• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #641479
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim
      Sual:
      Mutezile imamları, şerrin icadını şer telâkki ettikleri için, küfür ve dalâletin hilkatini Allah’a vermiyorlar.
      Güya onunla Allah’ı takdis ediyorlar!
      “Beşer kendi ef’âlinin hâlıkıdır” diye dalâlete gidiyorlar
      rnksohbet.gif
      Hem derler:
      “Bir günah-ı kebireyi işleyen bir mü’minin imanı gider.
      Çünkü Cenâb-ı Hakka itikad ve Cehennemi tasdik etmek, öyle günahı işlemekle kabil-i tevfik olamaz.
      Çünkü dünyada gayet cüz’î bir hapis korkusuyla kendini hilâf-ı kanun herşeyden muhafaza eden adam,
      ebedî bir azâb-ı Cehennemi ve Hâlıkın gazabını nazar-ı ehemmiyete almayacak derecede büyük günahları işlerse, elbette imansızlığa delâlet eder.”

      cevaba geçmeden önce soruyu kısaca özetleyelim
      mutezile mezhebi batıl mezheblerden biridir
      neden batıl olduğunu bu soruda görüyoruz zaten
      diyorlarki Allah şer yaratmaz
      çünkü Allaha yakışmaz
      o zaman cinayet işleyenler zina edenler içki içenleri bu çirkinliklerini kim yaratıyor denilince
      diyorlarki
      onu insanın kendisi yaratıyor kul kendi gunahının yaratıcısıdır
      hem diyorlarki
      bir müslüman Allaha inandığı halde
      cehenneme inandığı halde
      nasıl olurda
      zina eder
      içki içer
      kumar oynar
      yapamaz
      eğer yapıyorsa demekki inanmıyor
      o zaman o kişi kafirdir
      diyorlar
      ne zamana kadar kafirdir ?
      gunah işlemi bitinceye kadar
      o zaman esnasında
      iman kişiden çıkar yukarıda bekler
      gunah bittikden sonra tekrar geri gelir diyorlar.
      Şimdi ustadımızdan harika bir cevab dinleyeceğiz

      Elcevap:
      Birinci şıkkın cevabı şudur ki:
      Kader Risalesinde izah edildiği gibi, halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir.

      kesb kişinin kendi iradesiyle bir fiili işlemesidir.
      Çünkü, halk ve icad umum neticelere bakar
      Bir şerrin vücudu çok hayırlı neticelere mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı, neticeler itibarıyla hayır olur, hayır hükmüne geçer
      Meselâ ateşin yüz hayırlı neticeleri var. Fakat bazı insanlar, sû-i ihtiyarlarıyla ateşi kendilerine şer yapmakla,
      Ateşin icadı şerdir” diyemezler.

      Öyle de, şeytanların icadı, terakkiyât-ı insaniye gibi çok hikmetli neticeleri olmakla beraber, sû-i ihtiyarıyla ve yanlış kesbiyle şeytanlara mağlûp olmakla, “Şeytanın hilkati şerdir” diyemez. Belki o, kendi kesbiyle kendine şer yaptı.
      bu harika misal ile bakarsak
      hınzırın(domuzun) yaratılması
      içkinin yaratılması
      yada sair şerlerin yaratılması
      netice itibariyle hayırdırlar
      şeytanın yaratılması insanın manevi terakkisinde bir zenberektir;
      -Yani şeytanın yaratılması ile daha önceki derslerimizde anlattığımız gibi
      Şeytan insanların makamını arttırmaya veyahut makamlarının düşmesine sebeb oluyor;
      Ufak bir misal verirsek elmas ile kömürü ayırt ettiriyor,
      İnsanın hakiki makamını ortaya çıkarıyor.-
      ama kişi kendi iradesiyle onunla arkadaş olur
      şeytan ona şer oldu
      eğer dinlemeseydi onada şer değil hayr olacaktı
      demek kesb-i şer şerdir yani şerri işlemek şerdir
      halk-ı şer şer değildir yani şerri yaratmak şer değildir.
      Ustad Bediüzzaman yukarıdaki ateş misalini vermiş
      ateş misaline bakarak biraz ufkumuzu açabiliriz ;
      ateş ile yemeklerimizi pişirir, soğuk kış günlerinde ısınır
      ve daha nice ihtiyaclarımızı gidermek için kullanırız.
      Ama biz ateşi bunları yapmak yerine
      ateşin içine elimizi koyar isek o zaman o ateş elimizi yakar.
      Demekki ateşin yaratılması kötü değilmiş.
      Onu kullanmak nasıl kullandığımız bizim hakkımızda
      hayır veya şer olmakta.
      Bir başka misal ile daireyi genişletir isek ;
      Bıçağın yaratılması : biz bıçak ile ekmeği doğrar isek
      hakkımızda hayırlı olur yok ekmek yerine bir adamı doğrar isek
      bu bizim hakkımızda elbette şer olur..
      Ve daha bir çok örnekler ile şerrin yaratılması ve hakkımızda nasıl oloacağını anlıyabiliriz.
      Sair şer olan şeylerde böyledir
      içki her yerde var ama kesbini kötü kullananlar giderler alırlar kendilerine şer yaparlar
      zinayıda kişilerin kendileri kendi irade ve kesbleriyle giderler işlerler kendilerine şer yaparlar
      demek halk-ı şer şer değildir kesb-i şer şerdir
      yani sen o şerri kabul edersen sana şer olur
      Evet, kesb ise, mübaşeret-i cüz’iye olduğu için, hususî bir netice-i şerriyenin mazharı olur;
      o kesb-i şer, şer olur.
      Fakat icad umum neticelere baktığı için, icad-ı şer, şer değil, belki hayırdır.
      İşte Mutezile bu sırrı anlamadıkları için,
      “Halk-ı şer, şerdir; ve çirkinin icadı çirkindir” diye,
      Cenâb-ı Hakkı takdis için, şerrin icadını ona vermemişler, dalâlete düşmüşler, ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî olan bir rükn-ü imaniyeyi tevil etmişler
      .

