- Bu konu 4 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Nisan 2010: 10:23 #646390
Anonim
Said-i Nursi’nin mezarının nerede olduğu hakkında çok tartışmalar oldu. Aslında onun mezarı biliniyor ancak söylenmiyor…
Said-i Nursi’nin mezarının nerede olduğu hakkında bugüne kadar çok şeyler söylendi. Kimileri onun naaşının kaybedildiğini, bazıları uçaktan denize atıldığını söyledi.
Ancak gerçek hiç de öyle değil. Taraf Gazetesi yazarı Ayşe Hür, iki haftadan bu yana yazdığı Said portresinde o gerçeği şöyle anlattı:
– 1959 yılını ülke içi seyahatlerle geçirdi. Pek çok ile gitti. Ankara’ya 1922’den sonraki ilk ziyaretini ise 30 Aralık 1959’da gerçekleştirdi. Ziyareti sırasında müritlerinin coşkulu ilgisi müesses nizamın koruyucularını tedirgin etmiş olmalıydı ki, 11 Ocak 1960’ta Bakanlar Kurulu’nun “Emirdağ’da oturmasını tavsiye eden” kararı kendisine tebliğ edildi. Yassıada evrakları arasında bulunan ve Menderes’in kasasından çıktığı söylenen 12 Ocak 1960 tarihli mektubunda, kendisine uygulanan ev hapsinin “30 senelik muhaliflerin yaptığından daha ağır geldiğini” söylüyordu. Ancak Said-i Nursî hükümetin talimatı dinlemedi. Önce Isparta’ya ardından Urfa’ya gitti ve 23 Mart 1960’ta Urfa’da hayata gözlerini yumdu ve buradaki Halil’ür-Rahman Camii Haziresi’ne defnedildi.
MEZARI KAYIP DEĞİL!
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, mezarının bir ziyaret yeri olmasından rahatsızlık duyan Milli Birlik Komitesi (MBK) Konya İmam Hatip Okulu’nda öğretmenlik yapan kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un Konya Valiliği’ne bir dilekçe yazarak, kardeşinin mezar yeri uzak olduğu için ziyaret edemediğini ve bulunduğu yere aldırmak istediğini söyleyen dilekçesini Said-i Nursî’nin mezarını Urfa’dan taşımak için kullandı. 11 Temmuz 1960’ta mezarından çıkarılan vücudu önce Afyon’a, ardından Isparta’ya nakledildi ve Isparta Şehir Mezarlığı’na gömüldü. Ardından yakın talebeleri, mezarı, bilinmeyen bir yere naklettiler. Yani Said-i Nursî’nin mezarı, Cumhuriyet’in simgesel öneme sahip diğer mağdurları Seyit Rıza ve Şeyh Said’in mezar yerlerinde olduğu gibi bilinmiyor değil, bilinmesi yakın talebelerince istenmiyor. Bunun nedeni de Said-i Nursî’nin 1948’de mezar yerinin gizli kalmasını vasiyet etmesi olmalı.
Kaynak : İnternethaber
5 Nisan 2010: 10:39 #717833Anonim
Vasiyetnamenin Haşiyesidir
Üstadımız âhir ömründe insanların sohbetinden men edildiği cihetle anladı ki: “Bu zamanda şahsiyet cihetiyle insanlara zarar verecek haller var. Risale-i Nur’un mesleğindeki âzamî ihlâs için bu hastalık verilmiş. Çünkü bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler.
Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur’daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum. Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.” (Emirdağ Lahikası)
Bediüzzman Said NursîBenim kabrimi gayet gizli bir yerde…
…Hattâ bizler gördük ki, bu mübarek bayramda şiddetli hastalığı için talebelerine dedi: “Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”
Biz de Üstadımızdan sorduk:
“Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?”
Cevaben Üstadımız dedi ki:
“Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki âzamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garpta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider.
“Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek“ dedi.Hizmetinde bulunan talebeleri (Emirdağ Lahikası)
Bediüzzman Said Nursî
5 Nisan 2010: 10:59 #718619Anonim
Allah razı olsun….
Bende geçenlerde Üstad’ın mezarını rüyamda gördüm. Güya Açıp bakabilirmişim ama bir türlü cesaret edemiyorum, hayal mayal kendisini görüyorum, güzel giyinmiş ve sarıklıydı. Burası size mi ait diye soruyorum tebessüm ediyor. Ne tevafuktur…..
5 Nisan 2010: 12:00 #718616Anonim
Allah hayir etsin nurum,MasAllah ne guzel bir ruya bu 😉
5 Nisan 2010: 17:09 #717791Anonim
Efendim mübarek kandil gecelerinde (1982 ve sonraları) Isparta’da merhum Bayram abimizin (RA) manevi atmosferinde vakıfda sabahlardık.. Bayram Abimizle birlikte bazen M.Sungur Abimiz, Yahşi Şaban Abimiz(RA), Mahmut Allahverdi abimiz gibi Üstad Hazretlerini sağ iken hizmetinde bulunan abilerimizde bulunurlardı ve bir keresinde de rahmetli Ali UÇAR (RA) Abimizde gelmişdi Adanadan..
Ayrıntılara geçmeyecğim, sabah namazı ve kısa kahvaltıdan sonra Üstad (RA) Hazretlerinin ilk gömüldüğü yer olan Isparta Asri mezarlığının arka kapısından girerek kırık mermer başlıklı mezarda dua ederdik (1984-85 yıllarında …
Üstad (RA) Hazretleri kurşun tabutta getirildikten sonra buraya defnedildiği sonradan bulunmuştur.. ve hatta maddi olarak bazı abilerimizin bile haberi yoktu (manen haberdar olanlar hariç).. nur dairesinden bir abimizin bir kızı küçük yaşta vefat edince mezar kazmak için tevafuken kurşun tabut bulunmuş ve abilerimize haber verilmiştir..
Tahiri Mutlu (RA) Abimiz at arabasıyla SAV kasabasını götürmüş ve oradan da başka yere nakledilmiştir…5 Nisan 2010: 17:20 #717789Anonim
Rafet Kavukçu anlatıyor:
“Tahirî Ağabey bana: ‘Kimseye söylemezsen, Hz. Üstad’ımızın kabrinin nerede olduğunu sana söyleyeceğim. (…) Isparta’da bir kardeşimizin küçük bir çocuğu vefat ediyor.
Isparta şehir kabristanının giriş kapısının hemen sağ tarafındaki çimenlik yeri kazıyorlar. Karşılarına bir tabut çıkıyor. Üstadımızın olabilir diye bana telefon ettiler. Gecenin geç bir saatinde gittim. Tabutu çıkardık, kefeni açtım. Üstad idi. Hiç bozulmamıştı, ilk konulduğu gibi duruyordu.
Mevsim hasat mevsimi olduğu için bir at arabası bulduk. Tabutu koyduk.’ dedi. Kabrin yerini bu fakirden esirgemediği için birkaç defa ziyaretinde bulunmuştum.”
Hüseyin Çukurca anlatıyor:
“Bir keresinde Tahirî Ağabey’e Üstad’ın mezarını sorduk. Söylemedi. Yalnız ‘İleride Mevlânâ Hazretleri’nin kabrinden daha mükemmel yapılacak.’ dedi.”
Mehmet Ali Ataizi anlatıyor: “Bir keresinde ben kendisine ‘Üstad Hazretleri’nin kabri, vasiyeti üzerine hep böyle bilinmez olarak mı kalacak?’ dedim.
‘Olur mu kardeşim? Türbesi yapılacak, herkes ziyaretine gidecek. O, geçici bir dönemdir.’ dedi.”
Sizlere bazı örnekler vererek, bu güzel çalışmayı tanıtmaya çalıştım…A.AYMAZ…ZAMAN..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.