• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #644852
    Anonim

      (Bu hikayede anlatılanların tümü umut ürünüdür. Gerçekle alakası olabilir)

      – Baba! Nereye gidiyorsun?

      İçi titredi İbrahim’in… Kokusunu içine çekmeye, al yanaklarından öpmeye doyamadığı kuzusu Hatice, titrek dudaklarını büzmüş, kömür karası boncuk gözlerinde yaşlarla ona bakıyordu. Uzun kirpiklerinden ara sıra süzülen damlalar hafif dalgalı uzun siyah saçlarının örttüğü yanaklarına gelince gözden kayboluyordu.

      Dalıp gitti ötelere…

      Zeynep, vaktinden önce doğum yaptığı için yuvalarının neşe kaynağı kızları çabucak gelmişti dünyaya. Bu yüzden Rasulullah’ın hayat arkadaşı Hz. Hatice’nin adını vermişti İbrahim minik Hatice’sine. O uyurken geceleri, Zeynep ile birlikte onu seyrederler ve Allah’a hamd ederlerdi. Hastalandığında sabahlara kadar başında beklerler, o minik beden yüksek ateşten kavrulurken ıslattıkları bezleri birbiri ardınca alnına koyarak ateşini düşürmek için çırpınırlardı.

      İlk adımlar, ilk sözcükler derken göz açıp kapayana kadar geçmişti seneler. Artık her kurduğu cümle ile annesi ve babasını şaşkına çeviren sevimli bir kız çocuğu oluvermişti Hatice. Şimdi de babasının karşısına dikilmiş ve her şeyden haberdarmış gibi soruyordu; “Baba! Nereye gidiyorsun?”

      İbrahim, Zeynep’ten saklamak ister gibi usulca yutkundu. Karşısında diz çökerek biricik kızının saçını okşadı ve usulca alnından öptü.

      – Uzun bir yolculuğa çıkıyorum kızım.

      – Ama nereye gidiyorsun?

      İbrahim derin bir nefes aldı. Bu küçücük zihne nasıl bir açıklama yapabileceğini düşündü.

      – Hani sana anlatmıştım. Senin yaşındaki çocukların hiç durmadan ağladığı, babasız ve annesiz büyüdükleri yerler vardı ya… İşte oralara gidiyorum.

      – Onlara yardım etmeye mi gidiyorsun?

      – Evet kızım.

      – Peki, ne zaman geri geleceksin?

      Hatice’nin soruları gittikçe zorlaşıyordu. İbrahim başını kaldırıp yardım etmesini isteyen bakışlarla Zeynep’in gözlerine baktı. Zeynep:

      – Babanın yolculuğu uzun sürecek Hatice’m. Ama daha sonra Allah’ın izniyle onunla buluşacağız.

      Hatice annesinin açıklamasını yeterli bulmamıştı. Babasından ayrılmak istemiyordu.

      – Baba lütfen beni de götür!

      – Götüremem güzel kızım. Hem annen yalnız mı kalsın? Bak… Kocaman kız oldun artık sen. Annene göz kulak olmalısın.

      Hatice, yanaklarından süzülen damlacıklar çoğalırken hıçkırarak babasının boynuna atılıverdi ve sıkıca sarıldı.

      Direndi İbrahim. Yaşaran gözlerine hakim olmaya çalıştı sessizce. Uzun uzun kokusunu içine çekerek öptü göz nurunu. Bir müddet böyle durduktan sonra usulca çözerek boynuna dolanmış kolları ayağa kalktı. Zeynep’e dönerek;

      – Masanın üzerine bir mektup bıraktım. Müjdeli haber için arayan olursa söylediğim kişilere ulaştırırsın.

      Müjde… Haber… Mektup… Zeynep sükûnetini vakarla korumaya çalışıyordu. Fakat gönlü..? Bu nasıl bir mücadeleydi kalbiyle? Bir tarafta peygamber kızı, sabır ve takvayı kuşanmış Fatımatüzzehra, diğer yanda nefsine yenilen Züleyha…

      “Hasbünallah!” dedi içinden, “Allah bize yeter! O ne güzel vekildir!”

      İbrahim çantasını kollarından geçirerek omuzladı;

      – Rabbime emanet olun! İnşallah en güzel şekilde kavuşacağız.

      – İnşallah İbrahim! İnşallah!

      – Zeynep! Dua et olur mu?

      – Edeceğim inşallah.

      – Selamun aleykum

      – Ve aleykumusselam

      İbrahim bir daha ardına bakmadı. Sesli bir besmele çekti. Hızlı adımlarla merdivenlerden inerken Rabbine teslim olmuş bir şekilde ayetleri mırıldanmaya başladı.

