• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646340
    Anonim

      GÜZ YORUMCUSU

      Eylül işte değiştirerek geliyor

      Eziyor hırpalıyor sonra da coşturuyor beni

      Yeni bir haz olarak hayatın sonbaharında gizli

      Sarışınlık kokuyordu diyerek

      Daha iri bir nokta koymadan cümlenin sonuna

      Nureddin Durman

      Neden susayım usta, kırmızı bir gök yağıyor üstüme

      Dörtnala içiyorum rüzgârın soğumuş yapraklarını

      Göğsümdeki âteş düşüyor soyunmuş dudaklarıma

      Savurup atıyorum taflan yemiş çocukları, alnımdan

      Yürü yürü çoğalıyor eylül denen yol,

      Geçiyor eşiklerden yağmur kokulu saçlarıyla iki sevgili

      Ve birdenbire uçuruma düşüyor simyası yalnızlığın…

      Islak çöl ıslıkları yapışıyor moraran parmaklarıma usta

      Eylül denen ölüm çiçeğine veriyorum son nefesimi

      Kurşuna dizilmiş düşlerden tanıyorum hayalifener çocukları

      Sesime katık yaptığım hüznünden ve içime batan aşk teknesinden

      Çıkarıp alıyorum incecik çığlıklarını çocuk yanımın

      Bir sonbahar aynasında unutmak istiyorum yoksulluğunu ülkemin

      Alışmak toza toprağa bulanmış karanlıklarına serin sokakların…

      Biliyorum, hüzün akşamlarında dökülüyor bütün sırlarım usta

      Kalbe değen yıldırımlar yazıyor aklıma kara sevdalı bulutlar

      Işıktan sesleriyle ölüyor kuşatılmış bahçelerdeki çiçekler

      Küskün zambaklar sığınıyor gecemin üşüyen dar kapılarına

      Kapanmış pazarların titreyen meydanlarında düşüyorum sayımdan

      Elimde eli sevgilinin ve içimde uçamayan kuşların sessizliği

      Bahçeye koşan kokusundan tanıyorum nefesini eylülün…

      Ben ölürsem, kim taşıyacak onca gök gürültüsünü usta

      Kim toplayacak uçarı hüzün şimşeklerini çocukların kalbinden

      Kıyılarına vura vura ancak ben yürürüm lodoslu dalgaların

      Sarhoş sokakların ruhunu ben döndürürüm boynu bükük yaprağa

      Lezzetli güz sofralarında kalan sevinçlerini bilirim çocukların

      Ateşler içinde yanan güller bana anlatır sırlarını

      Herkes adına toplarım hüzün soluyan kuşları o serin sokaklardan

      Ölüp ölüp dirildim usta, yağmurla yıkadılar cesedimi

      Sağnak yemiş caddelerinde kayboldum güngörmüş kentlerin

      Unutup sonbaharı, poyraz bakışında ısındım sevgilinin

      Gözlerinin limanına demirledim intihar yüklü bulutları

      Ellerimle topladım cüretkâr gözyaşlarını yazıklı şarkılardan

      Sessizce ağladım, alnıma koyarak sıcaklığını gülücük çukurunun

      Küçüldükçe gözlerim tanıdım eylülün sarışın mahzunluğunu

      Bir hüzzam şarkı söyle, dinsin içimin melâli usta

      Yarı uçuk kentlerde zaten ağlıyorum bütün yoksullukları

      Eylülün aynasında bir ben, bir de poyraz bakışı sevgilinin

      Ve küçük bir çocuğun destan okuyan gözlerini bırakıyorum

      Çamur bakışlı sokaklar kaçıyor adımlarımın uğultusundan

      İşte sana usta, söylediğin o hüzzam şarkıyı bırakıyorum

      Hüzün mü? Hâlâ mümkün! Ben çekip gidiyorum…

      Özcan Ünlü

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.