- Bu konu 17 yanıt içerir, 10 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Şubat 2007: 17:43 #642827
Anonim
SEYYİD ABDULKÂDİR GEYLÂNİ
Güney Azerbaycan’ın Geylân şehrinde 1078 (H.471)de doğdu. Künyesi, Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbânî, Sultân-ul-evliyâ, Kutb-i a’zam gibi lakabları vardır. Babası Ebû Sâlih bin Mûsâ Cengîdost’tur. Hazret-i Hasanın oğlu Hasan-ı Müsennâ’nın oğlu Abdullah’ın soyundandır. Annesinin ismi Fâtıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkâdir Geylânî, hem seyyid, hem şerîfdir. Hazret-i Hüseyin’in evladına seyyid, hazret-i Hasan’ınkine şerîf denir. Abdülkâdir Geylânî 1166 (H.561)’da Bağdad’da vefât etti. Türbesi Bağdad’dadır.Fıkıh ve hadîs ilimlerinde müctehid idi. Kâdiriyye tarîkatının kurucusudur. Orta boylu, zayıf bünyeli, geniş göğüslü, ilm için vefâkârlıkta emsâli az bulunur bir velî idi.Abdülkâdir Geylânî daha doğmadan, ilerde büyük bir zât olacağına dâir alâmetler, işâretler görülmüştü. Babası rüyâsında Rasulullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb-ı kirâmı radıyallahü anhüm ve evliyâyı gördü. Rasulullah efendimiz kendisine; “Ey Ebû Sâlih! Allah bu gece sana kâmil, olgun ve derecesi yüksek bir erkek evlâd ihsân etti. O benim oğlum ve sevdiğimdir. Evliyâ arasında derecesi yüksek olacak.” buyurdu. Doğduktan sonra da hâlleri ile dikkatleri çekti.
Abdülkâdir Geylânî on sekiz yaşında Bağdad’a geldi. Buradaki âlimlerden ders almak sûretiyle hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde yetişti. Fıkıh ilmini; Ebû Hattâb Mahfûz, Ebü’l-Vefâ Ali bin Ukayl, Ebû Hüseyin bin Kâdı Ebû Ya’lâ gibi fıkıh âlimlerinden öğrendi. Hadîs ilmini; Hasan-i Bâkıllânî, Ebû Saîd Muhammed bin Abdülkerîm, Ebû Gânim Muhammed bin Muhammed, Ebû Bekr Ahmed bin Muzaffer, Ebû Câfer, Ebû Kasım bin Ali, Ebû Tâlib Abdülkâdir, Ebû Bekr Hibetullah ibni Mübârek, Ebü’l-İzz Muhammed bin Muhtar, Ebû Nasr Muhammed, Ebû Gâlib Ahmed, Ebû Abdullah Yahyâ gibi hadîs âlimlerinden öğrendi. Tasavvuf ilmini ise; Şeyh Ebû Saîd Mahzûmî ile Hammâd-i Debbâs’tan almıştır.
İlim tahsilini tamamlayıp yetiştikten sonra, vaâz ve ders vermeye başladı. Hocası Ebû Saîd Mahzûmî’nin medresesinde verdiği ders ve vaâzlarına gelenler medreseye sığmaz sokaklara taşardı. Bu sebeple,Bağdad halkının yardımlarıyla çevresinde bulunan evler de ilave edilmek sûretiyle medrese genişletildi.
Abdülkâdir-i Geylânî , bir müddet ders verip insanları irşâd ettikten, hak ve hakikatı anlattıkdan sonra, ders ve vaâz vermeyi bıraktı. İnzivâya çekilip, yalnızlığı seçti. Sonra sahrâlara çıktı. Bağdad’ın Kerh harâbelerinde yaşamaya başladı. Bütün vaktini ibâdet, riyâzet ve mücâhede ile nefsinin arzu ve isteklerini yapmamak, istemediklerini yapmakla geçirmeye başladı. Buyurdu ki:
“Irak’ın sahrâ ve harâbelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldım. Benim kimseden, kimsenin benden haberi yoktu. Bâzan uzun müddet yemezdim ve “Açım! açım!” diye midemin feryâdını duyardım. Bâzan üzerime öyle ağırlıklar gelirdi. Bu sırada; “Muhakkak zorlukla berâber bir kolaylık vardır, şüphesiz zorlukla berâber kolaylık vardır.” meâlindeki İnşirâh sûresinin beşinci ve altıncı âyet-i kerîmelerini okuduğumda üzerimdeki ağırlıklar dağılıp, giderdi.”
