- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Şubat 2007: 15:25 #642581
Anonim
Bir gün, Zeynep annesiyle kitap okuyordu. Kitapta iki kardeşten söz ediliyordu. İki kardeş de güzel bir şehre gitmek istemiş. Yola çıkmışlar. Yolda bir ara birbirlerini kaybetmişler. Yine de o güzel şehre varmışlar. İkisi farklı kapılardan girmişler güzel şehre. Kardeşlerden biri pek huysuzmuş. Kendinden başkasını düşünmeyen, kimseyi sevmeyen, hep kendisini düşünen, kimsenin sözüne kulak asmayan biriymiş. Bu yüzden sevilmez, saygı göremez, kimseyle dost olamazmış. Kimse onu sevmediğine göre o da kimseyi sevmemekte haklı görmüş kendini. Kimse ona dost olmadığına göre o da herkesi düşman ve yabancı görmekte haklı görürmüş. Kendisini başıboş ve amaçsız görüyor, hayatını anlamsız ve gereksiz sanıyormuş. Her şeyi sahipsiz yetimler gibi görüyormuş. Her canlıyı idam edilecek tutuklular gibi görüyormuş. Bu yüzden yüreği çok inciniyormuş; her olay onu mutsuz ediyormuş. Her an üzüntü ve kederle yaşıyormuş. Sonunda bu kadar acıyı hissetmemek için her şeye boşvermiş. Böyle yapınca kendisine üzüntü veren şeyleri düşünemiyormuş. Düşünemediği için de kısa bir süre için kendisini mutlu sanıyormuş; yüreği acılardan biraz olsun uzaklaşıyormuş.
Diğer kardeş ise iyi huyluymuş. Herkesi ve her şeyi seviyormuş. Her şeyin bir anlamı olduğunu, başıboş olmadıklarını biliyormuş. İyi huylu olduğu için, başkaları da ona iyi davranıyormuş. Sevdiği için seviliyormuş. Dost olabildiği için çokça dostu varmış. Gördüğü her şeyden bir mutluluk payı çıkarıyormuş. Kendisi mutlu olduğu için, her şeyi mutlu ve memnun görüyormuş. Canlı ve cansız her şeyin bu dünyaya bir amaç için gönderildiğini, herkesin görevini yaptıktan sonra buraya veda ettiklerini, böylece kendilerinden sonra geleceklere yer açtıklarını düşünüyormuş.Birinci kardeş şehre girince, hiç de güzel şeyler görmemiş. Herkes perişanmış; çocuklar aç ve susuz, büyükler çaresiz ve umutsuzmuş. Her yerde ağlayan yetimler, gözyaşı döken yoksullar görmüş. Üstelik herkes birbirine düşmanmış gibi davranıyor, kimse kimseye dostluk yüzü göstermiyormuş. Gördükleri daha da üzmüş onu. Böyle bir şehre geldiği için yazıklar etmiş kendine. İçinden, ‘ben yanlış şehre gelmiş olmalıyım, kardeşim mutlaka güzel şehri bulmuştur’ diyormuş.
Bir gün hiç ummadığı bir şey olmuş. Bir sokağın başında kardeşini görmüş. Kendisi uykusuzluktan, sarhoşluktan, üzüntüden, ağlamaktan perişan düşmüş. Gözleri şişmiş, yüzü asılmış.
Kardeşi koşarak gelmiş yanına. Kucaklamış onu. Gözyaşlarını silmiş. “Sana n’oldu böyle kardeşim? Ne çok ağlamışsın! Ne çok üzülmüşsün! Bak, seni buldum artık; sevinmelisin.” demiş. Ama bu sözlerin hiçbir faydası olmamış… Sadece “Ben kayboldum, ben kayboldum! Yanlış yere geldim!” sözleri çıkmış dudaklarından.
Kardeşi şefkatle bakmış yüzüne.. “Hayır,” demiş, “yanılıyorsun. Gelmek istediğimiz güzel şehir burası. Ama sen her şeyi çirkin ve kötü görüyorsun. Dost olamadığın için dost bulamıyorsun. Güzel bakamadığın için güzel göremiyorsun. Sana dostluk yüzü göstermek isteyenleri düşman gibi görüyorsun. Bak, ağlayan yetimler diye gördüğün insanlar aslında ağlamıyorlar, umutla kendilerine verilecekleri bekliyorlar. Düşman diye gördüklerin birbirlerine tebessüm ediyorlar. Yokluk ve hiçlik diye gördüğün ölüm ise buradaki görevlerini bitiren canlıların evlerine dönmesi demektir. Bak herkesin bir görevi var; kimse başıboş değil. Herkes görevini yapmanın huzuruyla şarkı söylüyor, eğleniyor. Ama sen onları ağlıyor ve isyan ediyor sanıyorsun.
İyi huylu kardeş, güzel gördüğü her şeyi anlatmış kardeşine… Zor olmuş; ama sonunda kötü huylu kardeş de anlamış ki, kendisi kötü huylu olduğu için her şeyi kötü görüyor. O da her şeyin bir görevi olduğunu fark etmiş, her olayın bir anlamı olduğunu görmüş; böylece hüzünlerinden kurtulmuş, daha çok mutlu olmuş, daha çok güzel şey görmeye başlamış.
“İşte böyle!” dedi annesi, Zeynep’in minik ellerini avuçlarının içine alarak, “Biz de her şeyin bir Yaratan’ı olduğuna inandığımız için, yeryüzündeki hiçbir şeyi başıboş ve sahipsiz görmüyoruz. Her şeyin bir anlamı var, herkes birbirinin kardeşi ve dostu, yaşamanın da ölmenin de bir anlamı var…” Zeynep öyküyü heyecanla dinlediği gibi bu sözleri de sevinçle dinledi. Allah’a iman ettiği için, O’nun kendisini de, kardeşlerini de, anne ve babasını da yarattığını ve sevdiğini bildiği için çok sevindi, çok mutlu oldu.
11 Şubat 2009: 16:39 #730800Anonim
yaaaa değil mi ?
şer bildiğimizde hayır, hayır bildiklerimizde de şer olabilir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.