- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
6 Temmuz 2006: 18:44 #642118
Anonim
BİSMİHİ SUBHANEHU
ESSELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHİ VE BERAKATUHU
Aziz, sıddık, sebatkar, hakaik-i imaniye ve Kur’aniyeye, Kur’an’ın bu asra bakan muazzam tefsiri olan Risale-i Nur’a hizmetkar kardeşlerimiz ve mübarek ve muazzez sevgili Üstadımızın hakikatlı talebeleri!..
Evvelen; sizin bu mübarek şuhur-u selase ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekelerinizi tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak herbir geceyi sizin ve bizim hakkımızda birer leyle-i Regaib ve leyle-i Kadir kıymetinde semeredar etsin ve sevap versin. Amin!
26-27 Temmuz 2005 tarihandeki “Risale-i Nur Ve Tasavvuf” mevzulu sempozyuma katılmak üzere 26 Temmuz Salı sabahı Mekke’den İstanbul’a vardık. Sungur Ağabey, İ.Kasım Ağabey, Fırıncı Ağabey, Vahdet Ağabey,Kenan D, Cemil Ö.Ağabeyler ve kardeşlerden bir grup bizi havaalanında karşıladılar. Sempozyuma Suriye’den Ramazan El-Buti ve oğlu Tevfik El Buti, Dr. Ebülhüda, Irak’tan Muhsin Aldülhamid , Cezayir’den Ammar Ceydal, Fas’tan Mustafa Bin Kam, Ferid Ensari, yine Irak’tan Edib Debbağ,Türkiye’den Prof. Dr. İ.Ceylan ve Prof. Dr. S.Yıldırım, Mekke’den Seyyid Şeyh Muhammed İsmail Zeyn ve Gavs-ı Geylani Hazretlerinin torunlarından Seyyid Ömer Geylani ve Seyyid Muhammed İbrahim Elmas gibi alem-i İslam’da mâruf ve yeni simaların da iştirakiyle muhtelif efkardaki hocalar Risale-i Nur’daki tasavvuf fikri üzerinde birleştiler.
Risale-i Nur ve hizmeti sempozyuma katılanları derin te’siri altında bırakmıştı. Buna küçük misal şudur ki:
Prof. Dr. F.Kaya Hocamız Ramazan El-Buti’den Risale-i Nur’daki hususi bir kaç mevzuya dair özel bir kitap hazırlamasını istedi ve bunu Amerika’da faaliyet gösteren dünyanın en büyük yayınevlerinden birine basmaları için vereceklerini ifade etti. Bu yayınevinin sahipleri Üstad ve Risale-i Nur’a dair ne olursa basıp dağıtacaklarını bildirmişler. El-Buti; böyle bir yayınevine nasıl ulaştınız deyip hayret içinde kaldı. Evet, medeniyet-i sefihenin tuğyanı ve maddiyunluk taunuyla deli-divane olup başı dönen insanlık, hakikat-ı asliyyesini ve ona müteselli olacak Nur’u arıyor…Evet kardeşlerim, Hz. İsa (A.S.) İncil-i Şerif’te demiş ki : “Ben gidiyorum… ta size tesellici gelsin. -Yani Hz. Ahmed (A.S.M.) gelsin” demesiyle Kur’an’ın beşere gayet büyük bir neticesi, bir gayesi, bir hediyesi, TESELLİSİDİR.
Evet, bu dehşetli kainatın fırtınaları ve zeval ve tahribatları içinde ve bu -boşluk- nihayetsiz fezada herşey ile alakadar olan insan için hakiki teselliyi ve istinad ve istimdad noktalarını yalnız Kur’an veriyor. En ziyade o teselliye muhtaç bu zamandır. Bu asırda EN ZİYADE KUVVETLİ BİR SURETTE O TESELLİYİ İSBAT EDEN GÖSTEREN, RİSALE-İ NUR’DUR.” (Kastamonu Lahikası s.170)
27 Temmuz Çarşamba günü sempozyum sonrası iştirak edenler için Nesil’de yemek verildi. Bu yemekte Seyyid Ömer Geylani ve Seyyid Muhammed Zeyn’in; Risale-i Nur ve hizmetini takdir ve tebrik eder konuşmaları herkesi sürura gark etti.
