• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #642180
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrahîm

      Elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkibetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain,alê rasulüne salevât

      12. MEKTUB
      ÜÇÜNCÜ SUALINIZ:
      Cenâb-i Hak musibetleri veriyor, belâları musallat ediyor.
      Hususan masumlara, hattâ hayvanlara bu zulüm değil mi?
      Elcevap:
      Hâşâ! Mülk Onundur; mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
      Hem acaba, san’atkâr bir zât, bir ücret mukabilinde seni bir model yapıp,
      Gayet san’atkârâne yaptığı murassâ bir libası sana giydiriyor;
      Hünerini, maharetini göstermek için kısaltıyor, uzaltıyor,
      biçiyor, kesiyor, seni oturtuyor, kaldırıyor.
      Sen ona diyebilir misin ki,
      “Beni güzelleştiren elbiseyi çirkinleştirdin;
      bana oturtup kaldırmakla zahmet verdin”?
      Elbette diyemezsin. Dersen divanelik edersin.

      Çünkü ücretini almışsın.
      O terzi senin üzerinde sanatını görecek, gösterecek.
      Onun için bana zahmet verdin diyemezsin.
      Bu elbise çirkin,
      Ben bunu giymek istemiyorum diyemezsin.
      Elbise hakkında konuşamazsın.

      Aynen öyle de, Sâni-i Zülcelâl göz, kulak, lisan gibi
      duygularla murassâ, gayet san’atkârâne bir vücudu sana giydirmiş.
      Mütenevvi esmâsının nakışlarını göstermek için seni hasta eder,
      müptelâ eder, aç eder, tok eder, susuz eder, bu gibi ahvalde yuvarlatır.

      Cenab-ı Hak bizlere göz nimetini vermiş
      Vermiş ki onun basar sıfatını anlayabilelim.
      Kendisi işitiyor Semii’dir.
      İşitmenin ne olduğunu, bize öğretiyor.

      Konuşma öğretiyor.
      Düşünsenize her canlı varlığın
      çeşitli dilleri var.

      İşte Cenab-ı Hak esma-i ilahiyelerinin tecellilerini
      göstermek için zaman zaman bizi hasta eder.
      Aç bırakır tok bırakır.
      Bu sayede de Şafii, Rezzak gibi isimlerini tanırız.
      Bunun gibi bazen sevinçli bir hayat yaşarken
      Ertesi gün hüzünleniriz.

      Mahiyet-i hayatiyeyi kuvvetleştirmek ve
      cilve-i esmâsını göstermek için, seni böyle çok tavırlarda gezdiriyor.
      Sen eğer desen, “Beni niçin bu mesâibe müptelâ ediyorsun?”
      Temsilde işaret edildiği gibi, yüz hikmet seni susturacak.

      Açlığı susuzluğu tatmakla rızıkların kıymetini daha iyi anlıyoruz,
      Ayrıca açlıklar ve tokluklar vücudu destekliyor.
      Eğer sen beni niye bu belaya musallat ediyorsun dersen, akılsızlık edersin.

      Hep sağlıklı bir adam düşünün.
      Değişmeyen ve gelişmeyen bir hayata sahip
      Bu hayatın size ait olduğunu düşünün.
      Ne hissedersiniz?
      Monoton durgun bir hayat olmaz mı?
      Bugün bir çok rahat kişi monotonluktan şikayet ediyor.

      Hep monoton durgun bir hayat bir nevi yokluktur.
      İnsan bedenine bile zarar verir.
      Her gün aynı şekilde yaşarsan yaşadığını bile fark edemezsin.
      Hareket ve değişimlerle yaşamak
      aslında var olmanın bir ispatıdır.
      İnsan belalarla sınanır.
      Saflaşır, gelişip genişlenir.

