- Bu konu 14 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Temmuz 2006: 22:29 #642137
Anonim
Risâle-i Nur konusunda gündeme getirilen tartışmaların bir kısmında, “Neden hep risâleler okunmakta ve Kur’ân ve hadislere fazla önem verilmemektedir?” gibi hakikatin çok uzağında endişeler dile getirilmektedir. Risâle-i Nur’u Kur’ân ve hadis kitabı olarak okumayan bir fert onun hakikatinin çok uzağında demektir.
O yüzden nurları Kur’ân ve hadisler ile kıyaslamak kadar anlamsız bir yaklaşım olamaz. Çünkü Risâle-i Nur’un kaynağı ve hayatı Kur’ân ve hadislerdir.
Her insanın doğru arayışı yanında insanlığın da topyekûn bir arayış içinde olduğu ve ortak aklın tüm insanlık namına tarih boyunca geçirdiği bir süreç olduğu gözlenmektedir. İnsanlığın gelişim seyri içinde ortaya çıkan farklı kültür ve medeniyetler varlık âlemini kendi iç dünyalarını şekillendiren değer yargıları çerçevesinde, yani ayinelerinin rengine ve özelliğine göre anlamlandırmaktadırlar. Bu noktadan bakıldığında ferdin varlık âleminin içinde şekillenen doğrular hiç bir zaman mutlak doğruyu ifade etmeyecektir. Yani zaman ve mekânın sınırlılığı ve her yönü ile izafi olan varlık âleminde hiç kimse mutlak doğruyu, her şeyin gerçek hakikatini bulduğu iddiasında olamayacak ve doğrular varlık gereği hep izafi olacaktır. Yani her hüküm, elde bulunan veriler ve doğruya götürdüğüne inanılan yollar çerçevesinde doğru olduğuna inanılan konumda kalacaktır. Mutlak doğruya ulaşabilecek güç insanlarda olmadığına göre, “her meslek sahibinin başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise; ‘mesleğim haktır’ yahut ‘daha güzeldir’ diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını ve çirkinliğini ima eden ‘hak yalnız benim mesleğimdir’ veyahut ‘güzel benim meşrebimdir’ diyemez olan insaf düsturu” herkesçe rehber edinilmelidir. İşin hakikatinde bu dünya ve insanın özellikleri mutlak doğruyu bulmanın rahatlığını yaşatacak özellikler barındırmamaktadır. Elde olan tek şey ihlas ve samimiyet, doğru olduğuna inandığını bulana kadar aramak, bulduktan sonra da bu doğruları anlayıp anlatmaya çalışmak olmalıdır.
Günümüzün en temel problemlerinden biri belki de maddî âlemin yapı ve kuralları dışına çıkamayan düşünce sığlığıdır. Olurlar ve olmazlar şeklinde hükümler çok aceleci ve çok sınırlı verilerle çok net olarak ortaya konabilmektedir. Bu doğruluk konusundaki hassasiyetin zayıflamasının da bir yansıması olabilir. Oysa doğruluk, her insanın, özellikle de vahye dayanan din mensuplarının ve bilhassa Müslümanların hayatını şekillendiren kavramlar içinde doğruluk en merkezi konumdaki değerler ve kavramlardan olmalıdır. Bu kâinatın ve insan hayatının en değerli meyvelerinden olmalıdır. Dolayısı ile olur ya da olmaz şeklinde bir hüküm ortaya koyarken çok ihtiyatlı davranmalı hiç bir ifade ve insanî hüküm mutlak olamayacağı için ifadelerimizde bir esneklik hep bulunmalıdır.
Risâle-i Nur’un, Kur’ân, Hazret-i Peygamber (a.s.m.), Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı Azam (k.s.) gibi sönmez ve söndürülemez güneşlerden aldığı enerji ile bu asırda Kur’ân medeniyetini ihya edecek bir kaynak ve bu sağlam dayanaklarından dolayı sönmez ve söndürülemez olduğuna inanıyoruz. Külliyattan aldığımız enerji ile bu inancımızda en ufak bir şüphe taşımıyoruz. Barış içinde yeni bir dünya her kimliğin kendini çatışmalara gerek kalmaksızın ifade edebileceği bir zemin olmalı. Böyle bir zemini hazırlayacak olan ise ancak bütün dinleri kuşatan ve barışı en net şekilde temsil eden ve insanlık âlemi içinde etkileri en derin, söylemleri en güçlü olan İslâmiyet olabilir. İslamiyet’in bu tarzda insanlığa sunuluş şekli ise Risâle-i Nur’dur. Bunu içinde bulunduğumuz zaman açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Gelecek zamanlar çok daha netleştirecektir. Bu hal aslında istikbal inkılâpları içinde en yüksek ve gür sada olarak duyulacak İslâmiyet için ağzın açıldığı andır. O mukaddes avazın duyulması da pek yakındır diye bütün ruh u canımızla inanıyor ve rahmet-i Rahman’dan talep ediyoruz. Bu samîmî talepler inşaallah karşılıksız kalmayacak ve bütün insanlık namına yapılan bu dualar yeryüzüne barış ve selameti İslam’ın eliyle getirecektir. Risâle-i Nur hakikatlerinin tüm insanlığı kuşatan bir boyutunun olduğu farklı din mensuplarının ona rahatlıkla ve kendi dinlerinin perspektifi ile muhatap olabilmelerinden anlaşılmaktadır. Bu külliyat içinde yer alan hakikatlerin nübüvvet yolunun asrın idrakine uygun ifadesi olduğu kabul edilmelidir. Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ile bütün dinleri içine alacak şekilde nübüvvet yolunun ortaya konmasının ardından bu asra risâletin yansıması anlamında Risâleti’n-Nur şeklinde mânevî âlemlerden bir mektup ve enbiyaya veraset konumunda olduğu anlaşılmaktadır.
