• Bu konu 9 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646820
    Anonim

      İnsan kadere mi bağlıdır, yoksa hür müdür?

      – İnsan Allah’ın kendi hakkında çizdiği kadere bağlıdır. Ancak kader ikidir. Birincisi kâinatta cari olan ve tüm varlıkları içine alan “Umumî Kaderdir” ki hiçbir varlık bunun dışına çıkamaz. Bu Allah’ın Tabiat Kanunları dediğimiz kaderidir. İnsanı insan olarak, erkek ve dişi olarak, Türk ve Kürt olarak, sağlam ve sakat olarak yaratan Allah’tır ve hiç kimse bu konuda iradesini kullanamaz. Sorumlu da olamaz ve bunlar kendi kazanımı olmadığı için bunlarla da övünemez. Çünkü bunlar Allah’a aittir. İkincisi insanın fiillerine bakan ve insanın iradesinin sonucu olan kaderdir. İnsan bu konuda kaderini yönlendirme ve gelecek için planlar yapma ve bunu hayata geçirme yetkisine sahiptir. Bu yetkiyi insana Allah vermiştir. Bunu kullandığı zaman Allah o insanın iradesine göre fiillerini ve sonuçlarını yaratır. Burada insan iradesi karar verici olduğu için bu kararının sonuçlarına da insan katlanmak ceza ve mükâfatı hak etmek durumundadır. Her iki durumda da insan kaderin hükmüne tabidir. Birinde iradesi söz konusu değildir, diğerinde iradesi hüküm sahibidir ve sorumluluk sahibidir. Sonuçları yaratan ise Allah’tır. İnsanın iradesini kullandığı her şeyde hürdür. Hür olduğu için Allah onun isteğini dikkate alır, sorumluluğu da ona yükleyerek yaratır.

      #719087
      Anonim

        Zafer abi bir sorum olacak:-Cenab-i Allah ın ”hür olarak” insanların yapacaklarını -hayır ve şer- önceden bilmesi,görmesi keyfiyeti nasıldır?Bu keyfiyet anlaşılabilir,açılabilir mi?Acaba nasıl ehl-i velayet gelecege yönelik ihbarlar yapabilmişler,görmüşler onlarda bu şekil tecelli eden esmanın sahibi Allah ın bilmesi de bu nevimidir mesela?Tabi azam mertebede…

        Yani cuzi iradeler hurce seçimlerini yaparken aynı anda Allah ın önceden bilmesini açıklayabilir miyiz?

        #719088
        Anonim

          [size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt]Allah’ın, Bir Şeyi Önceden Bilmesinin, Zorlayıcı Olup Olmaması Meselesi

          İnsanın, ‘işlemiş ve işleyecek’ olduğu iyi veya kötü her bir fiilinin, Allah tarafından ezelde bilinip tespit edilmiş olması, onun iradesine rağmen değildir. Zira, insan iradesinin söz konusu olduğu yerde yapılan takdirde, onun iradesinin hangi tarafa sarf edileceği Cenab-ı Hak tarafından bilinmekte ve ona göre takdir edilmektedir. Sanki Yüce Yaratıcı bu takdiriyle/tespitiyle insana şöyle demektedir: Ben, şu zamanda, iradeni şu istikamette kullanacağını biliyorum. Onun için de senin hakkında bu işi o şekilde takdir ediyorum. Böyle bir tespit ise, iradeyi iptal etmek değil, onu teyit etmek, demektir.

          Aliyyu’l-Karî’nin de önemle belirttiği üzere, Allah, insan iradesiyle alâkalı bir şeyi, ‘şöyle şöyle olacaktır’ diye yazmıştır, yoksa ‘şöyle şöyle olsun’ diye yazmamıştır. Şu hâlde biz bir şeyi, Allah’ın ezelde bilmiş olması ve bu bildiğini kaydetmesinden (kaderden) ötürü yapmıyoruz, bilâkis, Allah yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı bildiği için yazıyor. Şayet Allah (c.c.), durumu vasfetmek için değil de gereğinin yerine getirileceği bir hükümle yazmış olsaydı, o zaman insan iradesinin bir kıymeti kalmayacaktı.

