ni’mete düşer; ne kadar büyük divanelik eder; divaneler dahi anlar…
Ey kanaatsız hırslı ve iktisadsız israflı ve haksız şekvalı gafil insan! Kat’iyyen bil ki:Kanaat,ticaretli bir şükrandır; hırs, hasaretli bir küfrandır.Ve iktisad ni’mete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır. İsraf ise,ni’mete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış.Tahammül etmezsen ”Ya Sabur” de sabır iste; hakkına razı ol, teşekki etme. Kimden kime şekva ettiğini bil, sus.Herhalde şekva etmek istersen; nefsini Cenab-ı Hakka şekva et; çünkü kusur ondadır.29 Haziran 2008: 10:52 #693517Anonim
Allah razi olsun…
29 Haziran 2008: 12:18 #693519Anonim
GuLSerbeti;17226 wrote:Allah razi olsun…ecmain olsun
3 Temmuz 2008: 13:56 #693722Anonim
rahmet-i sonsuz yüce rabbim haddimizi bilemiyor ve sen gibi merhameti sonsuzu merhametsiz kullarına şikayet eder olduk af eyle…kardeş allah razı olsun…
4 Temmuz 2008: 10:10 #693741Anonim
ecmain olsun
19 Aralık 2008: 09:24 #724228Anonim
ALLAH razı olsun nurinisa kardeşim
19 Aralık 2008: 09:28 #724229Anonim
şükür konusuna açıklamalı bir şekilde ihtiyacım var.
yazan olursa çok sevinirim
19 Aralık 2008: 10:44 #724230Anonim
nurinisa;17221 wrote:Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış.
Tahammül etmezsen ”Ya Sabur” de sabır iste; hakkına razı ol, teşekki etme.
Kimden kime şekva ettiğini bil, sus.Herhalde şekva etmek istersen; nefsini Cenab-ı Hakka şekva et; çünkü kusur ondadır.
Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl.
Zîrâ feryad belâ ender, hatâ ender belâdır; bil.Belâ vereni buldunsa, atâ ender, safâ ender belâdır, bil.
Bırak feryâdı, şükür kıl; mânend-i belâbîl demâ keyfinden güler hep gül mül.17. Söz | 188
19 Aralık 2008: 12:07 #724235Anonim
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan tekrar ile;
“Hâlâ şükretmezler mi?” (Yâsin Sûresi, 36:35, 73.); “Şükredenleri elbette mükâfatlandıracağız.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3:145.); “Şükrederseniz nimetimi elbette arttırırım.” (İbrahim Sûresi, 14:7.); “Yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” (Zümer Sûresi, 39:66.) gibi âyetlerle gösteriyor ki, Hâlık-ı Rahmân’ın, ibâdından istediği en mühim iş şükürdür. Furkan-ı Hakîmde gayet ehemmiyetle şükre dâvet eder. Ve şükür etmemekliği, nimetleri tekzip ve inkâr sûretinde gösterip, “Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” (Rahmân Sûresi, 55:13.) fermanıyla, Sûre-i Rahmân’da şiddetli ve dehşetli bir surette otuz bir defa şu âyetle tehdit ediyor, şükürsüzlüğün bir tekzip ve inkâr olduğunu gösteriyor.
Evet, Kur’ân-ı Hakîm, nasıl ki şükrü netice-i hilkat gösteriyor. Öyle de, Kur’ân-ı kebîr olan şu kâinat dahi gösteriyor ki, netice-i hilkat-i âlemin en mühimi şükürdür. Çünkü, kâinata dikkat edilse görünüyor ki, kâinatın teşkilâtı şükrü intaç edecek bir surette, herbir şey bir derece şükre bakıyor ve ona müteveccih oluyor. Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi şükürdür. Ve şu kâinat fabrikasının çıkardığı mahsulâtın en âlâsı şükürdür.
Çünkü, hilkat-i âlemde görüyoruz ki, mevcudat-ı âlem bir daire tarzında teşkil edilip, içinde nokta-i merkeziye olarak hayat hâlk edilmiş. Bütün mevcudat hayata bakar, hayata hizmet eder, hayatın levazımatını yetiştirir. Demek, kâinatı hâlk eden Zat, ondan o hayatı intihap ediyor.
Sonra görüyoruz ki, zîhayat âlemlerini bir daire suretinde icad edip, insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor. Adeta, zîhayatlardan maksud olan gayeler onda temerküz ediyor; bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp ona hizmetkâr ve musahhar ediyor, onu onlara hâkim ediyor. Demek, Hâlık-ı Zülcelâl, zîhayatlar içinde insanı intihap ediyor, âlemde onu irade ve ihtiyar ediyor.
Sonra görüyoruz ki, âlem-i insaniyet de, belki hayvan âlemi de bir daire hükmünde teşkil olunuyor ve nokta-i merkeziyede rızık vazedilmiş. Bütün nev-i insanı ve hattâ hayvânâtı rızka adeta taaşşuk ettirip, onları umumen rızka hâdim ve musahhar etmiş. Onlara hükmeden rızıktır. Rızkı da o kadar geniş ve zengin bir hazine yapmış ki, hadsiz nimetleri câmidir. Hattâ rızkın çok envâından yalnız bir nevinin tatlarını tanımak için, lisanda kuvve-i zâika namında bir cihazla mat’ûmat adedince mânevî, ince ince mizancıklar konulmuştur. Demek, kâinat içinde en acip, en zengin, en garip, en şirin, en câmi, en bedî hakikat rızıktadır.
Mektubat | 348 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.