• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #645710
    Anonim

      Aziz kardeşlerim,
      Bana söylemek üzere Şamlı Hâfıza iki şey demişsiniz:
      Birincisi : “Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın Zeyneb’i tezevvücünü, eski zaman münafıkları gibi yeni zamanın ehl-i dalâleti dahi medar-ı tenkit buluyorlar; nefsanî, şehevânî telâkki ediyorlar” diyorsunuz.
      Elcevap : Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! O dâmen-i muallâya şöyle pest şübehâtın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesât-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemâl-i iffet ve tamam-ı ismetle Haticetü’l-Kübrâ (r.a.) gibi ihtiyarca birtek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zâtın, kırktan sonra, yani hararet-i gariziye tevakkufu hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücâtı, bizzarure ve bilbedâhe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu, zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir

      .
      O hikmetlerden birisi şudur ki: Zât-ı Risaletin akvâli gibi, ef’al ve ahvâli ve etvar ve harekâtı dahi menâbi-i din ve şeriattır ve ahkâmın mehazlarıdır. Şıkk-ı zâhirîsine Sahabeler hamele oldukları gibi, hususî dairesindeki mahfî ahvâlâtından tezahür eden esrar-ı din ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri ve râvileri de ezvâc-ı tâhirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir.

      Esrar ve ahkâm-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azîm vazifeye, birçok ve meşrepçe muhtelif ezvâc-ı tâhirat lâzımdır.
      Gelelim Hazret-i Zeyneb’in tezevvücüne: Yirmi Beşinci Sözün Birinci Şulesinin Üçüncü Şuaının misallerinden olan -1- âyetine dair şöyle yazılmış ki:
      İnsanların tabakatına göre birtek âyet, müteaddit vücuhlarla, herbir tabakanın fehmine göre bir mânâ ifade ediyor. Bir tabakanın şu âyetten hisse-i fehmi şudur ki:

      Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı veya “Oğlum” hitabına mazhar olan Zeyd (r.a.), rivayet-i sahiha ile itirafına binaen, izzetli zevcesini kendine mânen küfüv bulmadığı için tatlik etmiş. Yani, Hazret-i Zeyneb, başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir peygambere zevce olacak fıtratta olduğunu, Zeyd ferâsetle hissetmiş. Ve kendisini ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, mânevî imtizaçsızlığa sebebiyet verdiği için tatlik etmiştir. Allah’ın emriyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm almış. Yani, -2- nın işaretiyle, o nikâh bir akd-i semâvî olduğuna delâletiyle, harikulâde ve örf ve muâmelât-ı zâhiriye fevkinde, sırf kaderin hükmüyledir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o hükm-ü kadere inkıyad göstermiştir ve mecbur olmuştur; nefis arzusuyla değildir.
      Şu kader hükmünün de ehemmiyetli bir hükm-ü şer’î ve mühim bir hikmet-i âmmeyi ve şümullü bir maslahat-ı umumiyeyi tazammun eden -3- âyet-i kerimesinin işaretiyle, büyüklerin küçüklere “oğlum” demeleri, zıhar meseleleri gibi, yani karısına “Anam gibisin” dese haram olduğu gibi değildir ki, ahkâm onunla değişsin. Hem büyüklerin raiyetlerine ve peygamberlerin ümmetlerine pederâne nazar ve hitapları, vazife-i risalet itibarıyladır; şahsiyet-i insaniye itibarıyla değildir ki, onlardan zevce almak uygun düşmesin.

      İkinci bir tabakanın hisse-i fehmi şudur ki: Bir büyük âmir, raiyetine pederâne bir şefkatle bakar. Eğer o âmir, zâhirî ve bâtınî bir padişah-ı ruhanî olsa, merhameti pederin yüz defa şefkatinden ileri gittiği için, raiyetinin efradı, onun hakikî
      evlâdı gibi, ona peder nazarıyla bakarlar. Peder nazarı ise, zevc nazarına inkılâp edemediğinden ve kız nazarı da zevce nazarına kolayca değişmediğinden; efkâr-ı âmmede, Peygamberin, mü’minlerin kızlarını alması şu sırra uygun gelmediği için, Kur’ân o vehmi def maksadıyla der:
      “Peygamber, rahmet-i İlâhiye hesabıyla size şefkat eder, pederâne muamele eder. Ve risalet namına siz onun evlâdı gibisiniz. Fakat şahsiyet-i insaniye itibarıyla pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin. Ve sizlere ’Oğlum’ dese, ahkâm-ı şeriat itibarıyla siz onun evlâdı olamazsınız.”

      Said Nursî
      Baki olan yalnız Allah’tır.

      #713061
      Anonim

        [html]

        YEDİNCİ MEKTUP

        b635.gif
        b524.gif -1-

        b638.gif -2-

        Aziz kardeşlerim,

        Bana söylemek üzere Şamlı Hâfıza iki şey demişsiniz:

        Birincisi:“Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın Zeyneb’i tezevvücünü, eski
        zaman münafıkları gibi yeni zamanın ehl-i dalâleti dahi medar-ı tenkit
        buluyorlar; nefsanî, şehevânî telâkki ediyorlar”
        diyorsunuz.

