- Bu konu 8 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Temmuz 2006: 10:02 #642192
Anonim
Evet Kardaslar Risale-i Nur’un Neresindeyiz?
BU YAZI, RİSALE-İ Nur hakkında övgü dolu bir yorumla başlayıp bitse kimin nasıl mukabele edeceğini tahmin edebiliyorum. Risale-i Nur dairesinde yer alanlar, bunu kendi ‘meslek’lerinin haklılığının yeni bir teyidi olarak karşılarken, Risale-i Nur dairesi dışındakiler aynı yorumu ‘abartılı’ bulacaklardır.
Hemen belirtelim: Bu yazı, böylesi bir ‘övgü’ için yazılmadı. Övgü için yazılmadığı gibi, güya olaya ‘tarafsız’ bakıyor olmak için ‘kusur arayıcı’ bir tavırla da yazılmadı. Bilakis, bu satırların yazarı Risale-i Nur’a ‘daire içinden’ muhatap olanların ‘övgü’lerinde bir ifrat gördüğü gibi, ‘daire dışındakiler’in tavrında da bir tefrit görmektedir. ‘Övgü’lerin taşıdığı ifrat, Risale-i Nur’un, deyim yerindeyse ‘köksüz’ bir biçimde, beslendiği temeller, bilhassa üzerine bina olunduğu İslâmî miras görülmeden yahut gösterilmeden övülüyor olmasıdır. Tefritin sebebi ise, ya gene aynı şekilde, Risale-i Nur’un bu köklerden kopuk bir ‘türedi’ olarak görülmesi; yahut muhteşem bir mirasın ‘vasat bir kopyası’ diye değerlendirilmesidir.
Bu bakımdan, gerek Risale-i Nur’u İslâmî gelenek ve mirastan kopuk biçimde takdir etmek de, Risale-i Nur’u takdir etmemek de kesinlikle sorgulanmayı hak etmektedir
Şahsen, Risale-i Nur hakkında en doğru değerlendirme yapmaya ehil olanlar, ne ‘dışarı’yı görmeyecek kadar ‘içinde olduğunu’ düşünenlerdir; ne de onun içerisine nüfuz edemeyecek kadar dışında duranlar. Risale-i Nur hakkında en doğru değerlendirmeyi yapacak olanlar bütünüyle insanlık tarihine, hususan İslâm tarihine, özellikle düşünce tarihine nüfuz eden; öte yanda kendi iç dünyasını tam bir incelikle okuyabilen insanlardır ve şu an böyle birileri var mıdır, bilmiyorum.
Kendi namıma, Risale-i Nur’la muhatabiyetimi bilebildiğim kadarıyla insanlık tarihinin, hususan İslâm tarihinin ana çizgileriyle bütünleştirince, Risale-i Nur’un belli bir coğrafyayla ve dar bir zaman kesitiyle sınırlanacak sığ bir eser olmadığını görüyorum. En başta, Türkçe, Arapça ve Farsça risale ve bahislerin terkibinden oluşan bir külliyat olması, onun birileri onu hep belli bir coğrafyayla sınırlı görmüş de olsa, coğrafya-ötesiliğinin en birinci örneğidir. Onu belli bir coğrafyanın üstünde kılan asıl husus ise, meselâ ‘Türk insanı’nı yahut ‘Anadolu insanı’nı değil, ‘insan’ı hedef almasıdır. Bu, Risale-i Nur’u dar bir zamana sıkışmaktan alıkoyan şeydir de.
Risale-i Nur’da, baştan sona, ‘insan’ vardır. Tüm risaleler, ‘bir insan’ın eseridir; ve bu insan hiçbir konuyu ‘kendi’sini dışarıda tutan hükmedici, didaktik, vaaz verici yahut dayatmacı bir üslupla sunmamaktadır. Bilakis, bütün bahisler, yer yer samimi bir otobiyografi üslubunu bürünen ama hiçbir zaman muhakemeyi gevşetmeyen bir tarz içinde, insanın temel soruları, arayışları, acıları, zaafları, aczi, ihtiyacı, beklentileri.. ekseninde gelişmektedir. Bütün bahisler, fıtratın dile getirdiği, birincisi ‘varoluşun anlamı’ olan bu temel soru, sorun, acı ve arayışlara ise, kâinatın Rabbinin Kelâm-ı Ezelî’si ve de o Ezelî Kelâm’ın elçisi olan zâtın (a.s.m.) sünneti ışığında cevaplar sunmaktadır. Tek tek de ele alınsalar, her bir risalede bu bütünlüğün korunduğu görülecektir.