          Allah’ın önceden bizim yapacağımız bir şeyi bilmesi asla bir zorlama olarak düşünülmemelidir. Meselenin anlaşılmasına yardımcı olması bakımından şimdi iki örnek verelim.

          Birinci örnek: Bir hoca öğrencilerini çok iyi tanıdığı için, yıl sonu imtihanında hangi öğrencisinin kaç puan alabileceğini yüzde seksen-doksan oranında önceden bilmektedir şimdi hocanın bu sonucu önceden bilmesi, nasıl ki, o öğrencinin o notu almasını etkilemiyorsa, her şeyi bilen hiçbir şeyin ilminden uzak kalmadığı Allah’ın önceden bizim akıbetimizi bilmesi/görmesi de fiillerimizi etkilemez.

          İkinci bir örnek: Güneş ve Ay tutulması gibi astronomik hâdiseler önceden tespit edilip ilmî raporlara, takvimlere saati saatine kaydedilir. Şimdi Güneş ya da Ay tutulması, ilim ehlince tespit edildiği veya takvimlerde yazıldığı için mi o saatte gerçekleşir; yoksa o saatte gerçekleşeceği önceden bilindiği için mi ilim adamlarının raporlarına geçer? Gerçek şu ki, Güneş ve Ay takvimlerde yazıldıkları için tutulmuyor, bilâkis önceden tutulacağı bilindiği için takvimlere yazılıyor. İşte biz insanlar da, yaptıklarımızı Allah kaderimizde yazdığı için yapmayız; bilâkis, Allah irademizi önceden hangi yönde kullanacağımızı bildiği için öyle yazar. [/size][/size][/size][/size]

          #719089
          Anonim

            [size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt] Soru-Madem Allah benim ne yapacağımı biliyor Öyleyse benim ne suçum var? Madem Allah kimin cennete kimin cehenneme gideceğini biliyor Öyleyse bizi niye bu dünyaya gönderdi?

            Cevap: Dördüncüsü: Kader, ilim nev’indendir İlim, malûma tâbidir Yani nasıl olacak, öyle taalluk ediyor Yoksa malûm, ilme tâbi değil Yani ilim desâtiri; malûmu, haricî vücud noktasında idare etmek için esas değil Çünki malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder Hem ezel; mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin Belki ezel; mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona ezel deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertib ile girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir Şu sırrın keşfi için şu misale bak: Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farzedilse; o âyine yalnız mukabilini tutar Sonra o iki tarafı bir tertib ile tutar, çoğunu tutamaz O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukabil dairesi genişlenir Gitgide, bütün iki taraf mesafeyi birden bir anda tutar İşte şu âyine şu vaziyette onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez

