• Bu konu 22 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 24)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646377
    Anonim

      ”Doğada her gün milyonlarca suçsuz ve masum canlı acılar içindi ölüyor .
      İyi kalpli olan tanrı bu vahşeti neden dur demiyor

      -Sırtlan sürüsünün ortasında kalmış zavallı bir antilop yavrusu acılar ve kanlar içinde ölüyor.

      -Bir kenarda acı içinde yavrusunu dünyaya getirmek için bekleyen zürafanın biraz sonra doğacak olan yavrusunu av yapacak olan pusudaki aslanlardan haberi yok,yavru dünyaya geliyor ve aslanlar daha dünyaya yeni gelen yavruyu annesinin gözleri önünde parçalayarak öldürüyorlar her ne kadar anne bu duruma müdahale etmek istesede başarılı olamıyor.

      -Bir kartalın pençeleri arasında acı içinde kıvranan kemirgen biraz sonra ölecek
      bu soruyu bi forum sitesinde buldum sızın yanıtınız nedir ben yanıtımı en son vereceğim

      #716973
      Anonim

        Bu konuya benzer meseleleri degişik vesilelerle forumda konuşmuştuk.Risale-i nurun sundugu bakış açısı nefsime vafi ve kafi geliyor inş.Sorunun mütalası açısından sıkıntılar,hastalıklar,çirkinlikler,zeval,ölüm,firak vs…hakkında konuşulanlar birbirine benzer diyebiliriz.Yine de bildigim kadarını paylaşayım sizinle.

        Evvela risale-i nurda esma-il hüsna ya çok vurgu vardır.Bunun hikmetide Allah c.c bilme marifetinde tek yönlü olmamak,isimleriyle zatını anlamak,külli bir nazarla bakmak.Yoksa marifetimiz eksik kalır.Ve sorudaki gibi noksanlıklar olur,zahirden hakikate yol bulamayabiliriz.Mesela esmaya dair bir yer şurası.

        Malûmdur ki, her şeyin hüsnü kendine göredir; hem binler tarzda bulunur ve nevilerin ihtilafı gibi güzellikleri de ayrı ayrıdır. Meselâ, gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir. Meselâ, imanın güzelliği ve hakikatın güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve ruhun cemâli ve suretin cemâli ve şefkatin güzelliği ve adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi; Cemîl-i Zülcelâlin nihayet derecede güzel olan Esmâ-i Hüsnâsının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş.

        Buradan çıkarılabilecek bir ders şudur kendime göre Allah ın Şafi ismi nasıl hastalık ister,Rezzak ismi rızıklandırmak herbir ismin kendine göre bir hüsnü vardır.Ve benim noksanlıklarımdan ötürü görememem yalnız bana zarardır.Yani soruyla ilgili olarak bir şu söylenebilir Allah ın esmasından biri için o hayvanatın başlarına gelenler hüsündür,güzeldir denebilir.

        İkinci olarak mesela eşyanın,varlıkların mahiyetine dair şöyle özetlemiştik.Mahlukatın yaratılmasında üç gaye var.Bir ; zişuur olanlara mesela insanlara kendilerini okutturuyorlar,arz ediyorlar.Müminin imanıyla ona bakması güzel neticesini veriyor.İki Allah c.c kendi zatını(Onu tenzih edecek,Ona layık şekilde) mahlukat aynalarında kendisi seyrediyor.Üç yine Allah ın zatından gelen mukaddes şuunatının geregi olarak daimi bir faaliyetin yazar bozar bir tahtası oluyorlar.Nasıl Güneşin akisleri akan bir nehirdeki kabarcıklarda ayrı ayrıdır,kabarcıklar vazifesini görür,gider Güneş bakidir,aynı o şekilde Allah c.c esması bakidir.Mahlukat o kabarcıklar gibidir.Dolayısıyla Cenab-ı Allah adına varlık alemine belki bir an gelmeleri onlara yetiyor.Onun hesabına geçmiş oluyor.

        İşte sorunun ikinci bir cevabı da bu olabilir.Yani eza,cefa çeken o hayvanat için o üç gayeye mazhar olmak herşeyden daha degerli.O sıkıntı zahiri ölümler ,onların bir anlık bile olsa varlık alemine Allah adına gelmelerinin nurunun yanında çok küçük kalıyor.Zahiri nokta kadar bir zulüme mukabil çok hikmetli vazifeleri görmüş oluyorlar ve bilaperva bundan memnunlar.