28 Temmuz Perşembe günü Mekke’den gelen 10 kişilik Seyyidler Cemaati; Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetleri ziyaret ettiler. Resulullah (A.S.M.) ‘ın torunları burada gözyaşlarını tutamadılar. Onların bu ziyareti bazı basın mensuplarının da dikkatini çekti ve onlarla röportajda bulundular. Bu röportajda Osmanlılar’ın İslam’a çok hizmet ettiğini, Kur’an ve Resulullah (A.S.M.)’a ait herşeyi çok güzel muhafaza ettiklerini, müslümanların Osmanlılar’a şükran borçlu olduğunu bildirdiler.
Perşembe günü akşam P. Marketler’in verdiği davete icabet edildi. Bu davette Şeyh Muhammed İsmail Zeyn, Nur Hizmeti’nin başka yerlerde de olup olmadığını sordu. Faris Kaya Hocamız da; Amerika, Avrupa ve dünyanın muhtelif yerlerinde çok harika Nur Hizmetleri’nin icra edildiğini anlattı. Bunun üzerine Şeyh Muhammed İsmail Zeyn: “Benim Endonezya’da tanıdığım çok alimler ve kimseler var. Adreslerini vereyim sizin onlarla da Nurani bir alakanız olsun” dedi. Türkiye dönüşü kendisiyle görüştüğümüzde ise Risale-i Nur’dan ve Hizmeti’nden fikren çok etkilendiğini; Endonezya’ya Risale-i Nur’ları göndermeye başladığını söyledi. “Bir kez daha gitmeyi düşünürmüsünüz” diye sorduğumuzda; “Bir kez değil çok kez daha gitmek isterim” diyor. Bu tablo karşısında kim olsa Hüsrev Ağabey gibi der:
“Sevgili Üstadım! Size medyûnuz, Risale’lere medyûnuz, bizi Size ve Risale’lere ulaştıran Cenab-ı Hakk’a medyûn-u müteşekkiriz ve hamidiz.”29 Temmuz Cuma sabahı Eyüp Sultan’daki Ebu Eyyûb El Ensarî Hazretleri’nin türbesini ziyaret ettik. Sabah namazını kıldıktan sonra caminin yanında mahalli bulunan İslamî İzciler Birliği Türkiye Temsilcisi Mehmet Emin hocamızın yanında kahvaltı ettik. Oradan Beylerbeyi deshanesinde biraz dinlendikten sonra Sungur Ağabey’in de teşrifiyle Cuma namazını Fatih Camii’nde kıldık. Fatih Sultan Mehmet Hazretleri’ni ziyaret ettik ve ruhuna Fatihalar okundu. Daha sonra Vatan’da Ahmed Aytimur ağabeyi rahatsızlığı sebebiyle ziyerete gittiğimizde çok iltifatlarda bulundu ve Seyyidler’i görünce Mekke’deki Nur Hizmeti’ne çok dualar etti. Daha sonra Süleymaniye Camisi ve Hamidiye dershanesi ziyaret edildi. O gün Şeyh Muhammed Zeyn bizlerden ayrılmak zorunda kaldı. O’nu havaalanına bıraktıktan sonra bizler Üsküdar’daki Bedi’ dershanesine yerleştik ve geceyi orada geçirdik.
30 Temmuz Cumartesi günü İ. Kasım Ağabey’i; Malezya’daki sempozyuma yolcu ettikten sonra, Sungur Ağabey, Seyyidler Cemaati ve biz İstanbul Havaalanı’ndan Diyarbakır’a hareket ettik. Diyarbakır’a Isparta’dan F. Tüfekçi Ağabey, Van’dan C. Huyut ve Diyarbakır Cemaati bizi karşıladı.