11 Temmuz 2006: 05:45 #703171Anonim
İslam dini hakdır ve Allahu teala bir ayeti kerimesinde Allah katında Hak din İSLAM’dır meali ile islamiyetin hakkaniyetini tek bir ifade ile ferman ediyor işde madem hak din İslam dır ve madem O din Allahın dinidir o zaman insan var oldukca O dinin Sahibi mutlak olarak dinini koruyacakdır… İşde bu ayeti kerime ile yola cıkar isek ; ayeti kerimenin geldiği 1400 sene boyunca herdaim islamiyeti yasayan ve en guzel sekilde yasanmasını, anlasılmasını sağlayan Alimler gelmiş ve eserlerini bırakmıslardır.
İşde Risale-i Nur Külliyatı : Kuran-ı Azimüşşanın, Hadis-i Şeriflerin ve topyekün islamiyetin iman hakikatlerinin yaşanmasına ve anlasılmasına neden olmakda …
11 Temmuz 2006: 07:39 #703175Anonim
bu işler zamanla anlaşılır. ben ne kadar anlatsam anlaşılmaz.illaki risale-i nuru okumak lazım.
bunu önce öyle söyleyipte sonra risale okuyanlar söylüyor 🙂12 Temmuz 2006: 09:35 #703204Anonim
yawww okusa yine iyi hic okumadan soyleyenler bunlar :'( benim gibi
14 Temmuz 2006: 13:03 #703224Anonim
Diyorlar: “Said yanında başka kitapları bulundurmuyor; demek onları beğenmiyor. Ve İmam-ı Gazâlî’yi (r.a.) de tam beğenmiyor ki, eserlerini yanına getirmiyor.”
İşte bu acip, mânâsız sözlerle bir bulantı veriyorlar. Bu nevi hileleri yapan, perde altında ehl-i zındıkadır; fakat, safdil hocaları ve bazı sofuları vasıta yapıyorlar.
Buna karşı deriz ki: Hâşâ, yüz defa hâşâ! Risale-i Nur ve şakirtlerinin bir üstadı olan Hüccetü’l-İslâm İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile bağlayan yegâne üstadımı beğenmemek değil, belki bütün kuvvetleriyle onların takip ettiği mesleği ehl-i dalâletin hücumundan kurtarmak ve muhafaza etmektir.
Fakat, onların zamanında bu dehşetli zındıka hücumu, erkân-ı imaniyeyi sarsmıyordu.
O muhakkik ve allâme ve müçtehid zatların asırlarına göre münazara-i ilmiyede ve diniyede istimal ettikleri silâhlar hem geç elde edilir, hem bu zaman düşmanlarına birden galebe edemediğinden, Risale-i Nur Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyandan hem çabuk, hem keskin, hem tam düşmanların başını dağıtacak silâhları bulduğu için, o mübarek ve kudsî zatların tezgâhlarına müracaat etmiyor.
Çünkü, umum onların mercileri ve menbâları ve üstadları olan Kur’ân, Risale-i Nur’a tam mükemmel bir üstad olmuştur.
Ve hem vakit dar, hem bizler az olduğumuz için vakit bulamıyoruz ki, o nuranî eserlerden de istifade etsek.
Hem Risale-i Nur şakirtlerinin yüz mislinden ziyade zatlar, o kitaplarla meşguldürler ve o vazifeyi yapıyorlar. Biz de o vazifeyi onlara bırakmışız.
Yoksa-hâşâ ve kellâ-o kudsî üstadlarımızın mübarek eserlerini ruh u canımız kadar severiz.
Fakat herbirimizin bir kafası, birer eli, birer dili var; karşımızda da binler mütecaviz var; vaktimiz dar.
En son silâh, mitralyoz gibi Risale-i Nur burhanlarını gördüğümüzden, mecburiyetle ona sarılıp iktifa ediyoruz.21 Ekim 2006: 14:31 #703485Anonim
Risale-i Nur başka şeyler okumaya gerek bırakmıyor deniliyor, Hatta bazıları okadar hassaskı gazete dergi vs okumak gereksiz diyorlar, bunlar hakkındada bır yorumyaparsanız mutlu olurum.