        İşte umum hayvânâtın, horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi validelerine bak, anla ki, bunlar kendi hesabına ve kendileri namına, kendi kemalleri için o vazifeyi görmüyorlar. Çünkü hayatını, vazifede lâzım gelse feda ediyorlar. Belki vazifeleri, onları o vazifeyle tavzif eden ve o vazife içinde rahmetiyle bir lezzet derc eden Mün’im-i Kerîmin hesabına ve Fâtır-ı Zülcelâlin namına görüyorlar.

        Üçüncü olarak hayvanatın acısı insan gibi degil.Muvakkat,anlık bir acı belki hissediyorlar.

        Cevaben dedim:
        Hayvan gibi olamazsın. Çünkü, hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder. Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, birşey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister; fakat, o his dahi gider, o elemden de kurtulur. Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. Hususan mâsum hayvanlar hakkında daha mükemmeldir.

        Birçok hikmetlerden birkaçı bunlardır sanırım.Şimdilik aklıma bunlar geldi.Yukarıdaki ikinci gerekçe yani mahlukatın üç vazifesiyle ilgili bir yerde şurası;

        Bununla beraber, Yirmi Dördüncü Mektup’ta tafsilen katî ispat edildiği gibi, her zîhayatın, hususan zîruhun vücudu bir kelime gibidir. Söylenir ve yazılır, sonra kaybolur. Fakat kendi vücuduna bedel ikinci derecede vücudları sayılan hem mânâsı, hem hüviyet-i misaliyesi ve sûreti, hem neticeleri, hem mübarek ise sevabı, hem hakikati gibi çok vücudlarını bırakır, sonra perde altına girdiği gibi; aynen öyle de, bu vücudum ve her zîhayatın vücudu, zâhirî vücuttan gitse, zîruh ise hem ruhunu, hem mânâsını, hem hakikatını, hem misalini, hem mahiyet-i şahsiyesinin dünyevî neticelerini ve uhrevî semerelerini, hem hüviyet ve suretini hâfızalarda ve elvâh-ı mahfuzada ve sermedî manzaraların film şeritlerinde ve ilm-i ezelînin meşherlerinde ve kendini temsil eden ve beka veren fıtrî tesbihatını defter-i a’mâlinde ve esmâ-i İlâhiyenin cilvelerine ve mukteziyatlarına fıtrî mukabelelerini ve vücudî aynadarlıklarını daire-i esmâda ve daha bunlar gibi zâhirî vücudundan daha kıymettar müteaddit mânevî vücudlarını kendi yerinde bırakır, sonra gider; ilmelyakîn sûretinde bildim.

        Bu manadan hayvanatta hissesini alıyor.

        #716985
        Anonim

          eyvallah sergerdan,sanırsamaynı eserlerden istifade ediyoruz :)ama konu güzel Allah razı olsun dua ile

          #717048
          Anonim

            sergerdan cevabının yeterli değil bence ama yanıt verdiginiz için saolun_________________________________________________yokmu başka kimseeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee

            #717052
            Anonim


              Allah’ın iki şekilde kanunu, nizamı ve şeriatı vardır.

              Biri, kelam vasfından gelen; insanların inançlarını, itikatlarını, ahlak ve muamelatlarını tanzim eden Din, Kur’an dediğimiz meşhur şeriat..

              Buna inanana, itaat ve boyun eğene mümin veya müslim diyoruz. İnkar eden ve isyan edene ise kafir ve gayri müslim deniyor. Bu şeriata itaat eden veya etmeyen; mükafat ve mücazatını genellikle ahirette görür. Çünkü imtihanla ilgili bir konu olduğundan, şartları ve uygulama sebepleri vardır.

              Mesela; akıl ve baliğ olmak, sıhhatli olmak, insanlardan veya cinlerden olmak, imtihana girecek istidat ve kabiliyette olmak, neticesini dünyada değil ahirette beklemek, bu şeriatın ana şartlarından ve kaidelerindendir. Bu şart ve kurallara uygun ve müstait olmayanlar, bu şeriatın sınırından çıkar. Mesul ve sorumlu olmaz. Şartlara haiz olmayanlara bu şeriatın cezaları uygulanmaz, neticede ceza ve mükafat, adalet olmadığı gibi zülüm olarak da değerlendirilir. Allah ise mutlak adil olup zulümden münezzeh olduğundan; bu şartlara müstait olmayanları bu şeriatın tasarrufu altına almıyor. Onlara meşhur şeriatın tatbiki hikmet ve adalet- ilahiyeye muvafık olmayacağından dolayı onlar, İslamiyet , Kur’an ve dinin kaide ve kurallarından hariçtir ve mesuliyetleri yoktur.