Yukarıda altı çizilen dört husus, gerçekten, Risale-i Nur’un belkemiğidir. Risale-i Nur, fıtrat, kâinat, Kur’ân, Resul-i Ekrem dörtlüsünden biri dahi gözardı edilerek anlaşılamaz.. Risale-i Nur, her yönüyle fıtratı esas almakta; bu yüzden bilinen haritalar üzerine fani ve arzi gezintiler yerine, ‘harita-i insaniye’de keşif yolculukları yapmayı tercih etmektedir. İnsanın fıtratından kopup gelen temel soru, acı ve arayışlara çözümün ipucu ise, fıtratın verileri ile kâinatın taşıdığı mesajların yüzleştirilmesi, enfüs ile âfâkın, iç dünya ile dış dünyanın buluşturulmasıdır. Gerek enfüsün, gerek âfâkın okunması ve yorumlanması ise, kesinlikle yalnız başına, kılavuzsuz, sırf aklın ya da duyguların eliyle yürütülen rasyonalist veya romantik bir sefer değildir. Bilakis, insan da, kâinat da insanı ve kâinatı yaratan Rabbu’l-âlemîn’in Ezelî Kelâmının rehberliğinde okunmaktadır. Kelâm-ı Ezelî’nin nasıl okunup yorumlanacağı ve nasıl yaşanacağı ise, Resul-i Ekrem’in hal, söz ve tavırlarının, kısacası hayatının ifadesi olan ‘Sünnet’te ifadesini bulmaktadır.
Bir bütün olarak insanlık tarihinin, insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası ve bir ‘mikro-örneği’ olarak İslâm tarihinin ve de her bir insanın ana sorularına çıkış arayışı, Risale-i Nur’da bu eksene oturur. Risale-i Nur’un felsefe-nübüvvet ikilemesi üzerine oturan genel kurgusu, bu çizgide asıl anlamını bulur. Onun, akıl-vahiy ilişkisi, iman-İslâm bütünlüğü, hilafet-saltanat ikilemi, dünya-ahiret denklemi, celâl-cemal dengesi, tekvinî şeriat-tedvinî şeriat beraberliği, tevhid-şirk ikilemi gibi kalıcı sorulara; keza zamanların getirdiği meselelere, bilhassa Modern çağın meydan okumalarına karşı yaklaşımı hep bu çizgide gelişir.
Fakat, gerek kendisini Risale-i Nur’la tarif edenler, gerek kendisini Risale-i Nur dışında görenler tarafından, bu ana çizgi yeterince ele alınmamıştır. Hatta, neredeyse kısmen ele alınmış dahi değildir. O yüzden de, ortaya çıkan Risale-i Nur resmi, Risale-i Nur’un gerçek resminin çok zayıf, çok silik, çok flu bir kopyasından ibarettir. Ne var ki, birileri bu resmi, Risale-i Nur’un aslı zannedip, ona yaklaşmaktan daha da geri durmayı tercih etmektedir. Hele işin içine, Risale-i Nur’a Risale-i Nur’un kendi paradigması haricinden yapılan yaklaşımlar; ve böylesi yaklaşımlarla gelen yakıştırmalar ve yanlış yorumlar girince, vaziyet hepten bulanıklaşmaktadır.
Bir kez daha vurgularsak, Risale-i Nur’un dayandığı temeller ve kökler ve o kökler üzerine inşa ettiği düşünce ve hayat modeli ne Risale-i Nur dairesi olanlar tarafından; ne de haricinde duranlar tarafından hakkıyla anlaşılmış, resmedilmiş ve yaşanılmış değildir. Ona dair bu kadar zıt yorumların, bu kadar ayrık düşüncelerin ortada kol gezmesi; hele hele, Risale-i Nur’un en uzağında olduğu modernist duruşun müslüman veya gayrimüslim temsilcilerinin dahi onu kendi yollarında ‘araçlaştırma’ teşebbüsleri işte bu yüzdendir.