Burada Halid Bin Velid Hazretleri’nin oğlu Süleyman Bin Halid Hazretleri’yle beraber 27 sahabinin medfun bulunduğu türbe ve camisini ve doğunun en eski dersanelerinden olan 10 numaralı dersaneyi ziyaret ettik . Kardeşler bize Diyarbakır’ın nasıl fethedildiğini de anlattılar. O zaman anladık ki Diyarbakır’lılar gerek maddi gerekse Risale-i Nur ile olan manevi fütuhatta daima inayet-i İlahiyeye mazhar olmuşlar. Daha sonra Elazığ göl kenarına çıktık. Oradaki derse katılıp geceyi orada geçirdik.31 Temmuz Pazar günü Nur Risalelerinin ilk talebesi, ilk muhatabı, sualleri Mektubat’ın te’lifine vesile olan, Üstad’ın “Sen ve kardeşim Abdülmecid amâl-i uhreviyeme hissedarsınız” dediği; “Neşr-i envâr-ı Kur’an’iyedeki muvaffakiyetin ve gayretin ve şevkin bir ikram-ı İlahi’dir, bir keramet-i Kur’aniyedir, bir inayet-i Rabbaniyyedir. Sizi tebrik ediyorum.” dediği Albay Hulusi Ağabey için Elazığ’da düzenlenen mevlüde katıldık. Yaklaşık beşbin kişinin bulunduğu mevlüde; Sungur Ağabey, Hüsnü Bayram Ağabey, Seyyid Salih Özcan Ağabey’lerin de katılması ayrı bir manevi havanın teneffüs edilmesine vesile oldu. Üstad’ın yıllar ötesinden bugüne bakan keskin gayb aşına nazarına burada önceden Şeyh Bahid Efendiler’in şahid olduğu gibi bizler de hayretlerle şahid olduk.Şöyle ki:
Mevlüdde öğle vakti duhül edince saflar hazırlanıp namaza duruldu. Mekke’den Seyyid Ömer Geylani imam olmasıyla öğle namazı eda edildi. Namazdan sonra Seyyid Salih Özcan Ağabey bizlere ağlayarak Üstad’ın şu hatırasını nakletti:
“Bediüzzaman Haretleri bundan 55 sene önce bana “Senin yanına Seyyidlerden bir cemaat gelecek, onlardan biri Seyyid Aldülkadir -i Geylani Hazretleri’nin torunu olup size imamlık yapacak ve namaz kıldıracak” dedi. Üstad’ın tebşir ettiği an işte bu andır” dedi. Bu hadise hepimizi çok heyecanlandırdı.Ey Üstad’ım! Biz sana eremedik, seni göremedik diye hasretle yanıp kavruluyorduk. Neler feda etmezdik ki seni bir kez görüp ziyaret etmeye? Çünkü kokun Gül-ü Muhammedi kokusu, Nur’un Kur’an’ın Nur’u, iklimin Asr-ı Saadet iklimiydi. Şimdi ağlayıp üzülürken senden uzakta olduğumuza, bir kez daha anladık ki Nur’unla ve Ruh’unla çok yakınımızdasın. Bir Kumandan-ı Azam gibi, bir Üstad-ı Küll gibi, bir Bediüzzaman gibi, ders ders, dersane dersane, cemaat cemaat Nur Talebeleri’nin başındasın, yanındasın. Risale-i Nur ile ve hakikaten bu Hizmetin başındasın. Şimdi Sungurlar, Hüsnüler, Abdullahlar, Seyyid Salihler, Ahmedler, Saidler’de seni görüyor ve onları senin sıbganla sıbgalanmış biliyoruz.
Rahmet et, Kerem et ey Nur-u Hüda,
Dünya ve ahirette Üstad’ımızdan ve Risale-i Nur’dan etme cüda!Mevlüd sonrası Elazığ’dan Bingöl’e hareket ettik. Bingöl dersanesinde ikindi namazını kıldıktan sonra Muş’a, oradan da Tatvan’a geçtik ve geceyi orada geçirdik.