            İşte kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadîsin tabiriyle “Manzar-ı a’lâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı a’lâdadır ” Biz ve muhakematımız, onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun Yani, Kader, Cenâb-ı Hakk’ın ilminde eşyaya biçilen bir plân ve projedir Bir şeyi bilmek ise o şeyi vücuda getirmek, demek değildir Meselâ, siz kafanızda bin tane binanın plânını tutsanız, yüzlerce fabrikanın fizibilitesini tasarlasanız bunlardan hiçbiri sırf kafanızda tuttuğunuzdan dolayı vücuda gelmez Onların vücuda gelmesi için, irâde ve kudrete ihtiyaç vardır Aksi halde, kafanızda tasarladığınız bina veya fabrikayı sadece siz bilirsiniz Hayalen onun içinde dolaşır durursunuz ve hayalinizdeki en küçük bir kesinti de o fabrika veya o binayı ortadan kaldırıverir Hatta, muhayyileniz yardımını kestiğinden dolayı hiç düşünmemiş ve tasarlamamış gibi olursunuz Kader ilim nev’indendir İlim ise daima ma’lûma tâbidir Yani birşey nasılsa ve nasıl olacaksa öyle bilinir Yoksa, ma’lûm ilme tâbi değildir Durum böyle olunca, bizim ne yapacağımızı, iradelerimizi nasıl kullanacağımızı Cenâb-ı Hakk biliyor ve takdirini de bildiği istikamette yapıyor O’nun ilmi muhittir, herşeyi kuşatmıştır “Cenâb-ı Hakk’ın ilmine, maluma tâbidir” şeklinde bir ifade kullanmak sû-i edeptir Biz bu tâbiri sadece meseleyi akla ve anlayışımıza yaklaştırmak için kullanıyoruz Cenâb-ı Hakk’ın ilmi, manzarı a’lâdan (çok yüksek bir nokta) olmuş ve olacak bütün eşyaya bir anda ve bir noktaya baktığı gibi bakar O’nun ilminde, sebep-netice, illet – ma’lûl, başlangıç ve sonuç iç içedir ve hepsi tek noktanın içine sıkıştırılmıştır O’nun için orada evvel-âhir, önce ve sonra diye bir şey yoktur Yani Cenâb-ı Hakk’ın ilmi herşeyi, bütün yönleriyle kuşatmıştır Takdirini de bu ilmiyle yapmaktadır Öyleyse bu takdir, iradî fiillerde, irade devre dışı tutularak yapılmamıştır İnsanın bütün yaptıkları, daha önce Levh-i Mahfuz’a kaydedilmiş şeylerdir Daha sonra onun boynuna takılan kader bu Levh-i Mahfuz’dan istinsah edilmiştir “Her insanın amelini boynuna doladık ” (İsra suresi,13) âyeti de bize bu hakikati anlatmaktadır Evet, insanın yapacağı her şey önceden yazılmıştır İnsan yaptıklarıyla sadece kendi hakkında yazılmış olanı yerine getirmektedir Ancak bu yazılma, insanın yapacakları önceden bilindiği içindir Yoksa insanı zorlayıcı bir güç ve kuvvet değildir İnsanın boynuna asılan bu defterle, insanın fiillerinin melekler tarafından yazıldığı defter yan yana getirildiğinde görülecektir ki, insan teker teker kendisi için daha önce yazılandan başka bir şey yapmamıştır Sonra Cenâb-ı Hakk, bu defteri insana okutacak ve hesabı da bu deftere göre görecektir

            [/size][/size][/size][/size][/size]

            #719090
            Anonim

              [size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt]EZELİ SIR :KADER

              Dağ zirvesinden tren yoluna bakan bir adam düşünelim Gördü ki,biri sağdan diğeri soldan ,ama aynı ray üzerinde 2 tren geliyor Fakat aralarında engeller olduğu için birbirlerini göremiyorlar Dağdaki kişi,bu iki aracın çarpışacağını önceden bilir Eğer hesap uzmanıysa ,nerede ve ne zaman çarpışacaklarını da hesap eder ve yazar Bu iki tren yeri ve zamanı gelince çarpıştıklarında ,o adam yanlarına gelse :”Ben sizin nerede ,ne zaman çarpişcağınızı önceden bilmiş ve yazmıştım ” dese ,trendekiler “sen önceden bilip yazmasaydın,bu çarpışma olmazdı “diyebilir mi?Soruyu başka türlü soralım:Bu çarpışma olacağı için mi adam onu bildi,yoksa adam önceden bildiği için mi trenler çarpıştı?Cevap,”bildiği için çarpışmadı,ancak çarpışma olacağı için adam onu bildi”olacaktır İşte Allah ın bilmesi de buna benzer İnsan günahları kaderinde yazılı olduğu için işlemez Zaten ne yazıldığından da habersizdir Hiç kimse “kader defterini”okumuş değildir Bundan dolayı,hür iradesiyle haramı seçip işleyen bir insan ,suçu kadere yükleyemez Suçu kadere,yani o işi önceden bilen İlahi ilme yüklemek isteyen günahkarın bunlardan ne farkı var ?
              [/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size]

              #719091
              Anonim

                Allah razı olsun abi.İnsan yaptıklarında zorlanmıyor,mecbur edilmiyor bu sırasını oldukça anladım.Başka merak ettigim husus şu:

                Mesela risale-i nurlarda vahidiyet,ehadiyet kavramlarıyla güneşin ziyasıyla bir iken aynı anda her şeyi kuşatmasıyla Allah ın bir iken bir çok işi bir anda yapmasına temsil getiriliyor.Bu mesele akla yakınlaştırılıyor.

