- Bu konu 12 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Temmuz 2008: 14:54 #639902
Anonim
Yaşlı bey huzursuzlanmış; acelesi olduğunu, röntgen istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum’ demiş.
Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz, deyince.
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile, Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor, demiş.
Hemşireler hayretle Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz? diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle Ama ben onun kim olduğunu biliyorum demiş.
(ALINTI)14 Temmuz 2008: 22:52 #694495Anonim
vefayı istanbulun bir semti sanan nicelerine örnek olsun inş…:(
4 Ağustos 2008: 09:42 #696049Anonim
Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür.
Onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar.
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar.Yakınlarda ki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi
kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler.
Ama Hintli adam şöyle der:
“Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?”Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliğinizden vazgeçmeyin.
Etrafınızda ki insanlar sizi soksalar da.
gerçek sevgiyi yaşayabilen olun inş.4 Ağustos 2008: 10:31 #696072Anonim
ikiside birbirinden güzeldi eyvallah!! sağolasın
4 Ağustos 2008: 12:24 #696090Anonim
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: ‘Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?’diye. ‘Bakın göstereyim’ demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş ‘Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz’ diye bir de şart koymuş. ‘Peki’ demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine ‘Şimdi…’ demiş ermiş. ‘Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.’ Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. ‘Buyurun’ deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
‘İşte’ demiş ermiş. ‘Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktı r şüphesiz.
Şunu da unutmayın: Hayat pazarında Alan değil, Veren kazançlıdır her zaman.
4 Ağustos 2008: 13:56 #696101Anonim
zeyhak ın paylaştığı bu mesele Osmanlının zeka testlerinden biridir..
devşirilen küçük çocuklar üzerinde çorba dolu taslar ve bu uzun kaşıklar olan sofraya oturtulur ve haydi buyurun yiyin denir.. up uzun kaşıkla kendi çorba içmeye kalkanlar elenirler, kaşığı karşısındakinin tasına daldırıp karşısındakinin ağzına uzatan Sokullu gibileri de tarihe adını yazdırmışlardır…
4 Ağustos 2008: 13:57 #696102Anonim
ARİF;21715 wrote:Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür.
Onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar.
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar.Yakınlarda ki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi
kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler.
Ama Hintli adam şöyle der:
“Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?”Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliğinizden vazgeçmeyin.
Etrafınızda ki insanlar sizi soksalar da.gerçek sevgiyi yaşayabilen olun inş.
çok güzel maşallah, maharet etrafın sokmasına karşı sevmeye devam edebilmek…
14 Ekim 2008: 09:46 #702466Anonim
buda gerçek mutluluk olsa gerek…
Üzerinde en iyi giysisi bulunduğu halde yemek odasına hızla girdi. O gece bir toplantısı vardı ve hazırlanmaya çalışıyordu. Hazırlıklarını süratle sürdürürken gözü dört yaşındaki kızına ilişti. Kızı, radyodaki müziğin ritmine ayak uydurmuş dans ediyordu.
Geç kaldığı için acele ediyordu. Fakat içinden gelen bir sese uyarak kızını seyretmeye başladı. Sonra ona eşlik etmeye başladı. Kızının elinden tutmuş onunla birlikte dans ediyordu. Yedi yaşındaki kızının gruba katılmasıyla büyük bir coşku başladı. Üçü birden yemek odasında başlayıp, salonda biten çılgın bir dans sergilediler. Radyodaki şarkı bir anda bitiverdi; tabii dans da… İkisinin de yanaklarından küçük bir öpücük alarak onları banyoya yolladı.
Küçük kızlar merdivenleri nefes nefese çıktılar. Anneleri seslerini duyabiliyordu. Eğilmiş, iş çantasına dosyalarını yerleştirirken, küçük kızın ablasına, “En iyi anne bizim annemiz, değil mi?” dediğini işitti.
Kadın birden dondu kaldı… Kendini yaşamın koşturmacasına kaptırıp, o güzel anı kaçırmak üzere olduğu için suçladı. Ofisinin duvarlarını süsleyen ödülleri, diplomaları geldi aklıma. Elde ettiği hiçbir başarı, hiçbir ödül bunun yerini tutamazdı: “En iyi anne bizim annemiz, değil mi?”
(kaynak moral dergisi)10 Nisan 2009: 14:26 #738306Anonim
–Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde eksilmeyendir. Muaz
-İnsan sevdiğiyle beraberdir. Hadis-i Şerif
-Sevgin yoksa dost arama. Sadi Şirazi
-Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir. Goethe21 Nisan 2009: 11:23 #740100Anonim
BEYLER HANIMLARIN SİTEMLERİNİ NİÇİN HOŞGÖRMELİ?
Evde zaman zaman tartışmalar oluyor, bundan ciddi şekilde de huzursuzluk duyuyordu. Gerçi kendisi bu tartışmalarda sessiz kalmıyor, diline geleni de hanıma söylemekten çekinmiyordu. Ama yine de tatmin olmuyor, büyük bir haksızlığa uğradığını düşünüyordu.
Hatta bunun, halife Hazreti Ömer’e şikâyeti gerektirecek bir durum olduğuna da inanıyordu.