1 Ağustos Pazartesi günü Patnos’a dersane açılışına yetiştik. Daha sonra Van’a gittik ve oradaki kalabalık bir ders cemaatinde Seyyid Muhammed İbrahim Elmas şöyle konuştu:
“Bizler Arapça, tefsir, hadis gibi dini ilimleri aldığımız halde Risale-i Nur’u okuduğumuzda çok farklı şeyle hissediyoruz. Bizler dinî mevzulara ve kitaplara meraklı olduğumuzdan Risale-i Nur’u da dinî bir kitaptır diye okumaya başladık. Fakat okuduğumuzda çok farklı bir tefsir olduğunu anladık. Herkes Alim olmak ister. Bunu Üstad bizim için kolaylaştırdı. Kim Risale-i Nur’u anlayarak bir sene okursa zamanın hakikatlı bir alimi olabilir, diyor.”2 Ağustos Salı günü Üstad’ın Van’da kaldığı yerleri ziyaret ettik. O vakitlerde Van ve civarındaki bütün alimler gelir Üstad’la ilmî sohbetlerde bulunurlar. Nurşin Camii’nde ve Van Valisi Tahir Paşa’nın konağında her gece yapılan ilmi münakaşalarda fünun-u cedideden iki hafta zarfında kendi kendine fehmetmek suretiyle çalışarak mektep muallimlerini hayrette bırakan Bediüzzaman’ın ateşpare-i zekasına şahid olmuştu Van. Horhor medresesi, Van Kalesi, Üstad’ın kaleden yuvarlanıp harikulâde bir şekilde mağaraya düştüğü ve düşerken “Davam! davam!” diye haykırdığı mekâna gitik. Ayrıca Nurşin Camii’nden geçerek Erek Dağı’na, önceden kilise harabesi olup taşlarla çevrilip Üstad’ın içinde kaldığı yere çıktık. Dağda Ağabeyler bize Üstad’ın kurt hatırasını anlattılar. Bir gün Üstad ve talebeleri otururlarken içeri bir kurt gelmiş. Yaklaşık beş dakika kadar Üstad’la bakıştıktan sonra gitmiş. Üstad Hazretleri ” Bu kurt lisan-ı haliyle ne dedi biliyor musunuz?” Sana geldik bir bulunmadın. Öyleyse ben de Kerem sahibine gider, ondan isterim dedi ve gitti.” demiş. Horhor Medresesi’ne geldiğimizde Onüçüncü Rica’yı okuduk. Bir çoğumuz bu derste duygulandık.
Van’dan Gürpınar’a gittik. Orada Molla Bedreddin Tillovî’yi ziyaret ettik ve beraber öğle namazını kıldık. Ayrıca Dicle nehrinin kaynaklarından birini gördük. Kudret-i İlahiyyenin tecellisi o muhteşem manzarayı hayretle seyrettik. Buradan Üstad Hazretleri’nin doğup büyüdüğü, harika çocukluk devresini geçirdiği Nurs’a geldik.
Nurs için Üstad Hazretleri şöyle diyor:
“Bizim köyümüz Nurs ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki; bizim köyümüz, fevkalade gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler, güya büyük bir memleketi feth eder gibi kahramanâne bir tavır almak istiyordular. Ben hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurs’lu insanlar, Nurs karyesi Risale-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilayetin, o nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kable’l vuku ile o ni’met-i İlahiyyeye karşı teşekkürleini temeddüh suretinde götermişler.”Akşam namazını Nurs’ta kıldık. Namazdan sonra Nurs dersanesindeki derse Bitlis ve Hizan’dan gelen kardeşler de katıldılar. Mekke’den Seyyid Muhammed Elmas, Nurs için şunları söylüyor:
“Evet herkes selamet-i fitriyye üzere doğar. Fakat onun farklı ciheti Cenab-ı Hakk’ın O’na muhafaza edici bir muhiti ihtiyar etmesidir. Başta Peder ve Valide’si, sonra etrafındaki toplum. Çünkü o toplum, iman ve tasdik-i kalbî, itmi’nan ve teslim-i fikrî atmosferini gösteren, safi, İslamî bir toplum idi.”3 Ağustos Çarşamba günü Nurs’u gezdik. Üstad Hazretleri’nin doğup büyüdüğü evi gördük ve dolaştığı sokaklarda dolaştık. Babası, annesi ve ağabeyi Molla Abdullah ile kardeşi Molla Mehmed’in kabirlerini ziyaret ettik. Üstad’ın “Bu zevât-ı âlişan, nasıl bir mahiyette doğmuşlar ve nasıl beslenmişler, ruh ve kalpleri, akıl ve vicdanları nasıl bir atmosferde neşv-ü nema bulmuşlar” dediği hakikatı bir nebze yaşadık, gördük ve o manevi havayı bir lahza da olsa teneffüs ettik. Bu arada gidip gelen köylülerle selamlaştık. Üstad’ı hayal ederek Nurs’tan ayrılıp Hizan’a geldik. Hizan Dersane’sinde biraz dinlendikten sonra Bitlis’e geçtik. Üstad’ın esir düştüğü yeri gördük. Dersanede öğle namazını eda ettikten sonra Diyarbakır’a, oradan da Urfa’ya geldik. Akşam namazından sonra Aldülkadir Badıllı Ağabey’in dersanesinde yemekten sonra, Haliliye Dersanesi’nde derse katıldık. Oldukça kalabalık olan derste Seyyid Muhammed Elmas, Risale-i Nur ve Hizmeti’ne müteallik müşahedelerini anlattı.