        Elcevap:
        Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! O dâmen-i muallâya şöyle pest şübehâtın eli
        yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i
        gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesât-ı nefsaniyenin iltihabı
        zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemâl-i iffet ve tamam-ı
        ismetle Haticetü’l-Kübrâ (r.a.) gibi ihtiyarca birtek kadınla iktifa ve
        kanaat eden bir zâtın, kırktan sonra, yani hararet-i gariziye tevakkufu
        hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin sükûneti zamanında kesret-i
        izdivaç ve tezevvücâtı, bizzarure ve bilbedâhe, nefsanî olmadığını ve
        başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu, zerre kadar insafı
        olana ispat eder bir hüccettir.

        O hikmetlerden birisi şudur ki:
        Zât-ı Risaletin akvâli gibi, ef’al ve ahvâli ve etvar ve harekâtı dahi
        menâbi-i din ve şeriattır ve ahkâmın mehazlarıdır. Şıkk-ı zâhirîsine
        Sahabeler hamele oldukları gibi, hususî dairesindeki mahfî ahvâlâtından
        tezahür eden esrar-ı din ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri ve râvileri de
        ezvâc-ı tâhirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve
        ahkâm-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azîm
        vazifeye, birçok ve meşrepçe muhtelif ezvâc-ı tâhirat lâzımdır.


        1- Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.

        2- Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen üzerinize olsun.


        Gelelim Hazret-i Zeyneb’in tezevvücüne:

        Yirmi Beşinci Sözün Birinci Şulesinin Üçüncü Şuaının misallerinden olan b155.gif -1- âyetine dair şöyle yazılmış ki:

        İnsanların tabakatına göre birtek âyet, müteaddit vücuhlarla, herbir tabakanın fehmine göre bir mânâ ifade ediyor.

        Bir tabakanın şu âyetten hisse-i fehmi şudur ki:

        Resul-i
        Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı veya “Oğlum” hitabına mazhar
        olan Zeyd (r.a.), rivayet-i sahiha ile itirafına binaen, izzetli
        zevcesini kendine mânen küfüv bulmadığı için tatlik etmiş. Yani,
        Hazret-i Zeyneb, başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir peygambere
        zevce olacak fıtratta olduğunu, Zeyd ferâsetle hissetmiş. Ve kendisini
        ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, mânevî
        imtizaçsızlığa sebebiyet verdiği için tatlik etmiştir. Allah’ın emriyle
        Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm almış. Yani, b156.gif
        -2- nın işaretiyle, o nikâh bir akd-i semâvî olduğuna delâletiyle,
        harikulâde ve örf ve muâmelât-ı zâhiriye fevkinde, sırf kaderin
        hükmüyledir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o hükm-ü kadere
        inkıyad göstermiştir ve mecbur olmuştur; nefis arzusuyla değildir.

        Şu
        kader hükmünün de ehemmiyetli bir hükm-ü şer’î ve mühim bir hikmet-i
        âmmeyi ve şümullü bir maslahat-ı umumiyeyi tazammun eden b157.gif
        -3- âyet-i kerimesinin işaretiyle, büyüklerin küçüklere “oğlum”
        demeleri, zıhar meseleleri gibi, yani karısına “Anam gibisin” dese
        haram olduğu gibi değildir ki, ahkâm onunla değişsin. Hem büyüklerin
        raiyetlerine ve peygamberlerin ümmetlerine pederâne nazar ve hitapları,
        vazife-i risalet itibarıyladır; şahsiyet-i insaniye itibarıyla değildir
        ki, onlardan zevce almak uygun düşmesin.


        1-
        “Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; o Allah’ın
        Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb Sûresi: 33:40)

        2- “Biz onu sana nikâhladık.” (Ahzâb Sûresi: 33:37)

        3- “Tâ ki, evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmekte mü’minler için bir günah olmadığı anlaşılsın.” (Ahzâb Sûresi: 33:37)


        İkinci bir tabakanın hisse-i fehmi şudur ki:

        Bir
        büyük âmir, raiyetine pederâne bir şefkatle bakar. Eğer o âmir, zâhirî
        ve bâtınî bir padişah-ı ruhanî olsa, merhameti pederin yüz defa
        şefkatinden ileri gittiği için, raiyetinin efradı, onun hakikî evlâdı
        gibi, ona peder nazarıyla bakarlar. Peder nazarı ise, zevc nazarına
        inkılâp edemediğinden ve kız nazarı da zevce nazarına kolayca
        değişmediğinden; efkâr-ı âmmede, Peygamberin, mü’minlerin kızlarını
        alması şu sırra uygun gelmediği için, Kur’ân o vehmi def maksadıyla
        der:

        “Peygamber, rahmet-i İlâhiye hesabıyla
        size şefkat eder, pederâne muamele eder. Ve risalet namına siz onun
        evlâdı gibisiniz. Fakat şahsiyet-i insaniye itibarıyla pederiniz
        değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin. Ve sizlere ‘Oğlum’
        dese, ahkâm-ı şeriat itibarıyla siz onun evlâdı olamazsınız.”[/b]

        [/b]

        b126.gif
        Said Nursî


        Baki olan yalnız Allah’tır.


        [/html]

        #713141
        Anonim

          abi bu şekilde nerden kopyalıyorsun ben yapmaya calıştım olmadı Allah razı olsun böyle daha iyi olmuş.

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.