- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Haziran 2008: 20:54 #646814
Anonim
RİSALE-İ NUR müellifi, lâhikalar içerisinde yer almayan, sonradan Latif Nükteler’de yayınlanan bir mektubunda, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenler ile evvelce başka bir yoldan bu iklime girenler için, ikili bir tahlilde bulunur. Risale ehlinin Bediüzzaman’ın bazı ifadelerini yanlış yorumlayarak sergiledikleri ‘ya o, ya bu’ tutumunun aksine, o, meselâ tasavvuf yoluyla, tarikat berzahıyla, bir şeyhin himmetiyle iman iklimine girenlerin ‘tarikat ile Risale’ arasında bir tercih mecburiyetinde olmadıklarını beyan eder ilgili mektupta. Bilakis, bir yanda tarikat berzahında seyr-i sülûk yaşarken, beri yanda Risale’ye kalblerini ve akıllarını açık tutmaları önerisinde bulunur; ve Risale okumanın ‘mürşidlerini terk’ anlamına gelmediğini, gelemeyeceğini bildirir.
Buna karşılık, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenlerin, Risale dairesi dışında mürşid aramalarını müsaade etmez. Bununla birlikte, herkesin, bu arada Risale ehlinin de bir ‘mürşid’ ihtiyacı olduğunun farkındadır. Evet, Risale-i Nur yol gösterici bir eserdir, ama ruhu o eserle yoğrulmuş birinin fiilî örnekliğine, tecrübesine itibar ederek insan daha kolay ve muhtemelen daha hızlı yol alabilecektir.
İlgili mektubun Nur Talebelerinin ‘daire içinden bir mürşid’ edinmelerine imkân tanıyan muhtevasına mukabil, İhlas Risalesi Risale mesleğini ‘hillet’ ile tarif ederken, “Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz” der.
Bir tarafta, Nur Talebelerinin Risale-i Nur dairesi içinden mürşidler edinmelerine müsaade eden, hatta bunun fıtrî bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken bir mektup; beri tarafta, İhlas Risalesi’den ‘mürşid vaziyeti takınma’yı yasaklayan cümleler…
Bu ikisi arasında bir çelişki olmadığını ise, dikkatli her Risale okuyucusu sanırım zorlanmadan görebilir.
Çünkü, ‘mürşid edinmek’ başka şeydir, ‘mürşid olmak’ daha başka şeydir, ‘mürşid vaziyetini takınmak’ çok daha başka şeydir.
Görüldüğü üzere, Bediüzzaman, Risale dairesi içinde bir kişinin değil ‘lider’ olarak ortaya çıkmak, ‘mürşid vaziyetini takınma’sına dahi müsaade etmemekte; bunu İhlas’ın bir lazımı olarak ‘hillet’ sırrına aykırı görmektedir.
Ama ‘mürşid vaziyetini takınmak’ ayrı, ‘mürşid olarak görülmek’ ayrıdır. Kendisi mürşid vaziyetini takınmayan, kendisini Risale dairesi içinde iman kardeşlerini irşad etme gibi bir makam biçmeyen kişi; buna mukabil ilmiyle, ahlâkıyla, tecrübesiyle, faziletiyle pekâlâ bu iman kardeşlerine bir mürşid olabilir, onlar tarafından mürşid edinilebilir.
Kısacası, Risale dairesi içinde kimse kendini mürşid olarak tayin etmez; kardeşlerince öyle tayin olunabilir. Kendini mürşid addetmez, ama mürşid addolunabilir.
Ne mutlu mürşid vaziyetini takınmadan mürşid olabilenlere…
Sözü tersinden anlayan su-i fehm erbabı için not: Bu yazı, ‘mürşid vaziyeti takınmayan’ bir mürşide ziyadesiyle muhtaç ve yıllar yılı böyle bir mürşid bulabilme veya varsa ona ulaşabilme çabasıyla yorgun bir ruh haliyle yazılmıştır. Buradan da yanlış bir mana çıkaracak varsa, onlara tavsiyem “Bir çağrı, mecburen…” yazıma müracaat etmeleridir.
16/06/2008
© 2008 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu
24 Haziran 2008: 08:55 #693175Anonim
‘Mürşid vaziyetini takınmak’
RİSALE-İ NUR müellifi, lâhikalar içerisinde yer almayan, sonradan Latif Nükteler’de yayınlanan bir mektubunda, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenler ile evvelce başka bir yoldan bu iklime girenler için, ikili bir tahlilde bulunur. Risale ehlinin Bediüzzaman’ın bazı ifadelerini yanlış yorumlayarak sergiledikleri ‘ya o, ya bu’ tutumunun aksine, o, meselâ tasavvuf yoluyla, tarikat berzahıyla, bir şeyhin himmetiyle iman iklimine girenlerin ‘tarikat ile Risale’ arasında bir tercih mecburiyetinde olmadıklarını beyan eder ilgili mektupta. Bilakis, bir yanda tarikat berzahında seyr-i sülûk yaşarken, beri yanda Risale’ye kalblerini ve akıllarını açık tutmaları önerisinde bulunur; ve Risale okumanın ‘mürşidlerini terk’ anlamına gelmediğini, gelemeyeceğini bildirir.
Buna karşılık, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenlerin, Risale dairesi dışında mürşid aramalarını müsaade etmez. Bununla birlikte, herkesin, bu arada Risale ehlinin de bir ‘mürşid’ ihtiyacı olduğunun farkındadır. Evet, Risale-i Nur yol gösterici bir eserdir, ama ruhu o eserle yoğrulmuş birinin fiilî örnekliğine, tecrübesine itibar ederek insan daha kolay ve muhtemelen daha hızlı yol alabilecektir.