4 Ağustos Perşembe günü sabahı Üstad’ın Urfa’da bulunan eşyalarını görüp cübbesini giydik. Halil İbrahim Dergâhı’nı, Üstad Hazretleri’nin ilk kabrini ve Hazreti Eyyüb (A.S.)’ın mağarasını ziyaret ettik. Urfa’dan Gaziantep’e oradan Adana’ya ve Pozantı’ya geçtik. Pozantı’da ikindi namazı sonrası her ânı heyecan, şevk, duygu yüklü yolculuğumuza devam ederek Konya’ya vâsıl olduk. Orada akşam dersine katıldık. Ders oldukça kalabalıktı. Bu derste Seyyid Muhammed Elmas Mekke’deki Nur Hizmeti’nden bahsetti. Cumartesi günleri Seyyid Nebil Elbaz’ın evinde, pazar günleri Seyyid Halid El Cifri’nin evinde, pazartesi Seyyid Muhammed İsmail Zeyn’in yaklaşık üçyüz kişilik cemaatiyle, salı günleri Mekke Dersanesi’nde Arapça derslerin olduğunu, ayrıca her gün Medrese-i Nuriye’de Türkçe derslerin yapıldığını anlattı. Bütün Arap Yarımadası’nda yayın yapan İkra, Katar, Mecd gibi tv kanallarında Üstad Hazretleri’nin anlatıldığını, gazete ve mecmualarda makaleler hazırlandığını, Üstad’la ilgili konferanslar verildiğini, bazı camiilerde hususan İhlas ve Uhuvvet Risaleleri’nden hutbeler verildiğinden bahsetti.
5 Ağustos Cuma, yani ertesi gün Hazreti Mevlana ve Hocası Şemseddin Tebrizi’yi ve Üstad Hazretleri’nin kardeşi Abdülmecid Ağabeyin kabirlerini ziyaret ederek Konya’dan ayrıldık. Konya’dan sonra Yalvaç’taki yeni Medrese-i Nuriye’nin temel atma merasimine katıldık ve Cuma namazını kıldık. Bu yolculuk esnasında Seyyidler sık sık Mekke’ye ailelerine telefon ediyorlar ve Türkiye ve Risale-i Nur hakkındaki izlenimlerini aktarıyorlardı. Seyyid Muhammed Elmas’ın kardeşi Seyyid Ali Elmas, ailesini ilk aradığında “Burada Nur Talebelerinin her on karışta bir dersaneleri var” demişti. İkinci kez aradığında ise “Hayır. On karışta bir değil her taşın altında bir Dersane-i Nuriye açmışlar.” diye Risale-i Nur’a bütün memleket çapında olan rağbet ve ihtiyacı ve Nur Talebeleri’nin gayretini bu şekilde ifade etmişti.
Daha sonra A. İhsan Tol Ağabey’i ziyaret etmek üzere Senirkent’e geçtik. Oradan 3. Mektubun te’lif edildiği Çam Dağı’na Tepelice mevkiine çıktık. Çok Risalelere konu olup adı geçen Çam ve Katran Ağacı’nın adeta Üstad’ın firakiyle ağlayan O’nunla aynı kaderi paylaşan hazin halini görünce gözlerimiz doldu. Anladık ki hâlâ hatırasını bile hazmedemeyen huffaş misüllü gafiller var. Bu aziz milletin ve âlem-i İslam’ın dehgşetli sadmelerle sarsılan imânını helaketten kurtarmak için bir mevhibe-i İlahi eseri olarak te’lif ettiği Risale-i Nur ile imdâdına yetişen; aziz, mübarek, muazzez Üstad’ımıza; hayatta iken yaptığınız zulümler yetmedi ki O’nun hatırasının yadigârı olan iki mübarek ağacı kesmekle âcizliğinizi, sefihliğinizi ilân ediyorsunuz. Üstad Hazretleri’nin Nur Risaleleri’yle içimize zer’ edip oldukça neşv ü nema bulan,dünyadan ta… ahirete kadar dal ve budak salan İMAN ŞECERESİNİ elinizden gelirse ve gücünüz yeterse kesiniz. Ve ondan ders aldığımız ahir ömrümüzün sonuna kadar Risale-i Nur’u okumak, yazmak ve anlatmak suretiyle dünyayı ÇAM DAĞINA VE BARLA’YA ÇEVİRİNCEYE KADAR RİSALE-İ NUR’UN NEŞRİNE ÇALIŞACAĞIZ!..