      “Asra yemin olsun ki insanlık hüsrandadır! Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna!” ( Asr Suresi )

      Sabrı kuşanmıştı İbrahim. Her adımı biraz daha sağlam basıyordu asfalt zemine. Yüreğinden tekbirler, salavatlar geçiriyordu birbiri ardınca. Kalp atışları hızlanmış, birkaç dakika önce içtiği suya inat dudakları çatlarcasına kurumuştu. Akif ve Hamza ile buluşmaya karar verdikleri yere gidene kadar susuzluktan dilinin damağına yapışacağına kanaat getirdi. Önce su matarası aklına geldi. Fakat daha şimdiden matarasını kullanmayı doğru bulmadı. Kavurucu sıcağa rağmen varacağı yere kadar oyalanmamaya karar verdi. Nasıl olsa yol arkadaşlarıyla buluştuğunda soluklanacak vakit bulacaktı.

      ***

      Zeynep çok sevdiği hayat arkadaşını uğurlarken zor ayakta durabilmişti. Şimdi ise kilolarca ağırlık omuzlarına binmişçesine dizleri titriyor, yüreğine düşen acıya yenilmemek için kendini zorluyordu. Hatice’nin görmemesi için boğazına düğümlenen ağlama isteğini bastırarak oturma odasına doğru yöneldi. Odadaki çalışma masasının üzerinde duran yarı açık zarfa ürkek gözlerle şöyle bir baktı. Şimdiye kadar özel olan eşyalarını birbirlerinden izinsiz hiç ellememişlerdi. İbrahim buna çok özen gösterirdi. Düşündü Zeynep. İbrahim mektubu gideceği gece teheccüte kalktığında yazdığından Zeynep’in mektup içeriği hakkında hiç bir bilgisi yoktu. Ama tanıyordu eşini. Mektubun okunmasını istemeseydi mutlaka zarfı kapatırdı. Zaten masanın üzerine de okunmasını istermiş gibi bırakmıştı İbrahim.

      Mektubu masanın üzerinden aldı ve usulca yanındaki iskemleye oturarak zarfın içindeki katlı duran kağıdı çıkardı.

      Kovulmuş Şeytan’dan Allah’a Sığınırım,

      Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla..!

      Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’adır! Salat ve Selam Allah’ın Rasulü Hazreti Muhammed’e ( s.a.v. ), ehl-i beytine ve ashabına olsun!

      Canım yavrum Hatice’m,

      Sen bu satırları anlamaya başladığında ben artık dünya hayatına dair ne varsa geride bırakmış, Rabbimize çoktan kavuşmuş olacağım. Sakın üzülenlerden olma. Çünkü inşallah Allah’ın bizlere bahşedeceği cennette birbirimize kavuşacak ve doyasıya hasret gidereceğiz. Bunun için Allah Azze ve Celle’ye yönel. Kur’an’ın yolundan ayrılma. Çünkü onun bize gösterdiği yol dosdoğru yoldur.

      Canım kızım,

      İman ile küfür, hak ile batıl, Habil ile Kabil arasındaki mücadele çağlar boyunca sürdü. Şeytan ve dostlarının yaptıkları zulümler ümmetimiz üzerinde her geçen gün şiddetini arttırdı ve arttırmaya da devam edecek. Bunca zulme rağmen mazlumların yardımına ümmetin içinden, pek azı müstesna, kimse yeltenmiyor. Oysa Allah Azze ve Celle Nisa Suresinin 75. ayetinde şöyle buyuruyor:

      “Size ne oluyor da: “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet” diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz? “

      Ben de arkadaşlarımla birlikte bu düstur ile çıktım yola geride seni ve anneni bırakarak. Çünkü bizler sevdiğimiz şeylerden sadece Allah’ın rızası için vazgeçenlerden olmak istedik. Nice Mücahid gibi biz de Rabbimizin izniyle sevdiğimiz şeyleri geride bırakarak dünyanın dört bir yanındaki zorbalara, zalimlere, şeytan ve onun dostlarına baş kaldırmak için hazırladık çantamızı. Bizler imkan bulduk, imkan oluşturduk ve yollara düştük. Tek beklentimiz de Rabbimizin bizi hüsrana uğramayanlardan, dosdoğru yolda ilerleyenlerden kılmasıdır.