              Fakat Cenab-ı Hakk’ın ikinci tip kanunu, nizamı ve şeriatı ise irade vasfından gelen; Fıtratı, kaide ve kural altına alan, kainatın nizam ve intizamını temin eden, alemi sevk ve idare cihetiyle ihata etmiş olan sünnetullah, adetullah kanunlarıdır. Yani ehl-i dünyanın doğa veya tabiat kanunları diye hakikatini keşfedip, fakat yanlış isimlendirdiği kanunlar yine adetullah ve sünnetulah kanunlarıdır.

              İşte bu da bir çeşit şeriat veya din veya büyük kainat kitabının uyulması icab eden kanunları, namusları ve meseleleridir.

              Bu ikinci kanunlar silsilesinin kelam sıfatından gelen İslamiyet ve Kur’an kanunlarından farkı ise:

              1- Kainatı ihata etmesi, inanan veya inanmayan, ihtiyar veya çocuk , deli veya veli, hayvan veya insan, hiçbir nesnenin şümulünden hariç kalmadığı ve her şeye eşit münasebette olan, tatbikatında tefrik ve temyiz olmayan kitab-ı kebiri kainatın adetullah ve sünnetullah kanunlarıdır. Yani bu kanunlar şu veya bu kimse veya varlık farkı olmadan her şeyi içine alır.

              2- Bu kanunlara itaat ve isyan olabilir. İtaat eden ve etmeyen manen Müslim ve gayri Müslim olarak değerlendirilebilir. Bu itaatte ve isyanda mükafat ve mücazat, kelamî şeriatta olduğu gibi ahirette değil, dünyada cezası peşin verilir.

              Mesela, sabreden zafere gider. İlaç kullanan şifa bulur. Yüksekten düşen ölür. Ateşe giren yanar. Mahlukat fanidir, ölür. Suyla temas eden ıslanır…..vs.

              Şimdi namaz kılmak, Kur’an’ın bir kanunu olup, mü’min olmak, akıl ve baliğ olmak şartına bağlıdır. Bu şartlara haiz olmayanlar dinin hükümlerinden ve namazdan mesul olmazlar. Fakat kitab-ı kebiri kainatın kanunları yani Allah’ın adetullah ve sünnetullah dediğimiz fıtratın kanunlarını uygulama ve tatbikatında şartlar aranmaz. Akıl baliğ olsun veya olmasın, inansın veya inanmasın hayvan veya insan olsun bu kanunlara dikkat etmeye, mucibince amel etmeye, acizlerin de sakınmaya ve korunmaya ihtiyaçları vardır.

              Mesela; ateş yakar. Bu kanun herkes için işler ve çalışır. Bunun gibi kanunların faydalarını elde etmek, zararlarından da sakınmak için insanlarda kalb, akıl ve his devreye girer. Hayvanatta his ile beraber sevk ve şevk duyguları harekete geçer. Nebatatta ise istidat ve kabiliyetlerin münasebet ve alakası vardır.

              Kur’an’ın hükümlerinin helal, haram ve diğer mertebeleri olduğu gibi fıtratın kanunlarının da bununu gibi helal, haram ve diğer mertebeleri vardır.

              Mesela; ateşe yaklaşmak haramdır, yakar. Su içmek hayat için helaldir ve farzdır. Aksi halde yaşanmaz. Yüksekten atlamanın meratibi vardır. Minare oldu mu öldürür, fakat keyf için lezzet için atlamanın helal mertebeleri vardır. Misaller çoğaltılabilir. Demek ki fıtratın kanunlarına karşı tedbir almak esastır. Bu kanunlara uygun veya aykırı hareket etmenin sonuçları dünyada hemen peşin olarak görülür.

              Hayvanatta akıl yok. Fakat;

              1- His,

              2- Sevk ve şevk duyguları,

              3- Cüz-i bir cüz-i irade olduğundan akıl noktasındaki muamelattan hariçtirler ve sorumlu değillerdir. Fakat fıtratın kanunlarından mesul ve sorumludurlar.