“Şeytanlar çeşitli kılık ve kıyâfetlere bürünüp toplu hâlde yanıma gelir, beni yolumdan çevirmek için uğraşırlardı. Kalbimde büyük bir azim ve direnç hissederdim. İçimden bir ses; “Ey Abdülkâdir! Onlarla mücâdele et, onlara galip geleceksin.” derdi. İçlerinde bir şeytan durmadan bana gelir; “Buradan git, şöyle yaparım, böyle yaparım.” diye beni tehdit ederdi. Cân u gönülden, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” okuyunca, onun tamâmen yandığını görürdüm.”
Bir kere Abdülkâdir Geylânî şöyle bir ses işitti: “Ey Abdülkâdir! Ben senin Rabbinim! Sana haramları mubah, serbest kıldım.””Başkasına yasak olan şeyleri sana helâl kıldım.” diyordu. Bunun üzerine Abdülkâdir Geylânî “Eûzübesmele” çekti. “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Sus ey mel’ûn!” diye bağırdı. Bunun üzerine aynı ses; “Ey Abdülkâdir! Rabbinin izni ile çeşitli yerlerde bana aldanmayarak, şerrimden, kötülüğümden kurtuldun. Halbuki ben bu yolla yetmiş kişiyi yoldan çıkarmışdım.” dedi. Onun şeytan olduğunu nasıl anladığını sorduklarında; “Sana haramları helâl ettim, sözünden anladım. Çünkü Allah böyle şeyleri emretmez.” buyurdu.ALLAH RAHMET EYLESİN MEKANI CENNET İNŞALLAH
not : şu 5000 karakter sınırlaması nedir cimri olma saidnur.org
23 Şubat 2007: 11:50 #704690Anonim
insanligin isigidir onlar.
ama iste mum gibi cevrelerini aydinlatirken..kendileri de tukenirler.
se sabittir sırrında
cim cemalin nurunda
ha hayatın sırrında
abdulkadir geylani..Bütün güneşler battı ve gitti,
Bizim güneşimiz batmayacaktır ebedi…. Seyyid A. K GEYLANİ24 Şubat 2007: 07:23 #704698Anonim
amin amin amin..
Abdulkadiri Geylani : Evet her ne kadar yazınızda inzivaya cekildiğinden bahsedilsede ; Elbette ondaki o ilim ve oderece onu sadece kısa bir ömür ile sınırlamayacakdır ve elbette irşad vazifesini her daim ifa ettirecekdir nitekim öle de değilmidir Ustad bediüzzaman : Abdulkadiri Geylani den cok sonraları gelmesine mukabil ondan hep ders aldığını Risale-i Nurun ceistli yerlerinde işaret etmekde…
Quote:not : şu 5000 karakter sınırlaması nedir cimri olma saidnur.org[/quate]Evet 5000 karakter şartı ve kısıtlamasını sizlerde takdir edersiniz ki cimrilik değildir. Uzun yazıların okunmadığı kanaatinde olduğumuz için o uzun yazıların özetle anlatılarak yazılması sonucunda hem okunduğu hemde muaraza edilebildiği kanaatindeyiz nitekim bunun içinde 5000 karakter hayli hayli kafidir…
25 Şubat 2007: 01:25 #704729Anonim
anlıyorum sizi Lemalar..
25 Şubat 2007: 14:51 #704761Anonim
zahid wrote:anlıyorum sizi Lemalar..zahid vallahi hayran kaldim !!! ne diyim cok zekisiniz …..
