- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
-
YazarYazılar
-
31 Ekim 2007: 09:19 #645946
Anonim
“Önemli olan bulunduğunuz yer değil, hareket ettiğiniz yöndür” – Oliver Wendell
Ayrılığın bir ateş misali yalayıp geçmediği bir yürek var mıdır? Gözden dökülmemiş, bu acıya değmemiş kaç göz yaşı vardır?
Açın göğün perdelerini, uzanmak istiyorum, bütün nefeslerimi biriktirdim haykırmak istiyorum. Yıldızları neden yok bu gecenin, ayı neden göremiyorum. Kendimden kaçmak kurtulmak istiyorum. Ayrılığın o kocaman boşluğuna düşmek istemiyorum. Baştan başa gurbet bu hayat, sılaya kavuşmak istiyorum.
İçimdeki bu acı beni nerelere sürükler,hangi dumanlı dağlar başında beni bana gösterir. Gösterin bana gösterin kalabalıklar! bu defa ayaklarım beni hangi menzile ulaştırır. Yarım kalmış tebessümler var dudaklarımda. Yarım kalmış cümleler sayfamda. Ve yarım kalmış dualar var dilimde. Ve hayatın kendisi bitmemiş bir cümledir. Yarım kalan bir nefestir hayat, bilirim…
Bilmediğim isimler nasıl yakın olmuş bana. Şu tuttuğum eller, gözüme bakan bu gözler, içimi ısıtan minik gönüller. Hepsi küçülüyor ufukta, birbirine karışıyor simalar, beni çağıran bu sesler; gecelerini mendil yapıp yanaklarıma dokunan karanlıklar, alışamam dediğim duygular şimdi ayrılmak mı zor geliyor size. Yoksa terk etmek mi?
Şimdi hangi kıyıya demir atacak bu gemi, Meçhule giden gemi misali rüzgar hangi yönden şişirecek yelkenlerini… Kimler eşlik edecek bu diyarı seferde mahzun yüreğime… Bir parça yüreğim kalacak, demir aldığım her iskelede…
Göçmen kuşlar misali daireler çiziyor ruhum, kıvranıyor her seferinde, bu defa son diyor sonsuzluğa talip bedenim.
Hayatın soğu yüzü müdür ayrılık, yoksa kaderin başka bir kadere dönüşmesi midir. Yeni başlangıçların başlaması, yeni dünyaları keşfe çıkmak mı dır ayrılık. Bir yerlerden koparken bir yerlere kavuşmak için koşmak mıdır ayrılık. Elinin altındaymış gibi duran hiçbir şeyin kalıcı olmadığının öğreticisi midir ayrılık? Faniliğin en iyi anlatıcısı mıdır, yoksa bağlılığın kalıcı olanını sorgulatmak mıdır? Nedir bu ayrılık ve neler uyandırır zihnimizde neler katar hayat tecrübemize?
Sessizlik kaplar boyuna yürekleri. Biten kelimelerdir, zihin lügatimizde. Bir sekinet rüzgarı eser, boğucu sıcaklığın tam orta yerinde. Keşke şimşekler çaksa, keşke gök boşalsa bu kadar ağır olmazsa ayrılığın yükü, bu kadar acıtmasa, karartmasa hayatı. Ama olmuyor hiç biri, hücrelerinize kadar iner ince ve derin bir sızı.. Durmuş gibi görünen zaman, saatler eşliğinde ilerler. Beraber güldüğünüz, beraber ağladığınız, aynı idealler için çarpan yürekleriniz şimdi kendi yalnızlıklarına bürünmüş bir halde son cümlenin telaffuzunu bekler. O son cümle belki ayrılıktan sonra bizi bağlı tutacak bir bağ olacak. Belki bir mıknatıs gibi onun etrafında toplanacağız. Yâda gözden ırak olan gönülden de ırak olacak. Hiçbir cümle kafi gelmeyecek.
Yetim ve öksüzlüğün bir parçası gibidir ayrılık. Gittiğiniz her yerde ardınızda kalacak sevenleriniz. Ve siz önünüzde sizi bekleyen kaderin kedere dönüşmemesi için çırpınacaksınız. Faniliği en iyi öğretendir ayrılık. Bu dünyaya bağımlı yaşamamanın küçük provalarıdır ayrılık. Eviniz, barkınız ve sevenleriniz hepsi zamanı gelince bırakılıyor. Bu acılardır insanı olgunlaştıran, kendi ayakları üstünde durduran ve sonra içinde bulunduğu dünyanın nabzını tutan. Bir fanus içine terk edilen hayatlar ayrılıktan daha acısı yok zannederler. İsyanı büyütürler, feleği suçlu görürler. Oysa bir yerde batmışsa güneş bir yerde doğmak üzeredir. Bir yerde son bulmuşsa bazı şeyler başka yerde tekrar hayat bulmalıdır. Yani her acıyı hayra yönlendirebilmeli insan. Her ne kadar zor olsa da ayrılık.
Ayrılık zor lokma, boğazdan geçmesi telaffuzu kadar kolay olmayan. Ama her şeye rağmen en çok yaşanılan. Önce ana rahminden sonra ana kucağından… Ve zamanla değişecek bu ayrılıkların rengi ve süreci. Ve en son kulluk diyarından son nokta koyulacak bu ayrılıklar zincirine. İşte o an en büyük ayrılığın bunlardan öte bir ayrılık olduğu görülecek “Rahmanın rızasından” bu ayrılığı yaşamak en kaçınılmaz ve tekrar geri dönüşümü olmayacak bir ayrılık olacak. İşte bu ayrılığı düşününce insan dostlardan geçici olarak ayrılmak, alıştığınız şehirleri terk etmek size acı verse de sorumluluklarınızdan uzaklaştıracak kadar sizi yıpratmıyor. Rabbiniz yanınızdaysa her yer birden sıla oluveriyor. Ama rabbiniz yanınızda değilse sıla bile gurbet oluyor. Bunun idrakinde olanlar ayrılığın ardında diri kalpli bir hayata tekrar merhaba diyebilecekler. Ayrılıkları zahmete değil rahmete dönüştürebilecekler.
Kimi zaman Beydağı’ndan güneşi izleyeceksiniz, kimi zaman Erciyes’te soluklanacaksınız. Harputun eteğinde yola devam diyeceksiniz. Ve yürüyeceksiniz; dilinizde şu mısralarla, ayrılığın yükünü hafifleteceksiniz:
“Kırılır da bir gün bütün dişliler/ Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
“Gökten bir el yaşlı gözleri siler/ Şenlenir evimiz barkımız bizim.
“Yokuşlar kaybolur, çıkarız düze/ Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
“Sapan taşlarının yanında füze/ başka alemlerden farkımız bizim.
“Gideriz nur yolu izde gideriz/taş bağırda, sular dizde gideriz,
“Bir gün akşam olur bizde gideriz/kalır dudaklarda şarkımız bizim”.
N.Fazıl
Yasemin Şüheda -
YazarYazılar
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.