22 Ekim 2006: 07:24 #703490Anonim
KaLeM wrote:Risale-i Nur başka şeyler okumaya gerek bırakmıyor deniliyor, Hatta bazıları okadar hassaskı gazete dergi vs okumak gereksiz diyorlar, bunlar hakkındada bır yorumyaparsanız mutlu olurum.Yukarıda yazılan onca yazıyı okumadan yani cevabı okumadan tekrar aynı soruyu sormak ne anlama geliyor ?Yukarıyı oku kardeşim cevabı yukarda…
11 Mart 2007: 15:51 #705330Anonim
risale-i nurları okuduktan sonra hiç bir insanın yazdığından zevk alamazsin çünkü basit gelir 😀 😉
11 Mart 2007: 19:15 #705343Anonim
HÜSREV wrote:risale-i nurları okuduktan sonra hiç bir insanın yazdığından zevk alamazsin çünkü basit gelir 😀 😉🙂
21 Mart 2007: 18:17 #705561Anonim
arkadaşlar sadece risaleinuru okunuyor diye bişey yoktur.
diğer kitaplarda okunur ama kameti kıymetince okunur.
iman noktasında eğer tamam ben bu risalelei okudum artık yeter diyen birisi varsa o zaman tamam diğer kitapları okusun. bizler risalei nuru okumaya fırsat bulamıyoruz.
okudukça okumak istiyor insan. bu yüzden sıra diğer kitaplara gelmiyor!!!
risalei yeterince okudum diyen varsa diğer kitapalrı da okusun, ama bunu diyecek olan arkadaşımız yoktur heralde.
risalei nurlar bilinen diğer kitaplar olamadığı için her an okunmasında sevap vardır.imani meseleler olduğu için okudukça okunması gereken bir tefsirdir.
zamanımızda okunamsı gereken kitaplar bellidir. islam adı altında kitap alıyorsunuz okuyorsunuz. yüzde doksanı doğru yüzde onu hatalı olsa insan istemesinde kalbinde iz bırakıyor. bu yüzden diğer kitapları okumada ikinci plana atıyoruz.
ben risaleleri anladım yeter diyen varsa buyursun diğer kitapları da okusun.17 Temmuz 2007: 14:43 #709237Anonim
Bir suale cevap olarak yazdığım bir fıkrayı, size de faydası olur ihtimaliyle beyan ediyorum:
Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalâa eden bir kısım zatlar taraflarından soruldu:“Risaletü’n-Nur’un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz’ân onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?”
Elcevap: Eski mübarek zatların ekseri divanları ve ulemanın bir kısım risaleleri imanın ve mârifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında imanın esasatına ve köklerine hücum yoktu ve erkân-ı iman sarsılmıyordu. Şimdi ise köklerine ve erkânına şiddetli ve cemaatli bir surette taarruz var. O divanlar ve risalelerin çoğu has mü’minlere ve fertlere hitap ederler; bu zamanın dehşetli taarruzunu def edemiyorlar.Risaletü’n-Nur ise, Kur’ân’ın bir mânevî mucizesi olarak imanın esasatını kurtarıyor ve mevcut imandan istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak burhanlarla imanın ispatına ve tahkikine ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden, herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar.
O divanlar derler ki: “Velî ol, gör; makamata çık, bak, nurları, feyizleri al.”Risaletü’n-Nur ise der: “Her kim olursan ol; bak, gör. Yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar.”
Hem Risaletü’n-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı mânevî-i dalâlet karşısında tek başıyla galibâne mukabele eder.
Hem Risaletü’n-Nur, sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermez; ve evliya misilli yalnız kalbin keşif ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letâifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçar. Taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişmediği yerlere çıkar, hakaik-i imaniyeyi kör gözüne de gösterir.
18 Temmuz 2007: 15:43 #709267Anonim
Bana, ‘sen, şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var. O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler… Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası ne Cehennem korkusu var. Cemiyetin yirmi beş milyon (Türkiye’nin o günkü nüfusu) Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet’i de istemem. Orası bana zindan olur. Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur.”
(Tarihçe-yi Hayat, “İsparta Hayatı”)İŞTE CEVAP:)
19 Temmuz 2007: 14:18 #709289Anonim
Zuhur kardeş son noktayı komuşsun helal sana….
19 Temmuz 2007: 18:38 #709292Anonim
Hüsran kardeşim tebrik ederim çok güzel kaleme almışsınız. Makaleniz Yeni Asya Risale-i Nur Enstitüsünde bile yayınlanmış (!)
20 Temmuz 2007: 05:51 #709294Anonim
Cok uzun bir zaman islami eserlerde ayirim yapmadan okuyordum,daha sonra Risale-i nurlari okumaya basladim ,Risale-i nurdan aldigimiz feyz huzur rahatlikmi bilemiyorum diger kitaplari okuma ihtiyaci hissetmiyorum,dünyada ne olup bittigini ögrenmek amacli arada bir gazete takip ediyorum oda cok yüzeysel kaliyor.Eskiden arkadaslarla konusurken bunun ehemmiyetini kavrayamazdim fakat Risale-i nurlari okumaya baslayali beri anladim.Kisacasi sadece Risale-i nurlari okuyorum diyen kardeslerimizi simdi cok daha iyi anliyorum .
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.