              Mesela, bir hayvan aklı olmadığı halde mezkur his ve duygularıyla ateşe yaklaşmaz, düşmanından kendini korur, yüksekliğin hesabını yapar, hayatına lüzumlu levazımatı edinir, yavrularını terbiye eder, meskenini yapar ve özellikle de şefkat ve himaye noktasında çok hassastırlar, dikkatle davranırlar. Bu şefkat, himayet, hayat ve terbiye gibi fıtratın kanunları herkes için eşittir. Her mahluk için lüzumludur. Ve tamamının bunlardan hakkı ve hukuku vardır. Ateşe düşen hayvanın yandığı gibi şefkat, himaye, hayat vs.. gibi kanunları ve ortak hakları inciten hayvan kim olursa olsun hatta hayvan bile dahi olsa çarpılır, ceza görür, muhasebesi tutulur. Bu gün bilim; nebatatta bile bazı hislerin bulunduğunu tespit etmiştir. Hayvanlarda ise ruh olduğundan onlara ait hisler ve zevklerle beraber, kendi çaplarında cüz-i bir cüz-i iradeleri olduğundan kendilerine de bir pay çıkarttıkları için hayatları meşakkatli oluyor. Ve amelleri halisen livechillah olmuyor. Yani nebat gibi değiller.

              Cemadat ve nebatat hiç mesul değil, hayvanat özellikle vahşi olanları kendi çaplarında mesul, insanlar ve cinler ise tamamen mesul ve sorumludurlar.

              Hadis-i şerifte; “Boynuzsuz olan hayvan kıyamette boynuzlu olan hayvandan hakkını alır.” Buyruluyor. Üstad Bediüzzaman ise “Canavarların ve vahşi hayvanların helal rızıkları ölü hayvanlardır.” Sağ hayvanları parçalayıp rızık yapmak şeriat-ı fıtriyece haramdır. Yapsalar ceza görürler. Bir aslanın kendi öz evlatlarına olan şiddet-i şefkat ve himayeyi nazara almayarak, helal olan cenazeleri bırakıp, fıtri şeraitçe haram olan zavallı ceylanın yavrucuğunu parçalayıp, yavrularına rızık yaptığından, fıtratın şefkat ve himaye kanununu incitip kırdığından dolayı bir avcının tuzağına düşüp öldürülmesi aynı adalettir. Bu ceza dünyada görülmezse; ukbada görülür. Gerçi cesetleri fena olur, fakat ruhları baki olduğundan, hayvanlara arasında dahi bir muhasebe ve adalet mekanizması işleyecektir.

              Kim zerre kadar hayır işlese mükafatını, şer işlese de mücazatını görecektir, Ayet-i kerimesi de bu meseleye delil ve burhan olup, her şeye şümul ve ihatası vardır.

              Bu mevzuda;

              1- Mutlak adalet amellerin zerre miskali bile ihmal edilmediğinden uygulanacağı.

              2- Hayvanat arasındaki zulümlerin ve mazlumiyetlerin de hesaba girip hikmetlerinin olduğu, insanların zahire bakıp fikren aldanmamaları; şefkat ve rahmet noktasında da zaaf ve acze düşmemeleri icab eder. Hayvanlarda akıl olmadığından fıtratın kanunlarının onlara tatbiki ise;

              Fıtratın kanunları aklın düsturlarına tabi değildir. Cenab-ı Hak alemi, bizim hendesemize göre yapmadığından dolayı aklı olmayana da tatbik edilir.

              Bundan dolayı bir anne evladını ateşten ve tehlikeden nasıl koruyor ise; aynı ebeveyn aklı ermeyen çocukları şefkat ve himaye kanununa zarar vermekten de korumalıdır. Yani bir çocuk eline aldığı bir kuş veya sineği öldürse; Kur’an’ın kanuna göre akıl ve baliğ olmadığından dolayı mesul değildir. Her şeye şümulü olan fıtratın kanunlarından şefkate halel verdiğinden, düşse başı kırılsa müstahak olur. Bizim anlayamadığımız ve idrak edemediğimiz sabi çocukların ve mahlukatın başına gelen musibet ve muamelelerde bunun gibi nice ve maslahatlar mevcuttur.
              Bu sistem hayvanatta da aynen cereyan eder. Ateşten sakınan, yükseklikten korkan, menfaatin ve avlanmanın en iyisini bilen hayvanlar ve özellikle canavarlar, alemdeki hayat, şefkat, himaye ve terbiye kanununa itaat edip, hudutlarını aşmamalıdırlar. Aşsa ve taşsa vaziyeti ve mahiyeti itibariyle kim olursa olsun evvela dünyada, olmazsa ukbada mücazat ve mükafatları olacaktır.