      Haticem,

      Hayatının her noktasında Allah’ın rızasını gözet, zalime boyun eğme, mazluma kol kanat ger. Evlenecek çağa geldiğinde eşini Allah’tan korkan, takva sahibi ve Allah (c.c.) yolunda cihad eden cihad erlerini gönülden seven kişilerin içinden seç. Allah yolunda mücadeleyi kuşan ve kuşananlara yardım et.

      Allah bağışlasın ve doğru yolu göstersin ki ümmetin içindeki bir kısım insanlar Allah yolunda cihad etmeyi sadece tebliğe indirgemiş, yine bir kısmı cihad kavramının içini boşaltırcasına hedefi ilim olarak belirlemiş, başka bir kısmı ise manayı nefsi ile mücadelenin içine sıkıştırarak parça parça etmiş durumda. Oysa izet ve şeref sahibi Allah Rasulü ve ona gönülden bağlı sahabe topluluğu bizlere cihadın her türlüsünde örnek oldular. Çünkü batıl ile, zulüm ile mücadelenin her türlü yönteminin cihad olduğunu biliyorlardı. Hayatın iman ve cihad olduğunu biliyorlardı.

      Tüm bunları birbirinden ayıranlara yazıklar olsun. Yazıklar olsun kılıç kuşanmaktan korkanlara… Yazıklar olsun mazlumlar önlerinde belirecek bir ışık, bir yardım eli ararken hiç oralı olmayanlara… Ve yazıklar olsun hacılarına hocalarına aldanarak ümmetin onurunu, namusunu koruyan nice cihad erlerini hor görenlere… Hele ki sapkın ilan edenlere…

      Canım kızım,

      Sen bunların hiç birine uyma ve onların ıslah olması için Rabbine yönelerek dua et. Yeryüzünde Allah Teala’nın rızasını kazanmak için çaba sarf edenlerden ol sadece. Ki onların her biri yalnız Allah Teala’nın rızasına kavuşmak için mis kokularını, güzel kıyafetlerini, sıcak yataklarını, sevdikleri eşlerini ve öpmeye dahi kıyamadıkları çocuklarını geride bıraktılar. Yüce Allah (c.c.), Ahzab Suresi 23. ayetinde onlar için şöyle buyuruyor:

      ”Müminlerden öyle erler vardır ki Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler; kimi adağını ödedi (canını verdi), kimi de beklemektedir; (verdikleri sözü) hiçbir şekilde değiştirmediler.”

      İnşallahü Teala onlar hüsrana uğrayacaklar değildir. Onların yerleri cennetten başka bir yer değildir. Meskenleri altlarından ırmaklar akan cennet köşklerinden başka bir mesken de değildir. İnşallah sen, annen ve ben bu topluluk içinden birer fert oluruz.

      Göz nurum,

      Filistin’de, Çeçenistan’da ve diğer Kafkas coğrafyalarında, Afganistan’da, Keşmir’de, Irak’ta, Filipinler’de, Ogadin’de, Somali’de, Patani’de, Lübnan’da, Doğu Türkistan’da, Mısır’da ve diğer coğrafyalarda mücadele eden Müslümanlar için dua etmeyi sakın ihmal etme. Allah Sübhanehu ve Teala’nın adaletini yeryüzüne yaymak için mücadeleye yönel. Çünkü mücadele her yerde… Ve üzülüp gevşeme. Çünkü gerçekten iman ettiğin sürece üstün gelecek olan yalnız sensin.

      Rabbim seni korusun, gözetsin ve günahlarını örtsün. Soyunu İbrahimi soy kılsın. Hepimizi ahiret yurdunda kitabını sağdan alanlardan eylesin ve en güzeli ile birbirimize kavuştursun.

      Allah’ın selamı ve rahmeti üzerine olsun! ( Esselamu aleykum verahmetullah! )

      Allah bize yeter! O ne güzel vekildir!

      Baban İbrahim.

      Bırakıverdi gözyaşlarını Zeynep. Yüreğindeki hüzün, eşiyle duymuş olduğu gururla harman oluyor, gözpınarlarında çağlayanlara dönüşüyordu. Hıçkırıklı ağlayışları duyan Hatice annesinin yanına geldi.

      – Neden ağlıyorsun anneciğim?

      Zeynep kendini tutmaya çalıştıysa da başaramadı. Elindeki mektubu göğsüne sımsıkı bastırdı. Kaç gündür içine atmaya çalıştığı duygularını kendi haline bırakıverdi.

      Hatice annesinin neden ağladığını anlayamamıştı. Sorusuna cevap alamaması üzerine kendisi de ağlamaya başlamış ve o ufacık yüreğinde beliren şefkat hisleriyle annesine sarılıvermişti.

      METE AÇIKGÖZ

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.