Yine bir gün aynı şekilde bir tartışmaya girince aklına koyduğunu hemen tatbik etmek isteyerek doğruca halifenin evinin yolunu tuttu. Maksadı belliydi. Hanımın bu huysuzluğunu bir bir anlatacak, böylece halifeden gelen ceza tavsiyesini hem de olanca şiddetiyle evde uygulayacaktı.
İşte bunun için gelmişti halifenin kapısına kadar. Ancak o sırada garip şeyler oldu. Evden sesler geliyordu. Kulağını ister istemez kabartınca durumu anlamakta gecikmedi. Halifenin hanımı da tıpkı kendi hanımı gibi sözler söylüyor, halifeye sitemler yağdırıyordu. Herkesin titrediği koskoca halife Hazret-i Ömer ise bunları sessizce dinliyor, yer yer cevaplar veriyor; ama asla kızmıyor, kızma gereği de duymuyordu.
Durumu anlayınca vazgeçti kendi hanımını şikâyetten. Tam geriye dönmek üzere iken, açılan kapıdan halifenin sesi duyuldu: – Ey ALLAH’ın kulu, nereye gidiyorsun, ben buradayım, gel meselen ne ise sor.
– Şey.. dedi. Şeyi söyleyecektim de.
– Neyi söyleyeceksen söyle, çekinme. İster istemez açmak zorunda kaldı meselesini:
– Ben hanımımı şikâyete gelmiştim, gördüm ki senin hanımın da tıpkı benimki gibi sözler söylüyor, sitemler yağdırıyor. Sen ses çıkarmıyor, geçiştiriyorsun. Bunun için ben de vazgeçtim şikâyetten. Geri dönüyorum.
Burada hanımın hakkını açıklama gereği duyan halife, şöyle izah etti durumu:
– Bak, dedi bu hanımın bana olan iyilikleri, hizmetleri, sabır ve tahammülleri öylesine çok ki, bazen yaratılıştan gelen bu hissîliklerine karşılık verip de kızmak gelmiyor içimden.
Bundan sonrasını da şöyle sıraladı, Hazret-i Ömer:
– Benim evimi o bekliyor, o temizliyor, yemeğimi o hazırlıyor, çamaşırımı o yıkıyor, çoluk çocuğuma o bakıyor. Daha sayamayacağım nice hizmetleri ve iyilikleri bırakmıyor ki onun yaratılıştan gelen hissîliklerine kızıp da kırıcı şekilde karşılık vereyim, kusuruna bakayım, yuvamın huzurunu bozayım.
Bu açıklamalar şimşekler gibi çaktı beyninde. Düşünmeye başladı. Şimdi geriye iyice dönmüş, söylenerek gidiyordu evine: – Ben Hazret-i Ömer’den daha büyük biri olamam. O öyle davranıyor, bana ne olmuş ki, ben alınıyor, ille de karşılık verip bir geçimsizlik sebebi olarak görüyorum, yuvamın huzurunu bozuyorum? O nasıl anlayış gösteriyorsa benim de benzeri şekilde anlayış gösterip sabretmem gerek.
Daha da derinleştirmeye başladı düşüncesini:
– Demek beni doldurup kızdıran nefsimmiş, nefsime kuvvet veren şeytanımmış ki, evimde huzurumu kaçırıp yuvamı yıkma kızgınlığına itiyor beni. Karar verdi kendi kendine:
– Ey şeytan! Bundan sonra boşuna vesvese verme bana, uymayacağım çünkü sana. Benim şaşmaz örneğim ALLAH’ın Rasûlünün (sav) halifesi Hazret-i Ömer olacaktır. Ben, ondan daha hiddetli ve şiddetli olabilir miyim?
RABBİM hakiki manada emanet bilincine sahip yüreklerin sayısını artırsın…
gerçek sevgi adına güzel bir örnek.
21 Nisan 2009: 11:59 #740108Anonim
bu konuyu yenilemeniz iyi olmuş…
çok ibret verici ve etkileyici…
Allah(c.c.)razı olsun sizden…21 Nisan 2009: 12:46 #740119Anonim
ARİF;21715 wrote:
Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliğinizden vazgeçmeyin.
Etrafınızda ki insanlar sizi soksalar da.gerçek sevgiyi yaşayabilen olun inş.
Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliğinizden vazgeçmeyin.
Etrafınızda ki insanlar sizi soksalar da.(BU BİRAZ ZOR)ama inşALLAH gerçek sevgiyi yaşayabilenlerden oluruz
paylaşım için ALLAH RAZI OLSUN
21 Nisan 2009: 15:11 #740132Anonim
ARİF;21715 wrote:
Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliğinizden vazgeçmeyin.
Etrafınızda ki insanlar sizi soksalar da.gerçek sevgiyi yaşayabilen olun inş.
bazen öyle bir can yakiyorlarki kizip bir daha konusmak istiyor insan sonra düsününce ben böyle yaparsam karsimdakinden hic farkim kalmaz diye hemen vaz geciyor allah hakiyla sevenlerden etsin insallah.:010:
22 Nisan 2009: 09:12 #740178Anonim
VUSLAT;120668 wrote:bu konuyu yenilemeniz iyi olmuş…
çok ibret verici ve etkileyici…
Allah(c.c.)razı olsun sizden…RABBİM sizlerden ve tüm kardeşlerimizden razı ve hoşnut olsun….
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.