              kaynak; http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna&id=11491

              bunlarada bakabilirsiniz;
              http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna&id=12822
              http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna&id=11225


              ilginc bir konu acilmis…..kendimce bir arastirma yaptim, istifademizi artirdiginiz icin sorunuza sahsim adina tesekkur ederim,
              diger abilerin aciklamalarina da tesekkurler, sag olsunlar, hep beraber istifade ediyoruz insaAllah…


              birde Ustadin su sozlerini ekleyim, konuya yonelik mana iceriyorlar;
              “Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gadabından fazla gadab edilmez.” (Sözler)

              “Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-Âlemîn olan Zâtın (asm.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.” (Kastamonu Lâhikası)

              #717169
              Anonim

                cevap verme sırası bana geldi

                iki tane köle var birincisi efendisinden bir tokat yiyor ve benım efendım sadıst dıyor
                ikinci köleye efendisi 24 saat türlü türlü işkenceler ediyor

                sonra bu köleleri yer değiştiriyoruz ve bırıncı köle ıkıncı kölenın yerıne gecıyor bir günlüğüne sonra yarınkı gun eskı yerıne gecınce sunları diyor benım efendim cok merhametlıymıs ban sadece bir tokat vuruyor simdi allah tüm evrenin sahibi istese bize 24 saat işkence edebilir ona kım karsı koyabılırkı
                öle olsa derızkı yaratıcımız gercekten cok merhametli yanı kötüyü görmeden iyinin rahatlıgın degerini biz anlayamayız

                #717410
                Anonim

                  Rabbim mahlukatlarına zulum etmez…Halk şer şer değildir..tokat konusuna bınaen yazdım..gül kardeşimizin paylaşımları güzel bu konuda..Rabbim adildir ..şeksiz şüphesiz..

                  #717411
                  Anonim
                    florindo wrote:
                    cevap verme sırası bana geldi

                    iki tane köle var birincisi efendisinden bir tokat yiyor ve benım efendım sadıst dıyor
                    ikinci köleye efendisi 24 saat türlü türlü işkenceler ediyor

                    sonra bu köleleri yer değiştiriyoruz ve bırıncı köle ıkıncı kölenın yerıne gecıyor bir günlüğüne sonra yarınkı gun eskı yerıne gecınce sunları diyor benım efendim cok merhametlıymıs ban sadece bir tokat vuruyor simdi allah tüm evrenin sahibi istese bize 24 saat işkence edebilir ona kım karsı koyabılırkı
                    öle olsa derızkı yaratıcımız gercekten cok merhametli yanı kötüyü görmeden iyinin rahatlıgın degerini biz anlayamayız

                    hulusi wrote:
                    Rabbim mahlukatlarına zulum etmez…Halk şer şer değildir..tokat konusuna bınaen yazdım..Rabbim adildir ..şeksiz şüphesiz..

                    Hulusi Abiye katiliyorum kesinlikle…

                    Bu cizgide dusunucek olursak;
                    Her iste bir Hikmet vardir, Size Tokat gibi gorunen belki sizi yanlistan ve belki bir ucurumun kenarindan ceviren bir dost elidir…
                    Her hayirda bir ser, her serde bin hayir olabilir Allah dilerse, biz bilemeyiz…
                    Gelen musibetlere soylemeye hakkimiz olan tek sey; Bundada vardir bir hayir demek ve tevekkul yaklasimi olmali… inna lillah diyebilmeliyiz herzaman..

                    Ki musibetin cesitleri vardir; Hic bir sey durduk yerde olmaz…
                    cogu zaman insan kendine zulmettiklerinin cezasini ceker.. bu turlu belalar kisinin yaptigi kotuluklere mukabil cezadir, kisi mustehaktir… (dunyada gelirse, ahirete ertelenmemis ve belki yine kisi hakkinda hayir olmus olur)…
                    ve zaten Allah’in sevgili kullarinin basindan, musibet ve zorluk vári imtihanlar hic eksik olmamis, bunun en guzel ornegi peygamber ve velilerin hayatlaridir…
                    ve pek cok hadisle sabittir ki Rabbimiz sevdigi kullari, sebat ve samimiyet sinavlarina tabii tutar.. onlara sebeb perdeleri ile cesitli musibet denilebilecek zorluklar, sikintilar verir… ( bu gucluklere sabretmek kisi icin ancak Rahmettir, bu yuzden bu belalara Ahirette kendisine kazandiracagi makamlar ve dereceler icin ve bu tur belalar hikmet gozluguyle bakildiginda aslinda Rahmet oldugundan; musibet zedenin Tesekkur bile etmesi gerekir… ) Elhamdulillah ala kulli hal kavrami yani..

