- Bu konu 4 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Eylül 2008: 13:46 #641140
Anonim
Başlığı okuyunca “yalanın siyahı beyazı mı olurmuş” deyip yadırgayanlarınız olacağına eminim. Ama sıkı durun; varmış! Ama istisnai hükümler arasındaymış.
Din ve diyanet adına faydalı olunacağına inanıldığında müracaat edilecek bir metotmuş!.. Bu sözde düşünceleri “miş’li, muş’lu” üslupla kaleme almam, aslında meseleye bakış açımızı ortaya koyuyor; ama yine de detaylı bilgilere ihtiyacı olanlar için konuyu biraz açalım.
İslami usuller içinde bir meselenin varlığı-yokluğu, doğruluğunu-yanlışlığını tespit etmek için müracaat edilecek ilk kaynak hiç şüphesiz Kur’an ve peşi sıra Hz. Muhammed’in (sas) beyanlarıdır. Sonra da 15 asırlık İslam tarihi sürecinde ulemanın bu konulardaki yorumları ile pratik hayata yansımalarına bakılır. Kur’an, Türkçemizde de yaygın olarak kullanılan ‘kezib’ kelimesi ile tam 33 yerde yalandan bahsetmekte ve her birinde yalanın Hak katındaki yerini, yalan söyleyenlerin dünyevi ve uhrevi akıbetlerini nazara vermektedir. Gariptir, bu ayetlerin hiçbirinde beyaz yalanın varlığı düşüncesine sahip olanları haklı çıkaracak ne bir sarahat ne dalalet ne işaret ne de ima bulmak mümkündür. Efendimiz’e (sas) gelince; onların emin insan olmaları peygamberlik hayatları ile birlikte başlamış değildir. Zira peygamberlik öncesi hile, yalan, entrika ile dolu bir hayata sahip olma, insanlığa dünyevi ve uhrevi kurtuluş vaat eden mesajın mahiyetine dokunacaktır. Onun içindir ki hiçbir peygamber ne peygamberlik öncesi ne de sonrası ne halka ne de Hakk’a karşı yalan söylemiştir. İsterseniz siz hemen buradan şu sonucu çıkarabilirsiniz: “Günümüzde peygamberlik mesleğini ifa eden gönüllüler de, aynı vasıflara sahip olmak zorundadır.” Nitekim iradi olarak hak ve hakikatın tercümanlığını yapmaya soyunmuş olan insanların evvel emirde tebliğ, ismet, emanet, fetanet ve sadakat vasıflarına sahip olması gerektiği şimdiye kadar binlerce defa ifade edilmiş değil midir? Efendimizin (sas) konu ile alakalı beyan buyurduğu birkaç hadisi aktarayım: “Şu dört şey kimde bulunursa tam bir münafık olur. Bunlardan biri kendisinde bulunan kimse de, onu terk edinceye kadar bir münafıklık vasfını taşır: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, anlaşma yaptığı zaman vazgeçer, düşmanlık yaptığı zaman da sınırı aşar ve daha çok kötülükte bulunur.” “Dostuna yalan söylüyorsun; o da seni doğru biliyor ve güveniyor. Bu ne büyük bir ihanettir!” “Bana altı şey hakkında tekeffülde bulunun; ben de sizin cennete gireceğinize tekeffülde bulunayım: Konuştuğunuz zaman doğruyu konuşun…” “Size doğru olmanızı emrederim; çünkü doğruluk iyi olmaya, iyilik cennete götürür. İnsan doğrulukta sebat ederse, Allah katında ‘sıddık’ diye yazılır. Sizi yalan söylemekten men ederim; çünkü yalan suç işlemeye, günaha (fücura) sürükler, o da cehenneme götürür. İnsan yalan söyleye söyleye Allah katında “yalancı” olarak yazılır.” Nedir sıdk, kimdir sıddık veya kezzab? Küçük bir tasarrufla Hocaefendi’den takip edelim: “Sıdk, Hakk’a ulaştıran yolların en sağlamı, sadıklar da bu vuslatın talihli namzetleridir. Sıdk, amelin ruhu ve özü, düşünce istikametinin de en yanıltmaz mihengidir. Sıdkla mümin münafıktan, ehl-i cennet de ashab-ı nardan ayrılır. Sıdk, peygamber olmayanlarda bir peygamber vasfıdır ve bu sıfat sayesinde halayık ve kapı kulları sultanlarla aynı nimeti paylaşırlar. Hak yolcusunun her çeşit yalana karşı kapanıp, hayatını doğruluğa göre planlaması, duygu, düşünce, söz ve davranışlarında doğruluğu tabiatının bir parçası haline getirmesi; işte böyleleri sıddık, aksine, tasavvur ve düşüncelerinden davranış ve muamelerine kadar hayatını hilafı vaki çizgide sürdürenler de o ulu divanda kezzab olarak kaydedilir.”