Bu hislerle Çam dağından Barla’ya indik. BARLA… Nurun ilk beşiği, Üstadın Isparta ve İsparit’i kardeş gösterip asl-ı mübareklerin buradan gittiğini söylediği yerlerdeyiz.
Barla’ya geldiğimizin akşamında Said Özdemir, Abdulkadir Badıllı, M. Birlik Ağabeyler ile A. Kavurmacı, F. Tüfekci Ağabeylerinde bulunduğu feyizli bir ders oldu. Ağabeyler birer birer Üstad’la ilgili hatıralarını anlattılar. Orada cemaate hitaben Seyyid Muhammed Elmas ve Seyyid Ahmed Haddad şöyle dedi: “Ne mutlu sizlere ki böyle Ağabeyleriniz var.”
6 ağustos Cumartesi sabahı kaldığı evi ve medrese-i Nuriye’yi, ikinci defa Barla’ya geldiğinde ona sarılıp yürekleri parçalarcasına ağladığı ve sabahlara kadar onun lâtif zikirlerini tesmi’ ettiği koca çınar ağacını gördük. Abdulkadir Badıllı Ağabey bizlere Risale-i Nur’da ifadesi bulunan Üstad’ın kendi elleriyle tamir edip imamlık yaptığı mescidinde tadilatta olup bir aya kadar faaliyete geçeceğini söyledi. Barla’dan sonra yağmur yüklü bulutlar gibi binbir hissiyatla dolan kalbimize alıp İslam Köyüne Üstad’ın talebesi Hasan Ağabey’i ziyarete gittik. Hâlâ Nurları eskimez yazıyla yazan Hasan Ağabey iki büklüm beliyle bizlere hatıralarını anlattı. Kendi el yazması 29. Lem’a’yı bizlere hediye etti. Risale-i Nurla iştigalin beş türlü ibadet olduğunu mücessem ifadesi Hasan Ağabey’in lisân-ı halinden gayet vâzıh bir şekilde okunuyordu. Bundan sonraki durağımız bin kalemle Risale-i Nurları yazıp hanımlarıyla ve çobanlarıyla hizmet eden Sav’a gittik. İkindi namazını Sav’da eda ettikten sonra Isparta’ya geldik. Isparta’da Üstad’ın evini kullandığı bazı eşyalarını, yetmiş yamalı cübbesini gördük. Burada Sungur Ağabey Üstad’la ilgili hatıralarını anlattı. Cumartesi günü Said Özdemir, Sungur Ağabey, Abdulkadir Badıllı Ağabeylerin de katıldığı kalabalık ve muhteşem bir ders oldu. Bu derste SEYYİDLER:
“Bizler tahsil ettiğimiz dini ilimle hizmet ettiğimizi zannederdik. Hizmetin ne demek oldunu şimdi anladık.” dediler.7 Ağustos Pazar kahvaltıdan sonra Emirdağ’ına Mahmut Çalışkan Ağabey’i ziyarete gittik. Bizlere şu ilginç hatırayı anlattı:
“1952 yılında çok acaib bir rüya görmüştüm Rüyamda Stalin, üstadın oturduğu evin dış kapısından içeri girmek istiyordu.Ben,Ceylân ve Zübeyir Ağabeyler,üçümüz kapının arkasında ,bu herifi içeri sokmamak için uğraşıyorduk.Sonra nasıl olduysa,gücümüz kâfi gelmemişti.Stalin bizi iterek ,dış kapıdan içeri girdi.Bu sırada Üstad elinde keserle aşağıya iniyordu.Biz endişe içinde idik. Stalin’le Üstad aşağı merdiven sahanlığında karşılaşmışlardı. Stalin yukarıya, Üstad’ın oturduğu mevkiye gitmek istiyor, Üstad onu bırakmıyordu.Tam bu sırada Üstad elindeki keserle Stalin’in kafasına vurmaya başlamıştı. Stalin içeriye girmeden orada düşüp geberdi. Ben heyecanla rüyadan uyandım.