                    Mukemmel bir kaynak olarak Hastalar risalesinden Faydalanabiliriz bu konuda insaAllah…

                    Allah’in sevdigi kullarini imtihan etmesi paralelinde manidar bir kissa vardi;
                    zamanin birinde iki dost veli hastalanirlar, birisi gayr-i Muslim olan doktoru cagirir, tedavisini gordurur, kisa zamanda iyilesir.. Hala hasta olan ve doktor istemeyen diger arkadasini ziyarete gider… Hasta sorar nicin doktor cagirdin? arkadasi cevap verir; O yuce sultan dostuna bunlari yapiyor, Dusmanina (Musluman olmayan sana) neler yapmaz diye doktoru ibret almaya cagirdim.. Bu sefer o arkadasina sorar; Sen nicin cagirmadin? O zat ise soyle der; Ben Dostu Dusmana sikayet etmekten hayá ettim

                    Buyuklerin musibetlere yaklasimi boyleydi ve onlar; Ondan Gelen Sefa da Cefa da hos demisler..
                    Cunku sefa bellidir, ama cefada dahi sonuc itibariyle sefa vardir, ve kimi buyukler musibete ugramadiklari veya hastalanmadiklari zaman acaba ne gunah isledim ki diye kendilerini sorgularlardi..
                    Asri saadetten bir ornekde; kocasi sirf saglam ve hicbir musibete ugramayan kadinin, Kocam Allah katinda makbul insan degil demekki diyerek bosanmak istemesi uzerine, bosanmak uzere kari koca Allah Resulune gitmeye karar verirler, yolda giderlerken adam duser ve sakatlanir, kadin bunun uzerine bosanma isteginden vaz gecer, demekki Rabbim kocami seviyormus diye.Kadinin boyle dusunmesinin sebebi Resulullah tan duydugu “Allah musibetleri sevdigi kullarina verir” manadaki hadisidir…

                    abiler kusura bakmayin, satirdan degil sadirdan konustum, yetersiz oldugu kesin ama yanlis ifade varsa lutfen duzeltin..

                    #717421
                    Anonim

                      Gülşerbeti sen okuma yapmadan böyle hakikat acıyorsan bide okuyunca seni tahayyül edemiyorum::)

                      #717435
                      Anonim
                        Şualar wrote:
                        Gülşerbeti sen okuma yapmadan böyle hakikat acıyorsan bide okuyunca seni tahayyül edemiyorum::)

                        Estf. sualar, size yetismek icin yillar gerek, ama ins. Nefsi emmareyi kabartmadan birseyler yapabilmek nasib eder mevla..
                        Baskalari icin degilde basta kendim icin okumam lazim..
                        Devamli okumuyorum henuz, ama Hastalar risalesi ve, ilk 10 soze asinayim diyim ins. Rabbim devamini nasib eder, duani beklerim..

                        #717437
                        Anonim
                          GuLSerbeti wrote:
                          Estf. sualar, size yetismek icin yillar gerek, ama ins. Nefsi emmareyi kabartmadan birseyler yapabilmek nasib eder mevla..
                          Baskalari icin degilde basta kendim icin okumam lazim..
                          Devamli okumuyorum henuz, ama Hastalar risalesi ve, ilk 10 soze asinayim diyim ins. Rabbim devamini nasib eder, duani beklerim..