İlgili mektubun Nur Talebelerinin ‘daire içinden bir mürşid’ edinmelerine imkân tanıyan muhtevasına mukabil, İhlas Risalesi Risale mesleğini ‘hillet’ ile tarif ederken, “Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz” der.
Bir tarafta, Nur Talebelerinin Risale-i Nur dairesi içinden mürşidler edinmelerine müsaade eden, hatta bunun fıtrî bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken bir mektup; beri tarafta, İhlas Risalesi’den ‘mürşid vaziyeti takınma’yı yasaklayan cümleler…
Bu ikisi arasında bir çelişki olmadığını ise, dikkatli her Risale okuyucusu sanırım zorlanmadan görebilir.
Çünkü, ‘mürşid edinmek’ başka şeydir, ‘mürşid olmak’ daha başka şeydir, ‘mürşid vaziyetini takınmak’ çok daha başka şeydir.
Görüldüğü üzere, Bediüzzaman, Risale dairesi içinde bir kişinin değil ‘lider’ olarak ortaya çıkmak, ‘mürşid vaziyetini takınma’sına dahi müsaade etmemekte; bunu İhlas’ın bir lazımı olarak ‘hillet’ sırrına aykırı görmektedir.
Ama ‘mürşid vaziyetini takınmak’ ayrı, ‘mürşid olarak görülmek’ ayrıdır. Kendisi mürşid vaziyetini takınmayan, kendisini Risale dairesi içinde iman kardeşlerini irşad etme gibi bir makam biçmeyen kişi; buna mukabil ilmiyle, ahlâkıyla, tecrübesiyle, faziletiyle pekâlâ bu iman kardeşlerine bir mürşid olabilir, onlar tarafından mürşid edinilebilir.
Kısacası, Risale dairesi içinde kimse kendini mürşid olarak tayin etmez; kardeşlerince öyle tayin olunabilir. Kendini mürşid addetmez, ama mürşid addolunabilir. Ne mutlu mürşid vaziyetini takınmadan mürşid olabilenlere…metin karabaşoğlu
14 Kasım 2009: 11:17 #760236Anonim
وَ بِهِ نَسْتَعِينُ
Risale-i Nur eserleri HAKİM ismi azamının azamlık meratibinde yazıldığından herşey yerli yerindedir. Risale-i nur HAKİKAT MESLEĞİ olması hasebi ilede , Risale-i nurdan alınan, anlaşılan hiçbir yer ve ders ve istifade bir diger yere, derse, istifadeye ters düşüp çakışmamalıdır, tam aksine her ders ve analam birbirini desteklemekle birlikte, KUR’AN ve SÜNNETE de her bir metni ve manası tam tamına uymaktadır bu ehlince malumdur..Risale-i Nur Dairesi Halka Halkadır.
Risale-i nur dairesinin şahsı manevisi (r.a)
Sahibler,
Varisler,
Erkanlar,
Hasların hasları talebeler,
Has talebeler,
Talebeler,
Kardeşler,
Dostlar..Risale-i Eserlerinde hiç ama hiç bir yerde MÜRŞİD siz iş yapın veya bu meslekte mürşid yoktur veya olmaz diye bir ifade yoktur.
Tam aksine 1. sözde bir kabile reisi o mürşiddir.Yine ihlas risalesinde 21.lem’a daki BİR LAMBA VE LAMBA MUKABİL TUTULAN AYNALAR..Yine lem’alar da BİR DÜSTUR vardır.orda ..
”Daireye girmeden evvel bir şeyhi ve mürşidi olan onu muhafaza edebilir.Daireye girdiğinde mürşidi olmayan daire işerisinde kendine mürşid arayabilir” manasında bir derste mevcuddur.Hem Yukarda yazdığımız Risale-i nur dairesindeki halkalar arasında her halkaya has vazifeler mevcuddur ve vasıfları bellidir ve buna mukabilde kendilerine verilen selahiyetlerde mevcuddur.Yani: MÜRŞİD VAZİYETİ TAKINMA mak başkadır.Bu mürşidlik konumana gelene hitabdır ki o zatta zatten o haller olmaz,onlarda olan KARDEŞ VAZİYETİ TAKINMAKTIR.
RİSALE-İ NURLAR İLE HAYATLANMIŞ OLMAKTIR.
YANİO ZATT RİSALE-İ NUR VE NURUN HAKİKATLERİ İLE HAYATLANMIŞ OLMALIDIR.
Bu ve emsali meseleleri anlamak için eserlere baktığımız kadar ESERLERİN HAYATLANMIŞ NUMUNELERİ OLAN ÜSTAD R.A VE ERKAN TALEBELERİNİN TATBİKLERİNEDE BAKMAK GEREKLİDİR.İşte bakıyoruz Tüm lahikalarda Üstad r.a hın talebelerinin üstadlarına yazdıkları mektublara baktığımızda..
Üstadımızın ben size bir ders arkadaşıyım İFADESİ..
TALEBELERİNİNDE üstadlarına olan nazarları ve İNTİSABLARI ve mektublarındaki ifadeleri mesleğin nasıl TATBİK EDİLECEĞİ VE ANLAŞILACAĞINI BİZLERE GÖSTERSE GEREK..”Bilirim değilsin enbiyadan bir nebi
lakin nedir elinde nuru muteber..Hulasa Üstad r.a hın talebeleri (mesleki olarak)iki menbadan beslenmiştir
1-Risale-i nur
2-Risalet-i nur (varisi nebi r.a)yani Risale-i nuru mürşidlerinde hayatlanmış görüp:
Risale-i nurları üstadlarında ,
Üstadlarınıda Risale-i nurda görüp MÜTALAA ETMİŞLERDİR İNTİSAB İLE..Hakikat mesleğinin hakikatlerinide hayatlarına tatbik etmişlerdir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.