      ehl-i sünnet ne kadar güzel beynibeyn dir
      sıkıntılı bir tevile luzum bırakmamıştır
      demek ateş misali gibi
      sırrı imtihan gereği günahın yaratılması elzemdir ama bu şer umumi değil hususi o günahı kabul edenedir
      ve günahın yaratılması değil tercih edilmesi şerdir
      mutezile bu sırrı anlayamamıştır
      şerrin icadını ve yaratılmasını kul a vermiştir
      kulu yaratmada Allaha eş koşmuştur
      şerik yapmıştır.
      Ve imanın bir rüknü olan
      Kadere, hayrın ve şerrin Allahtan olduğu olan şartına uymamışdır
      İkinci şık ki,
      “Günah-ı kebireyi işleyen nasıl mü’min kalabilir?” diye suallerine cevap ise:

      Evvelâ, sabık işaretlerde onların hatası kat’î bir surette anlaşılmıştır ki, tekrara hâcet kalmamıştır.
      Saniyen, nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir.
      evet bu hepimizin nefsinde olan bir özelliktir
      peşin az ücreti vadeli çok ücrete tercih ederiz
      çünkü ileride ya gelmezse şüphesi vardır
      ama peşin olsun az olsun derlerya
      bunu nefs tercih eder
      peşin bir tokadı istemez
      ileride 10 tokada razı olur
      çünkü ileride o 10 tokadın gelmeme ihtimalini taşır
      Hem insanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez.
      Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder.
      Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azâb-ı müeccelden ziyade çekinir.
      Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar
      Şu halde, kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir.

      evet o anda insanda kalbinde iman olduğu halde ama nefsi ve heva ve hislerin yoğunluğu ve sıkıştırması ile o büyük günahı işler zira kalbi mağlubdur.
      Hatta Ustad bediüzzaman Risale-i Nurun sair kısımlarında der;
      İnsanda bazı hissiyatlar varki o hissiyatlar iradeyi dinlemez
      insan o hissiyatlarına mağlup düşer diye.
      İşde bu nedenlerdendir ki büyük ve kücük günahları işlemek imansızlıkdan gelmiyor..
      Hatta öle ki bu gunahları işledikden sonra imanlı kalb bir vicdan azabı cekebiliyor;
      Pişman oluyor ve hatasını anlıyor
      dergah-ı ilahiyeye iltica ediyor,
      tevbe ve istiğfar ile belki gunahı işlemeden önceki halinden daha çok
      ibadet ve tefekkür ile o gunahına yakarıyor,
      bilmeden mertebesini arttırıyor terakki ediyor..
      Hem sabık işaretlerde anlaşıldığı gibi, fenalık ve hevesat yolu, tahribat olduğu için, gayet kolaydır. Şeytan-ı ins ve cinnî, çabuk insanları o yola sevk ediyor.
      bu konuyu önceki konularda izah etmiştik,
      diğer derslerimizi ve önceki işaretleri okuyabilirsiniz..
      Gayet câ-yı hayret bir haldir ki, âlem-i bekanın-nass-ı hadisle-sinek kanadı kadar[1] bir nuru, ebedî olduğu için, bir insanın müddet-i ömründe dünyadan aldığı lezzet ve nimete mukabil geldiği halde, bazı biçare insanlar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip şeytanın arkasında gider.
      “Dünyanın Allah katında sinek kanadı kadar bir değeri olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su bile içemezlerdi.” Tirmizî, Zühd: 13; İbni Mâce, Zühd: 3; Müsned, 5:154, 177.
      bir rivayettede
      dunyanın bin sene mesudane hayatı cennetin bir saatine mukabil gelmiyor diyor ustadımız
      ama insan dunyanın 1 dk lık lezzetine cennetini feda eidyor
      şeytanın arkasında gidiyor
      İşte bu sırlar içindir ki, Kur’ân-ı Hakîm, mü’minleri pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile, günahtan zecir ve hayra sevk ediyor.
      Bir zaman Kur’ân-ı Hakîmin bu tekrar ile şiddetli irşâdâtı bana bu fikri verdi ki,
      bu kadar mütemâdi ihtarlar ve ikazlar, mü’min insanları sebatsız ve hakikatsiz gösteriyorlar. İnsanın şerefine yakışmayacak bir vaziyet veriyorlar.
      Çünkü, bir memur, âmirinden aldığı birtek emri itaatine kâfi iken, aynı emri on defa söylese, o memur cidden gücenecek.
      Beni itham ediyorsun; ben hain değilim” der. Halbuki, en hâlis mü’minlere Kur’ân-ı Hakîm musırrâne, mükerrer emrediyor.
      Bu fikir benim zihnimi kurcaladığı bir zamanda, iki üç sadık arkadaşlarım vardı. Onları şeytan-ı insînin desiselerine kapılmamak için pek çok defa ihtar ve ikaz ediyordum

