• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #643793
    Anonim

      Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun

      Yaklaştıkça büyüyen

      Ayrıntıları setleri bahçeleri

      Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan

      İşte ben o şehri yaşadım yıllarca

      İstanbul’da parça parça

      Çeşmelerinde ayı yaşadım

      Servilerinde ayla birlik bölündüm

      Ayla birlik yaralandım

      İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla

      Soludum bölük bölük ahiretin

      Keskin çizgili özgürlüğünü

      Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi

      İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri

      Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini

      İstanbul’dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım

      Taşlarına adeta resmim işledi

      Ben İstanbul’da dağıldım zerre zerre

      İstanbul damla damla içimde birikti

      Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir

      Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir

      O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp

      Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen

      Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden

      O Tanrı’nın kılıç halindeki hilali

      İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli

      İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri

      İstanbul’a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden

      Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle

      Semerkant’tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri

      Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri

      Git Sümbülefendi’ye servilerden sor olan biteni

      Merkezefendi’de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini

      Bağdat’ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin

      Şam’da son sınırı manevi medeniyetlerin

      Kozmik bakış metafizik sezgi

      Bağdat’tan dal, Şam’dan yaprak Diyarbekir’den çizgi

      Hep İstanbul’da kırık dökük

      Parçalanmış silinmiş sönmüş

      Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere

      Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu

      Sabah Karacaahmet’te öten şafak kırmızısında savaş borusu

      Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler

      Su şırıltısından gök gürültüsüne değin

      Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter

      Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi

      Ben yaşadıkça o yaşayacak bende

      Kimbilir belki o da dirilecek benimle

      İslam Milletinin dirilişinde

      O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya

      İnsanın insan olduğu o günde

      Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir

      Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa

      Doğrul ve kalk ayağa

      Kemiklerinle etin arasında

      Sonsuz güç topla korku ve muştuyla

      Mucize muştusuyla

      Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim

      Fırtına yaprak yaprak dökülüyor

      Gecenin tüyleri savruluyor havaya

      Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla

      Mübarek toprağın anlamından bile yoksun

      Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman

      Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız

      Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz

      Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

      Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim

      Denizi yüklendim adeta denizle evlendim

      Denizle yaşadım denizle öldüm

      Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm

      Denizden denize yükseldim

      Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde

      Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları

      Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin

      -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-

      Bursa’dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra

      Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken

      Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken

      Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda

      Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında

      Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya

      Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla

      Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana

      olup biteni

      O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini

      Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık

      Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık

      Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi

      Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi

      Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi

      Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi

      Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı

      Bir kartal taşırken yere düşmüş

      Ve kalakalmış kaldığı yerde

      Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne

      Yemişler ötesini berisini

      Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı

      Ey Allah’a açılan ve kapanan ulu kapı

      Bir at gibi soluyorsun kulelerinle

      Deniz öfkenin köpükleriyle benekli

      Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda

      Yeniden sularından içelim kana kana

      Savaşabilirim bugün bütün dünyayla

      Gerekirse

      Ruhumuzun susadığı hakikat olan

      Evrensel İslam Barışının zaferi için

      Aşk için Tanrı hakikati aşkı için

      Göğe çıkan İsa yere insin diye

      -Fazla çıkardılar göğe-

      Gel ey Muhammed ve İsa hakikati

      Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var

      Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar

      Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları

      Savaşırım doğudan daha doğu

      Doğrudan daha doğru olanı bulmak için

      Zulme karşı savaşabilirim

      İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir

      Ebedi hakikat budur

      Bunun için savaşırım ben

      Bunun için kanım helal olsun

      Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak

      İstanbul’u yeniden Tanrı şehri yapmak

      Bunun için savaşırım ben

      Servi için savaşırım çınar için savaşırım

      Tozlanmamış gün doğuşu için

      Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye

      Tuz deniz damlasında gülsün

      Çam denizle gülüşsün

      Su tenimizle barışsın

      Ruhumuzla ışısın diye

      Savaşçıyım ben atalarım gibi

      İstanbul için savaşırım

      Bağdat’ın dervişlik ortağı

      Şam’ın kılıç kardeşi

      Olan İstanbul için

      Benim güneşimden öteye kimse gidemez

      Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil

      “Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır”

      Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı’ya kulluk

      İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü

      Kıyamete kadar söylenecek türkü
      – SEZAİ KARAKOÇ-

      #707414
      Anonim

        aaah istanbul aaah özledim bu hafta inşallah sendeyim…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.