• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646319
    Anonim

      Allah bana hidayeti nasip etseydi bende sakınanlardan olurdum.Bunu bana açıklarmısınız?

      Hidayeti veren ALLAH ama biz istediğimiz için mi veriyor yoksa ALLAH istediğinemi veriyor?

      #716331
      Anonim

        Soru – 37: “Hidayet Allah’tandır” ve “Peygamberler ancak vesiledir” ifadeleri Kader ve cüz’i irade açısından nasıl değerlendirilebilir?

        Cevap:

        Hidayetin Allah’tan olduğunu ifade eden kelimesinden burada bir cebr hissedilmekte ise de, hakikatte cebr değildir. Çünki onların cüz’-i ihtiyarlarıyla hasıl-ı bil’masdar olan hidayete yürümeleri üzerine, Cenab-ı Hak o sıfat-ı sabite olan hidayeti halk ve ihsan etmiştir. Demek ihtida, yani hidayete doğru yürümek, onların kesb ve ihtiyarları dâhilindedir. Fakat sıfat-ı sabite olan hidayet, Allah’tandır. (İşarat-ul İcaz, 61)

        Hidâyet, cüz’î irâdesini kullanmasının neticesinde insanın içinde Allah (c.c)’ın yaktığı bir nur ve ışıktır. Daha evvel de işaret ettiğimiz gibi, dalâlet de hidâyet de tamamen Allah (c.c)’ın yaratması ile meydana gelir. Bir âyet-i kerimede, “Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi topyekün iman ederdi” (Yunus suresi, 99); bir başka âyette ise, “Allah dileseydi, onları hidâyet üzere toplardı” (En’am suresi, 35) buyurulmaktadır. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e, “Şüphesiz sen ölülere söz dinletemezsin, sağırlara da işittiremezsin… ve sen, körleri de dalâletlerinden hidâyete iletici değilsin” (Rum suresi, 52-53) denmektedir. Zaten biz de, her namazın her rek’atında hidâyeti Rabbimiz’den diler ve günde kırk defa “İhdinâ’s-sırata’l-müstakîm” deriz.

        “Sen sevdiğin kişiyi hidâyete erdiremezsin; fakat Allah, dilediğine hidâyet eder” (Kasas suresi, 56) âyeti de, bu mevzûda zikredilecek âyetlerden biridir. Allah (c.c)ın Rasulü (sav) de, “Ben insanları hidâyete, imana davet edici olarak gönderildim. Hidâyete sevkedip, kalplere imanı koyacak Allah (c.c)’tır” buyururlar. Şeytan da küfür, dalâlet ve günahları süslü gösterir, kalbe vesveseler atar; fakat dalâleti ve günahları yaratan yine bizzat Allah (c.c)’dır.

        Kur’an-ı Kerim’in birçok âyetinde bu tür hidâyet ele alınmaktadır. Biz, bunlardan bir-ikisini zikredeceğiz.

        a – “Semûd milletine doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü doğru yolda gitmeye tercih

        ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.”(Fussilet suresi, 17).

        Demek oluyor ki, esasen Semûd kavmine hidâyet vesilesi ulaşmıştır. Bu Hz. Sâlih (a.s)’dir. Fakat onlar kendi irade ve ihtiyarlarıyla körlüğü tercih etmişler ve temerrüdle burunlarının doğrultusunda giderek gayyaya yuvarlanmışlardır.

        b- Allah (c.c), hidâyete vesile olmaları için nice peygamberler göndermiştir. Tâ ki, kendi iradeleriyle sapıtanlar, hiçbir mazeret ileriye süremesinler: “Peygamberlerden sonra, insanların Allah’a karşı bir hüccetleri olmaması için, müjdeleyen ve korkutan peygamberler gönderdik. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.”(Nisa suresi, 165).