                          Abi yanlış hatırlamıyorsam sizin ikinci ünv okudugunuz şu an (maş).Onun için mazaret yok en azından günde 45 dakikanızı ayıracaksınız nurlara.Yoksa üyeliginizi silerim, 😀

                          ayrıca dersanelere gitme fırsatınız olmadıysa da diger ablalar/abilere seve seve ispiler,aracı oluruz inş.Ya sizin sınıfta olsam çoktan götürürdüm sizi ama arkadaşlar benim gibi kabiliyetli deil işte 😛 Töbe töbe 😀

                          #717440
                          Anonim
                            Sergerdan wrote:
                            Abi yanlış hatırlamıyorsam sizin ikinci ünv okudugunuz şu an (maş).Onun için mazaret yok en azından günde 45 dakikanızı ayıracaksınız nurlara.Yoksa üyeliginizi silerim, 😀

                            ayrıca dersanelere gitme fırsatınız olmadıysa da diger ablalar/abilere seve seve ispiler,aracı oluruz inş.Ya sizin sınıfta olsam çoktan götürürdüm sizi ama arkadaşlar benim gibi kabiliyetli deil işte 😛 Töbe töbe 😀

                            Allah razi olsun, abi.. 🙂 🙂 🙂
                            ama sorun vatandan ayri, ve bulundugum yerin, cemaat acisindan tek numunesi olmam :p o yuzden hep okul bi bitsin diyorumm ya.. yani sizler varsiniz elhamdulillah..ama devamli bir sohbet meclisi olsa super olurdu benim icin.. gelirsem bulurum ins. birilerini, artik siz mi olursunuz Sualar mi bilemem.. :angel:

                            #717441
                            Anonim
                              GuLSerbeti wrote:
                              Allah razi olsun, abi.. 🙂 🙂 🙂
                              ama sorun vatandan ayri, ve bulundugum yerin, cemaat acisindan tek numunesi olmam :p o yuzden hep okul bi bitsin diyorumm ya.. yani sizler varsiniz elhamdulillah..ama devamli bir sohbet meclisi olsa super olurdu benim icin.. gelirsem bulurum ins. birilerini, artik siz mi olursunuz Sualar mi bilemem.. :angel:

                              Ya yurtdışında da kardeşler var onları da buluruz inş.Hem sizin oralarda hızlı trenler filan var,yetişirsiniz heryere ::) :p

                              #717443
                              Anonim
                                GuLSerbeti wrote:
                                Allah razi olsun, abi.. 🙂 🙂 🙂
                                ama sorun vatandan ayri, ve bulundugum yerin, cemaat acisindan tek numunesi olmam :p o yuzden hep okul bi bitsin diyorumm ya.. yani sizler varsiniz elhamdulillah..ama devamli bir sohbet meclisi olsa super olurdu benim icin.. gelirsem bulurum ins. birilerini, artik siz mi olursunuz Sualar mi bilemem.. :angel:

                                ben ben,seni kimselere bırakmam::) Hem gülşerbeti cemaat ortamı olmasada sen bulunduğun ortamı dershaneye cevirebilirsin.Bak üstad ne diyor;
                                Nur şakirtleri, mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lazımdır. Gerçi herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat herkes herbir meselesini tam anlamaz. Hem iman hakikatlerinin izahı olduğu için, hem ilim, hem marifet, hem ibadettir. Eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaallah Nur medreseleri, beş on haftada aynı neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor. Belki koca bir memleket bir dershane hükmünde, Risale-i Nur kitapları onların eline geçmekle, üstad yerine onlara bir ders verir. Herbir risale, bir Said hükmüne geçer

                                #717450
                                Anonim
                                  Sergerdan wrote:
                                  Ya yurtdışında da kardeşler var onları da buluruz inş.Hem sizin oralarda hızlı trenler filan var,yetişirsiniz heryere ::) :p

                                  yani abicim, yurt disi diyince bunun kuzey kutbuda var, sibirya colleride, sonra bide Arabistan colleri, bilmem ne adaciklari filan… :p 🙂

                                  Şualar wrote:
                                  ben ben,seni kimselere bırakmam::) Hem gülşerbeti cemaat ortamı olmasada sen bulunduğun ortamı dershaneye cevirebilirsin.Bak üstad ne diyor;
                                  Nur şakirtleri, mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lazımdır. Gerçi herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat herkes herbir meselesini tam anlamaz. Hem iman hakikatlerinin izahı olduğu için, hem ilim, hem marifet, hem ibadettir. Eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaallah Nur medreseleri, beş on haftada aynı neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor. Belki koca bir memleket bir dershane hükmünde, Risale-i Nur kitapları onların eline geçmekle, üstad yerine onlara bir ders verir. Herbir risale, bir Said hükmüne geçer

                                  cok haklisin Sualar, dedigini yapmaya calisiyorum, ama biraz zor oluyor.. bir care buluruz ins.. Gayret bizden,tevfik Allah’tan ama iste gayret kismini tamam etsek… 🙁

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 24)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.