      Zaten sükûn ve sükûnet, atâlet, yeknesaklık,
      tevakkuf, bir nevi ademdir, zarardır.
      Hareket ve tebeddül vücuttur, hayırdır.
      Hayat, harekâtla kemâlâtini bulur, beliyyat vasıtasıyla terakki eder.
      Hayat, cilve-i esmâ ile muhtelif harekâta mazhar olur,
      tasaffî eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder,
      kendi mukadderâtını yazmasına müteharrik bir kalem olur,
      vazifesini ifa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.

      Evet 3.sual burada bitiyor.

      İşte, münakaşanızın içindeki üç sualinizin muhtasar cevapları bu kadardır.
      İzahları otuz üç adet Sözlerdedir.

      Bu mektubun sonunda Üstad
      eczacı bir talebesine bir mektup yazıyor

      Aziz kardeşim,
      Sen bu mektubu Eczacıya ve münakaşayı işitenlerden münasip gördüklerine oku.
      Benim tarafımdan da, yeni bir talebem olan Eczacıya selâm et, de ki:
      Mezkûr mesâil gibi dakik mesâil-i imaniyeyi,
      mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir.
      Mizansız mücadele olduğundan, tiryak iken zehir olur.
      Diyenlere, dinleyenlere zarardır.
      Belki böyle mesâil-i imaniyenin itidal-i demle, insafla,
      bir müdavele-i efkâr suretinde bahsi caizdir.

      Evet mektubu başında yaptığı ikazla sonlandırıyor.
      Bunun gibi imani meseleleri hem ölçüsüz münakaşa şeklinde,
      Hem ulu orta, kalabalık yerde konuşmak caiz değildir.

      Ölçüsüz bir mücadele ortamında konuşulan bu konular
      Hem söyleyene hem de dinleyene zarar olur, ilaç iken zehir olur,
      Böyle imanı konular
      Sükunetle, insafla, karşılıklı fikir alışverişi içerisinde
      Bir şey öğrenme niyetinde konuşulması lazım.

      Velev ki orda galip gelme niyeti var.
      Kişi kendi bildiğini empoze etmeye çalışır.
      Münakaşa ortamı oluşturur.
      O durumlarda kaçınılmak lazım.
      Ve güzel bir ikazda bulunuyor.
      Ve diyor ki kalbinize böyle sorular gelirse,
      Ve bunun cevabı Sözler de yoksa
      Özel olarak bana yazın..

      Çok müthiş bir ikaz aslında
      Bir abimiz vardı soru sorardı.
      Abi siz bunun cevabını bilmiyor musunuz diye sorduğumuzda
      Bilmediğim sorunun cevabını uluorta sorar mıyım hiç derdi.
      Önce nurlardan araştırır,
      Sonra güvendiğimiz abilerimize sorarız inşallah

      Ve de ki: eğer senin kalbine bu nevi mesâilde şüpheler gelirse
      ve Sözlerden de cevabini bulmazsan, hususî bana yazarsınız.
      Hem Eczacıya de ki: Merhum pederi hakkında gördüğü rüya için
      hatırıma söyle bir mânâ geldi ki:
      Merhum pederi doktor olmak münasebetiyle, çok salih ve mübarek,
      belki velî insanlara faidesi dokunmuş ve ondan memnun olan
      ve menfaat gören o mübareklerin ervahları, onun vefatı hengâmında kuşlar suretinde,
      en yakin akrabası olan oğluna görünmüş; onun ruhuna sefaatkârâne
      bir hosâmedî nev’inden bir istikbal ettikleri hatırıma geldi.
      O gece burada beraber bulunan bütün dostlara selâm ve dua ederim.
      mektubat_44_3.gif
      Üstadımız Said Nursi

      Rabbim ondan ve yolundan gidenlerden razı olsun.
      Bu davaya layık ihlas ihsan etsin cümlemize inşallah.

      Subhâneke lâ ilmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin

      21.30’da sohbet kanalında işlenen derstir.
      Muhabbet-i Bakiye
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.