      “Bizi itham ediyorsun” diye gücenmiyorlardı. Fakat ben kalben diyordum ki: “Bu mütemâdiyen ihtarlarımla bunları gücen-diriyorum, sadakatsizlikle ve sebatsızlıkla itham ediyorum.”
      Sonra, birden, sabık işaretlerde izah ve ispat edilen hakikat inkişaf etti.
      O vakit, o hakikatle hem Kur’ân-ı Hakîmin tam mutabık-ı mukteza-yı hal ve yerinde ve israfsız ve hikmetli ve ithamsız bir surette ısrar ve tekrârâtı yaptığı ve ayn-ı hikmet ve mahz-ı belâgat olduğunu bildim. Ve o sadık arkadaşlarımın gücenmediklerinin sırrını anladım. O hakikatin hülâsası şudur ki:
      Şeytanlar, tahribat cihetinde sevk ettikleri için, az bir amel ile çok şerleri yaparlar. Onun için, tarik-i hakta ve hidayette gidenler, pek çok ihtiyat ve şiddetli sakınmaya ve mükerrer ihtârâta ve kesretli muavenete muhtaç olduklarındandır ki,
      Cenâb-ı Hak, o tekrarat cihetinde bin bir ismiyle ehl-i imana muavenetini takdim ediyor
      ve binler merhamet ellerini imdadına uzatıyor. Şerefini kırmıyor, belki vikaye ediyor. İnsanın kıymetini küçük düşürtmüyor, belki şeytanın şerrini büyük gösteriyor.

      Hatta ebeveynler , anne ve babalar;
      evlatlarını defalarca uyarırlar ve dafalarca aynı nasihatte bulunurlar,
      hatta öle ki bazı evlatlar bu uyarı ve nasihatlerin kıymetini anlamaz defalarca tekrarlamalarından sıkılırlar.
      Halbu ki o ebeveynler evlatlarının iyiliğini ve güzelliklerini düşündüklerinden
      şeytanın ve nefsin ve şerli insanların çok olmasından onların kötülüklerine alet olmaması, kötülüğe nefsin meyilli olmasından defalarca tekrar ederler,
      kendi merhametleri ve şefkatleri ve ebeveyn olmaları gereğince
      o evlatlarını korumaya çalışırlar..
      İşde ölede
      Allahın yarattığı ve sıfatlarının tecelli ettiği bir ebevynde böle bir şefkat ve merhamet var ise
      elbette Allahu teala ve tekaddes hazretleri daha şefkatli ve daha merhametlidir. Ve hiçbir şeriki yokdur. Öle ise O Kelamullah ta insanları daha büyük tehlikelerden ve tahribatlardan koruyacak, uyaracak, öğütler verecek..
      İşte, ey ehl-i hak ve ehl-i hidayet!
      Şeytan-ı ins ve cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap
      ve Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın muhkemat kalesine gir ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yap, selâmeti bul.

      Evet eğer bizlerde şeytanlaşmış insanların ve cinlerin bu tahribat ve şerlerinden korunmak istiyor isek mutezile mezhebi gibi sapık mezhebleri değil ehli sünnet cemaatleri olan ehl-i hak mezheplerine dahil olmalıyız,
      Yani hanefi, şafi, hanbeli ve maliki mezheplerinin fıkıh ve ictihadlarına uymalıyız.
      Ve Kuran-ı Kerimin çatısı altında ahlaklanarak peygamber efendimiz a.s.v. in
      sünnetini hayatımıza geçirmeliyiz
      Allah bizleri ehl-i sünnetin selametli yolundan ayırmasın
      amin
      el fatiha

      #701125
      Anonim

        Allah razi olsun suan bu konuyu okumadim ama takip ediyorum cok faydali oluyor masaAllah bu paylasimlar

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.