Ahmet KURUCAN
13 Eylül 2008: 14:07 #700129Anonim
Yalan esasında haramdır. Ancak zaruret için mübah olur. Bu istisnaya, yani zaruret için mübah oluşuna Ümmü Gülsüm’den rivayet edilen şu hadîs-i şerîf delâlet eder. Ümmü Gülsüm şöyle diyor:
Hz. Peygamber’in yalanın hiçbir şekline ruhsat verdiğini duymadım. Ancak üç yer müstesna:
1.Kişinin, müslümanların arasını bulmayı ve ıslah etmeyi kasdettiği söz.
2.Kişinin savaş halinde müslümanların faydası için söylediği söz.
3.Kişinin hanımına, hanımın da maslahat için kocasına konuşması.186
Yine Ümmü Gülsüm’ün rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
İki kişinin arasını ıslah etmek için yalan söyleyen veya yalanı kendiliğinden katan bir kimse yalancı değildir.
Yezid’in kızı Esma Hz. Peygamber’den (s.a) şöyle rivayet ediyor:
Yalanın hepsi, Ademoğlu’nun defterine yazılır. Ancak iki müslümanı barıştırmak için yalan söyleyen kişinin yalanı müstesna.
Ebu Kâhil’den şöyle rivayet ediliyor: Ashâb-ı kiramdan iki kişinin arasında kılıç kılıca gelecek derecede münakaşa oldu. Ben onların birisiyle karşılaştım ve kendisine ‘Seninle filan adamın arası niçin bozuldu? Oysa o, seni övüyor, medh-u senâ ediyor’ dedim. Sonra öbürüne rastladım, aynı şeyleri ona da söyledim. Böylece onların ikisini barıştırdım. Sonra dedim ki bu iki kişinin arasını buldum ama nefsimi de helâk ettim. Bunun üzerine Hz. Peygamber’e gittim hâdiseyi anlattım. Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
Ey Ebu Kâhil! Yalanla da olsa halkın arasını bul!
186)Müslim
187)Müslim, Buhârî
188)İmam Ahmed
189)Adı Kays b. Âiz’dir
190)Taberânî15 Mart 2009: 13:11 #734518Anonim
—Anneciğim nereye gidiyorsun?
—Doktora gidiyorum yavrum, sen burada kalacaksın, yoksa sana ‘cıss’ yaparlar.KÜÇÜK ÇOCUK, DOKTORA GİTMEKTENSE evde kalmayı ‘tercih etmiş’ ve annesi alışverişi yalnız yapabileceği bir fırsat bulmuştu. Çıkarken anne kızkardeşine ne kadar süre dışarıda kalacağını, nereye gideceğini fısıldıyordu, telaşlıydı. Çocuğunun kendisini duyduğunun farkına varmadı, çocuk da hissettirmedi ve hiç sesini çıkarmadı.
Anne bu beyaz yalanlardan ötürü kendisini çok huzurlu hissediyordu. Hem rahat gezmeye gidebiliyor, hem de çocuğunu ağlatmamış oluyordu.
Doktora gitmeler ve buna benzer durumlar devam etti.Bir defasında anne telefonda konuşurken doğru olmayan birşeyler söylemiş, ve çocuk dayanamayıp “Neden doğruyu söylemiyorsun anne?” demişti. Annenin cevabı hazırdı: “Evladım, bazen doğruları söylememek gerekebilir, tabiî ki yalan söylemek çok yanlış birşey, ama bu farklı bir durum. Sen sakın yalan söyleme, olur mu yavrum.”
Bu ve bunun gibi diyaloglar maalesef yakın ve uzak çevremizde sıkça şahit olduklarımızdan…
Anne, herşeyden önce, küçüklerin zihince hiç de küçük olmadığını unutuyor ve en önemli kavramlardan biri olan ‘güven’i sağlamak yerine, kendisine inanılmayan, sözü doğru olmayan bir insan profili çiziyor. “Çocuğumun o saat ağlamaması mı daha mühim, yoksa doğruluk anlayışının sarsılması mı?’’ gibi muhasebeler yapılmıyor. Tüm bunlara rağmen, anne bir de kendini ‘iyi’ hissedebiliyor.İnsanlar bu tutumlarıyla beyaz kaldıklarını düşünürlerken, farkında olmadan yüreklerine kara lekeler sıçratıyorlar. Kendinizi düşünün: Size yalan söylenmesini kabul edebilir misiniz? Size bir defa yalan söylemiş bir kimsenin bundan sonraki sözlerine tümüyle güvenebilir misiniz?