Risale-i Nur, insanın temel sorularının ve dolayısıyla İslâmî tarihin ve mirasın tam ortasındadır; ama biz bugünün insanları Risale-i Nur’un ‘ortasında’ değiliz. Ya yanındayız, ya karşısındayız; ama ‘içinde’ durmuyoruz.
Risale-i Nur’un asıl keşfedilişi ise, ancak bu ‘içinde’ oluş başarıldığı sürece mümkün olacaktır. Ve bu, herkesin hayrına olacaktır.
Metin Karabaşoğlu
21 Temmuz 2006: 15:36 #703265Anonim
sanki biraz uzun mu olmuş 🙂 eline sağlık
16 Şubat 2007: 17:43 #704557Anonim
GÜZEL OLMUŞ ELLERİNE SAĞLIK İNŞ HAKİKİ ŞAKİRDLERDEN OLURSUN AĞABEY TABİ BİZDE İNŞ
21 Şubat 2007: 09:31 #70466311 Haziran 2009: 10:03 #746470Anonim
Allah bizleri, Risalelerle hemhal, idrakinde yasayan, mesajlarini tam anlayan, hakiki iman ve kuran Talebeleri etsin..Aminnn, guzel bir yazi olmus, emeklere saglik…
18 Ağustos 2009: 16:40 #753520Anonim
Allah bizleri bu daireden ayırmasın Amin .
23 Ekim 2009: 06:56 #758189Anonim
Risale-i Nur’da Yoğunlaşmak
Üstad Bediüzzaman, İmam-ı Rabbanî’nin kendisine yaptığı “Tevhid-i kıble et,” yani “En âlâ mürşid ve en mukaddes üstad olan Kur’ân’a yönel, onun arkasından git, başkasıyla meşgul olma” tavsiyesine uyduğunu anlatır ve “ilimlerin şahı ve padişahı” olarak nitelediği iman ilmini elde etmenin en kestirme ve selâmetli yolunun Risale-i Nur’da gösterildiğini ifade ederken, bize de şu önemli mesajı veriyor:
“Kur’ân’ın bu zamanın insanına dersi ve mesajı olan Risale-i Nur size kâfidir; ona kanaat edin; başka adreslere nazarınızı dağıtıp bu külliyattan istifadenizi azaltmayın ve geciktirmeyin.”
Bu mesajı ilk fark edenlerden Ali Ulvi Kurucu Tarihçe-i Hayat’a yazdığı önsözde şöyle diyor:
“Bir Nur talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zira onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu ‘Dikkat!’ kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir…” (Tarihçe, s. 17)
Zübeyir Gündüzalp de aynı mânâyı değişik ifadelerle ve farklı bir boyutuyla dile getiriyor:
“Risale-i Nur’a hizmet eden Nurun öyle hakikî talebeleri var ki, onlardan birisine denilse, ‘Risale-i Nur yerine şu kitapları istinsah et de (elle yazarak çoğalt da), Amerikalı milyarder Ford’un servetini sana verelim.’ Risale-i Nur’un satırlarından kaleminin ucunu bile kaldırmadan, o bahtiyar talebe şöyle cevap verecektir:
“ ‘Dünyayı servetiyle ve saltanatıyla verseniz, kabul etmem. Çünkü Cenab-ı Hak, bize Risale-i Nur’un mütalâa ve hizmetiyle tükenmez, bâki bir hazine verecektir. Acaba sizin o dünyevî servetiniz beni mesut edecek midir? Bu şüphelidir. Fakat Rabbimizin ihsan edeceği bâki servet ile hakikî bir saadete kavuşacağımızda şek ve şüphe yoktur…’ ” (Gençlik Rehberi, s. 214)
Telif edilen her yeni risalenin elle yazılarak çoğaltılıp bu yolla teksir edilen kitap sayısının 600 bini bulduğu, Osman Yüksel’e “İman tekniğe meydan okudu” diye yazdıran bu müthiş metodla külliyatın elden ele, gönülden gönüle yayıldığı ilk dönemdeki manevî heyecan ve atmosferi yansıtan bu satırlardaki mânâ ve mesaj, tabiî ki sadece yazma faaliyeti ile sınırlı değil.