Ertesi gün bu rüyayı Zübeyir Ağabeye anlattım. O da Üstad’a anlatmış, Üstadımız beni çağırtmıştı. Zübeyir Ağabey gelerek “kardeşim gel,Üstad seni istiyor” dedi. Beraber Üstad’a gittik. Üstad “Gel Mahmut kardaşım gel,nasıl gördün rüyayı, anlat!”dedi. Ben gördüğüm gibi anlattım.Üstad hayretle “Fesübhanallah!”dedi. Sonra rüyayı yorumladı:”Bu, Risale-i Nur’un ve islamiyetin kominizme galip gelmesidir.İnşaallah muvaffak olacağız.”
Üstad Zübeyir Ağabey’e”Bu rüyayı kaleme alın .Bütün kardeşlere dağıtın”dedi.Sonra bu rüya lâhika olarak dağıtıldı.Rüyayı gördüğüm gece Stalin,beyin kanamasından gebermişti. Ölümünü 10-15 gün kadar gizlemişlerdi. Gazetelerden okuduğum kadarıyla,herifin ölüm günü ile rüyam aynı gün cereyan etmişti.”Emirdağ dersanesinde ikindi namazını kıldıktan sonra Üstad’ın ESKİŞEHİR hapishanesinin penceresinde mektepli lise talebelerini seyrediponların 50 sene sonra hallerinin sinema şeridi gibi gözünün önünden geçtiği liseyi gördük.(Allah Sungur Ağabeyimizden ebediyen razı olsun)
Bundan sonraki durağımız BURSA idi.Bursa’da ULU CAMİ, Emir Sultan Hz.’nin türbesini, Osman ve Orhan Gazileri ziyaret ettik. Akşam muazzam bir genç cemaatle ders oldu.
8 Ağustos Pazartesi İstanbul’a geçtik. Risale-i Nur’ların basım ve dağıtım yerleri olan Sözler Yayınevi, Hizmet Vakfı ve Envar Yayınevi‘ne gittik. Hizmet Vakfı’nda Ekrem Ağabeyler; Seyyidlerle yakından ilgilendiler. Onlara Tevafuklu Kur’an’ın nasıl yazılıp basıldığını anlattı. Bizler de birer tevafuklu Kur’an aldık. Akşam Bedi’ dersanesinde N. Şahiner Ağabey’in de bulunduğu derse iştirak ettik. Şahiner Ağabey bizlere Son Şahitler’i yazmaya başlarken rüyasında Üstad Hazretlerini görüğünü, Üstad’ın “Sadece bana bak” dediğini ve itina ile abdest almaya başladığını, dikkatini çeken başka şey olduğunda ve başkaları neden Üstad’a dikkat-i nazar etmiyorlar da yalnız ben O’na bakıyorum deyip, dikkati dağıldığında defaatle “Sen sadece Bana bak! sen sadece Bana bak!” deyip kendini seyrettirdiğini anlattı. Son Şahitler’i bu hakikatlı rüya ile çok alakalı gördük.
Bu nefes kesen, duygu yüklü, bizim için ömrümüzün nadide bir hatırası olan yolculuk 9 Ağustos Salı günü Mekke’ye dönüşle sona erdi.
Mekke’ye döndükten sonra bizimle Türkiye’ye gelemeyen Seyyidler gayet üzüldüler. En kısa zamanda kendilerinin de Türkiye’ye Nur Hizmeti’ni yakından müşahede etmeye gideceklerini söylediler. Türkiye dönüşü adeta cismen Mekke’de, fakat ruhen ve kalben hâlâ Türkiye’deymişiz gibi uzun bir müddet, belki günlerce heyecanımız teskin olmadı.
“Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan, dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayi tamir ediyor. Ve yalniz hususî bir kalbi ve has bir vicdanı islahına çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun bâhusus avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve sairler kırılmasiyle bozulmaya yüz tutan vicdan-i umumîyi, Kur’an’ın i’caziyla o geniş yaralarını Kur’anın ve îmanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor.
Elbette böyle küllî ve dehsetli rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilâçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın i’caz-i manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, îmanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır.”
(Kastamonu Lahikası s.26)Geziye katılan;
Seyyid Ömer Geylani
Seyyid Haşim Geylani
Seyyid Muhammed Zeyn
Seyyid Muhammed Elmas
Seyyid Ali Elmas
Seyyid Ahmed Haddad
Seyyid Macid El-Emir
Seyyid Ahmed Attas adına;S. H.
Ağustos 2005 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.