Kalbimiz eğer yalan söylememek hakikatine ermişse, artık bu eylemden nefret eder hale gelmişsek, Allah’tan korktuğumuz için, hakka girmemek için ve emin bir insan olmak için yalan söylemiyorsak, işte o zaman fark ederiz, beyaz yalanların hiç de beyaz olmadığını…Bizler doğruluğu, el-Emîn olan Efendimizden (a.s.m.) öğrendik. Çocuklara yalan söylemenin diğer yalanlardan farklı olmadığını da ondan (a.s.m.) öğrendik.
Hem bizler de çocuk değil miydik? ‘Ben’ diye başlayarak anlattığımız hadiseler çocukluğumuzu da kaplamıyor mu? Bir çocuk, yetişkin bir insan kadar kıymet görmeli. Bir ağaca fidanken hassasiyet göstermesek, sağlam bir şekilde ağaç halini alabilir mi? Öyleyse insanın ruhaniyetini de doğrulukla beslemek, bir insan dünyaya gözlerini açtığından itibaren ona böyle davranmak gerekmiyor mu?
Biz insandan bahsediyoruz. Allah Resulü (a.s.m.) ise, bırakın insanları, hayvanlara karşı dahi emin olduğunu bize yaşantısıyla gösteriyor.
Bir sahabenin, atını yanına getirmek için sanki elinde atın yiyebileceği birşey varmış gibi davranması onu (a.s.m.) öyle rahatsız ediyor ki, bu sahabiyi yanına çağırıp yaptığının yanlış olduğunu bildiriyor. (Buhârî, İman, 24; Müslim, İman, 107)Günümüzde ise yalan etiketlenip, süslenip insanlara sunuluyor, bunun bir adı bazen mazeret oluyor, bazen küçük yalan, beyaz yalan, bazen ise eksik söylemek oluyor.
—Neden dersine çalışmadın?
“Hastaydım öğretmenim.”
—Çocuklar sizin sınav kağıtlarınız birbirine benziyor.
“Hocam, biz birlikte çalışmıştık.”
—Tekin Bey, neden geç kaldınız?
“Kusura bakmayın efendim, bindiğim otobüsün lastiği patladı.”
Zayıf not korkusuyla uydurulan mazeretler, geç kalındığında patron ile kötü olmamak için söylenen ‘beyaz’ yalanlar, bilgi bencilliği durumlarında ‘bilmiyor’ gibi davranmalar..Bunlar artık öyle doğal karşılanıyor ki, söylemeyenlerin ayıplandığı görülüyor. Suçunu itiraf eden mahkum yadırganıyor. Mazeret uydurmayanlara şaşkın gözüyle bakılıyor.
Ondört asır öncesinden günümüzü aydınlatan Asr-ı Saadet’e bakalım: Onlar böyle şeyler yaşamadılar mı?
Muhakkak yaşadılar..Sahabilerden Ka’b b. Malik’e de (r.a.) zor durumda kaldığı bir an mazeret bulması teklif edildi, fakat o büyük insan gerçekte söyleyecek bir mazereti olmadığı için, doğruları olduğu gibi söylüyor. Davranışı sahabilerce ve
Efendimizce (a.s.m.) hoş karşılanmadığı için dışlanıyor, acı çekiyor, buna rağmen doğruluğundan ödün vermiyor. Bir müddet sonra, o ve kendisiyle aynı durumda olan iki arkadaşı hakkında, affedildiklerine dair âyet nazil oluyor (bkz. Tevbe sûresi, 9:118. Doğruluk, Ka’b b. Malik’in kurtuluşu oluyor.
Herşeye rağmen emin olabilmek, şaka bile olsa yalan söylememek, dosdoğru olmak ve el-Emîn olan Hz. Muhammed’e (a.s.m.) yaraşır bir ümmet olmak…
Hepsi bizim elimizde. Beyaz yalanlara müsaade etmemek de, yalanları doğrularla yer değiştirip yüreğimizi bembeyaz etmek de…
Rabia Nazik Kaya
15 Mart 2009: 13:19 #734519Anonim
Herşeye rağmen emin olabilmek, şaka bile olsa yalan söylememek, dosdoğru olmak ve el-Emîn olan Hz. Muhammed’e (a.s.m.) yaraşır bir ümmet olmak…
ALLAH RAZI OLSUN kardeş emeginize saglık..
15 Mart 2009: 13:50 #734537Anonim
kötü olan her huyu değiştirmek niyetiyle Allah razı olsun,yüreğinize sağlık
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.