23 Ekim 2009: 06:57 #758190Anonim
Risaleleri dikkat ve tefekkürle okuma bahsinde de aynı mânâ geçerli. Onun için, Risale-i Nur’un kıymet ve ehemmiyetini fark eden bir insanın külliyata muhatabiyeti, yine Gündüzalp’in veciz ve akıcı ifadelerinde şöyle tasvir edilmekte:
“İnsan üzerindeki tesiri pek büyük olan böyle bir eseri devamlı olarak teennî ile (acele etmeden) ve lûgatların mânâlarını öğrenerek, dikkatle okuyabilirseniz, geceli gündüzlü çalışan birçok Nur talebeleri gibi siz de büyük bir huzur ve saadete kavuşursunuz. Hem gayet cevval ve faal bir hale gelirsiniz. O kudsî eserleri günlerce okuyabilmenin ilâhî hazzı ile çırpınırsınız.
“Bu gibi kıymeti ölçüye sığmayan eserlerle meşgul olabilmek için, beş dakikayı bile boşa gidermezsiniz. Ve hem daima cebinizde, çantanızda Nurları taşımak, okumak, daima okumak için, zamanlarınızı büyük bir kıymetle kıymetlendireceksiniz. Nurları okumak sevgisiyle, heyecanıyla, ihtiyacıyla yanacaksınız.” (s. 213)
“Devamlı okumaya, her gün devam ediniz. Kendini tekrar tekrar zevkle ve şevkle okutan bu şaheser külliyatını okudukça anlayışınız ziyadeleşecektir. Anlamanın tek çaresi, Nurlarla başbaşa kalıp, zihnî cehd sarf ederek tekrar tekrar okumak, sevgisiyle payidar olmaktır.” (s. 219)
“O kadar değerli, o kadar kıymettar bir eser külliyatını bir an evvel okumak ve onlardan her gün imanî ve İslâmî gıdalarınızı almak için bütün himmet ve varlığınızla çalışacağınızdan eminim, böyle olmanızı temennî ediyorum. Zira gençlik gidiyor, zamanlar geri gelmiyor.” (s. 220)
Bizler, çocukluğundan beri Üstad gibi çok okumaya meftun bir insan olan ve Nurları tanıdıktan sonra eski kitaplarını bırakıp tamamen risalelerde yoğunlaşan Gündüzalp’in bu heyecanlı tavsiyelerine muhatabiyetin neresindeyiz?
(alıntı)
23 Ekim 2009: 07:58 #758192Anonim
<<
Ufukta bir nur görüyorum, hızlı adımlarla ona ulaşmaya çalışıyorum. Her daim ümitvarım inş.3 Temmuz 2012: 09:27 #805249Anonim
Abiler bu yazının bir kısmında biraz hata var gibi…. Evet bu yazı genel itibariyle doğru olsa da Risale-i Nur’un “bir insan eseri” olmadığını beyan etmek lazım. Yani o diğer eserler gibi değildir. Bir insan yani bir insanın kendi düşüncesinin ve fikrinin eseri olmadığını üstad külliyatta defalarca beyan etmiştir. Müellifi “ben yazmadım, bana yazdırıldı”, demek suretiyle eseri sahiplenmemiştir. Hep “Kur’an’ın malıdır” diyerek Kuran ile irtibat kurmuştur.
Ayrıca
“Risale-i Nur hakkında en doğru değerlendirmeyi yapacak olanlar bütünüyle insanlık tarihine, hususan İslâm tarihine, özellikle düşünce tarihine nüfuz eden; öte yanda kendi iç dünyasını tam bir incelikle okuyabilen insanlardır ve şu an böyle birileri var mıdır, bilmiyorum.” yorumunda bulunulmuş, buna da katılmıyorum. O’nun sahibi onu tamamıyla ve hakkıyla izah ve beyan ve ifade edecekleri de halketmiştir. Risalelerin bu yönüyle erişilmez ve kusursuz olduğunu beyan edebiliriz. O’nda kusur arayan, önce kendindeki kusuru görsün… başka eserlere ve müelliflere benzetmesin…Bizce bu yazı biraz noksan ve şahsi düşüncelerden ma’muldür diyebiliriz…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.