3 Mart 2007: 19:08 #704942Anonim
slmlar kardeşlerim seyyid abdülkadir geylani büyük zati alim evliyaullahın sulatanıdır ama bir yanlışı düzletmek istyorum burda bu yanlış sadece islam ülkeleri arasında ülkemizde yapılıyor soy anneden değilde babadan devam eder SEYYİD HZ. HASAN(R.A) IN SOYUNDAN GELENLERE DENİR ŞERİF İSE HZ. HÜSEYİN(R.A) İN SOYUNDAN GELENLERE DENİR AMA BİZİM ÜLKEMİZDE HZ. HASAN IN SOYUNUN OLMADIĞINI HEPSİNİN KERBELADA KATLEDİLDİĞİNİ ÇOK BİLGİSİNE GÜVENDİĞİM İNSANLAR TVLERDE FALAN SÖLEYİP ÇİZİYORLAR BUNUN YANLIŞ OLDUĞUNU AYRICA HZ HASAN IN SOYUNA ŞERİF DİYENLER OLUYOR ÖLE OLSAYDI ABDÜLKADİR GEYLANİ HZ LERİNE ŞERİF A.KADİR GEYLANİ DERDİLER ÇÜNKÜ SOY ANNEDEN DEĞİLDE BABADAN DEVAM EDER.!bu konuda bir bilgilendirmede bulunmak istedim sadece ki peygamber efendimiz (s.a.v)in bi hutbesinde hz. hasan (r.a) ı gösterip bu evladım bendendir o seyyiddir onun soyundan ahir zamanda büyük bi zat gelecektir gibisinden bi mealde bi hadisleri var …
yeri değildi ama bir bilgilendrme yapmak istedim sadece ülkemizde çünkü bu bilgiler çok yanlış biliniyor o sölenenlere kalırsa bizim olmamız gerekiyor:) nese ALLAH razı olsun öle güzel bi forum yaptığınız için..
selametle3 Mart 2007: 22:26 #704957Anonim
kardeşim soy aynı değilmi ha anadan ha babadan..
21 Nisan 2007: 15:44 #706031Anonim
allah razı olsun kardeş yüreğine sağlık
27 Nisan 2007: 09:21 #706384Anonim
Risalelerde geçen bir menkıbede anlatılıyor.Kadının biri bir anne evladını Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani hazretlerinin yanına verir.Dinini ögrenmesi talebe olması için.Gel vakit git vakit anne Geylani hazretlerine kızmaya başlar çünkü kendisi kızarmış tavuk yiyordur bitanecik oglu kuru ekmek.Anne yüregi buna dayanmaz ve Geylani hazretlerine çıkışır.Abdulkadir Geylani hazretleri yerde birikmiş tavuk kemiklerine !kunfeyekun der tavuk ol der oluverir,canlanır.Kdına senin oglunda bu mertebeye gelsin o da yer der.ORJİNAL İFADE BÖYLE DEİL ama bu mealde._________________________________________________Üstat hazretleri gençliginde Abdulkadir Geylani hazretlerinin ‘Futuh-ul Gayb’ adlı eserini okur.Bu kitap için gururumu çok kırdı(kendi kullugu adına bir ifade herhalde) yarıda bırakmak zorunda kaldım diyor.Tarihçe-i Hayatta geçiyor galiba.Birde İmam Rabbani hazretlerinden okuyor.Sonra ‘Tevhid-i Kıble’ edip risale-i nurlar ile Kuran-ı Kerimin bir hizmetkarı oluyor,himmetini iman hizmetine harcıyor.Çünkü devrin şartları artık bunu gerektiriyor.Tarikatlerin,tasavvufların kıymetini vurguluyor ancak zaman tarikat zamanı degildir çünkü eskiden islami bir konuda bir büyügün sözü makbul idi,şimdi ise teslimiyet zayıfladıgından iman hizmeti daha önem arzediyor.Hakkaten günümüzde insanlar,gençler hatta çocuklar daha bir artist,sorgucu,şımarık,agızlarını herkonuda daha çok açıyorlar ne yazık
27 Nisan 2007: 10:18 #706388Anonim
emrah kardeş bilgiler için sağol…
30 Nisan 2007: 14:47 #706805Anonim
Önemli deil kardeş,bu arada resimdeki sen misin pek şeker de..hihi_________________________________________________resmi niye degiştirdin zahid kardeş o bizim şirin bir kardeşimizdi k.i.b
30 Nisan 2007: 16:16 #706811Anonim
yerimde saymayı sevmem pek 😀
2 Mayıs 2007: 11:19 #706907Anonim
Yağmur yağıyor, ümidimiz tükenmek üzereyken, birden aklımıza Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin bir çocukluk hatırası geldi. O diyor ki: “Küçükken bir cevizim bile kaybolsa, Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin ruhuna Fatiha okur ve Allah’ın izniyle bulurdum.” Biz de birer Fatiha ve on birer tane İhlas okuyup Gavs-ı Azam Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin ruhuna bağışladık. Allah’ın izniyle bir arkadaşımız arabanın anahtarını bulup getirdi. Çok sevindik ve Cenab-ı Hakk’a şükrettik…
2 Mayıs 2007: 13:03 #706911Anonim
çok güzel bir hadise…Allah (c.c) büyüktür..
3 Mayıs 2007: 16:21 #706988Anonim
Allah gönlüne göre vede daha güzelini versin,amin.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.