        İnsanlar sapıklıklarına karşı hiçbir mazeret ileri sürecek durumda değildir. Çünkü ard arda gelen peygamberler, insanlara hakikatleri bütün çıplaklığı ile anlatmışlardır. Kötülüklerin encamını ve iyiliklerin insanı hangi zirvelere ulaştıracağını bir bir söylemişlerdir. “Biz seni hak ile müjdeleyici ve inzar edici bir peygamber olarak gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı (peygamber) buluna gelmiştir.”(Fâtır suresi, 24)

        Soru -39: Kur’ân-ı Kerim’de, “Ben, kime dalâlet murad edersem, dalâletten ayrılmaz; kime hidayet murad edersem hidayetten ayrılmaz” deniliyor. Hem de “İnsanoğluna akıl, fikir verdim, iradesini kendi eline bıraktım, ayrıca doğru yolu da eğri yolu da gösterdim. Hangisinden giderse gitsin” deniliyor. Bunlar, nasıl te’lif edilebilir?

        Cevap: Bu soruda iki şık var; birincisi: “İrade-i külliye ile, Cenab-ı Hakk nasıl diliyorsa, öyle mi oluyor; yoksa insan kendi iradesini mi kullanıyor?” Bu sorudaki âyet şöyledir: “Allah bir kimseyi hidayete erdirirse, kimse onu saptıramaz. O kimi de, dalâlete iterse, onu hidayete getirecek bir yardımcı bulamazsın.”(Kehf suresi, 17). Ma’nâ olarak, hidayet: Doğru yol, rüşd, Nebîlerin gittiği istikâmetli yoldur. Dâlâlet ise, sapıkların yolu; doğru yolu kaybetme ve umûmî şehrahtan ayrılma demektir.

        Dikkat edilirse, bunların her ikisi de birer iş, birer fiildir. Ve beşere ait yönü ile birer uf’ûle, birer fonksiyondur. Bu îtibarla, bunların her ikisini de Allah’a vermek iktiza eder. Arzettiğimiz gibi, her fiil Allah’a râcîdir. Ona râcî olmayan hiçbir iş gösterilemez. Dalâleti, Mudill isminin iktizâsıyla yaratan, hidayeti, Hâdi isminin tecellisine bağlayan ancak Allah (c.c)’dır. Demek ki, ikisini veren de Hak’tır.

        Ama, bu demek değildir ki; kulun hiçbir dahli, mübaşereti olmadan, Allah tarafından cebren dalâlete itiliyor veya hidâyete sevk ediliyor da, o, ya dâll (sapık) veya râşid (dürüst) bir insan oluyor.

        Bu meseleyi kısaca şöyle anlamak da mümkündür. Hidâyete ermede veya dalâlete düşmede, bu ameliye ne kadar olursa, olsun meselâ: Bu iş on ton ağırlığında bir iş ise, bunun aşrı mi’şarını (yüzde birini) dahi insana vermek hatadır. Hakiki mülk sahibi Allah’tır ve o iş mülk sahibine verilmelidir.

        Müsaade buyurulursa biraz daha açayım: Allah hidayet eder ve hidayetinin vesileleri vardır. Camiye gelme, nasihat dinleme, fikren tenevvür etme hidayetin yollarıdır. Kur’an-ı Kerim’i dinleme, ma’nâsını tedkik ve derinliklerine nüfuz etme, hidâyet yollarındandır. Rasul-ü Ekrem’in (s.a.v) Huzur-u Risâletpenâhîlerine gitme, rahle-i tedrîsi önünde oturma, O’nu can kulağı ile dinleme, O’nun gönülden ifâde edilen sözlerine kulak verme ve O’ndan gelen tecellilere gönlünü ma’kes yapmak, hidâyet yollarından birer yoldur. İnsan bu yollarla, hidâyete mübâşeret eder. Evet, câmiye geliş küçük bir mübâşerettir. Ama, Allah (c.c), camiye gelişi hidâyete vesile kılar. Hidâyet eden Allah’tır; fakat, bu hidayete ermede Allah’ın kapısını, “kesb” ünvanıyla döven kuldur.

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.