                Yine bu dünya memleketini yaratan Allah ikinci baki bir alemi yaratabilir mi sorusuna bir baharı yaratmak bir çiçegi yaratmak kadar Ona kolaydır denilerek haşir akla yakınlaştırılıyor.

                Biryerde şöyle geçiyordu ;Allah ın eserlerine baktıgımızda o eser üzerinde bir çok isminin aynı anda tecellisini görebiliyoruz diyordu.Orada bir isim asıl iken digerleri ona tabi gözüküyor.

                Öyle de Allah ın mahlukatının kaderini bilmesinde, görmesinde hangi isimleri hakimdir acaba,hangileri asıl hangileri tabidir?Bu isimler nasıl işler,temsil getirilebilinir mi acaba.Tasavvur edebilir miyiz bir nebze?Yani dagın zirvesindeki adamın,ögrencisinin notunu bilen hocanın durumu daha da açılabilir mi?

                #719092
                Anonim

                  İlim maluma tabidir diyor ya,Allah a c.c malum nasıl malum oluyor?Acaba mazi,hal,istikbali birden tutan bir ayna misalini mi anlayamadım?

                  #719093
                  Anonim

                    Soru-Madem Allah benim ne yapacağımı biliyor Öyleyse benim ne suçum var? Madem Allah kimin cennete kimin cehenneme gideceğini biliyor Öyleyse bizi niye bu dünyaya gönderdi?

                    Bu soruya verdiginiz cevap yeterli de ben tam sezemedim kalben.Üzerinde iyice düşünmek gerekiyor.

                    #719095
                    Anonim
                      [size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt]soru:madem,herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre
                      oluyor.o halde insanlar niçin cehenneme gidiyor?

                      cevap:evet herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre
                      oluyor.ama,defterde yazılı olduğu için o şey olmuyor.

                      mesela;meteroloji uzmanı,uydudan gelen fotoğraflara bakarak geleceği
                      görebilmektedir.bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş
                      alanı genişler hemde geleceği görebilir. uzman, uydudan görüyor
                      ki,Türkiye”nin batısından yağmur bulutları geliyor.bulutların
                      hızını ve yönünü hesaplıyarak,hemen defterine şunları
                      yazıyor,”yarın türkiye bulutlu ve yağışlı
                      olacak”.bulutların gelmesine bir gün var.bir gün sonra türkiye
                      bulutlu ve yağışlı olsa;acaba meteroloji uzmanı bir gün önceden
                      deftere,bu olayı yazdığı içinmi olaylar oluyor?yoksa uzman
                      olayları uydudan önceden gördüdemi yazdı.
                      doğru cevap,gördüde yazdı.yazdığı için olaylar olmamakta,fakat
                      olayın öyle olacağını önceden görüp yazmıştır.

                      mesala,aklı başında bir kişiyi, siz sırtınıza alsanız,nereye
                      gitmek istersen seni oraya götüreceğim deseniz,diyelim ki iki yol
                      var biri,tehlikeli yol, öteki tehlikesiz yol.siz baştan o kişiye
                      uyarıda bulunarak her iki yolun durumunu anlatsanız buna rağmen,o
                      kişi beni tehlikeli yoldan götür dese,o tehlikeli yolda başına bir
                      kaza gelse ,size diyebilirmi ki,bak senin yüzünden başıma bu kaza
                      geldi diyemez.çünkü kendi iradesiyle tehlikeli yolu
                      seçmiştir.götüren değil,isteyen suçludur.Güç ve kuvvet yalnız
                      Allah”tandır.bunu felçli hastalar daha iyi bilir.Götüren
                      Allah”tır, fakat tehlikeli yolda gitmek isteyen,insan suçludur.
                      İnsan başıboş bırakılmış da değildir. Çünkü,iradesi
                      cüz”idir, bizatihi kendisinde güç ve kuvvet yoktur.Zaten cüz”i
                      iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları
                      vardır.sevaptaki hissesi ise pek azdır.Sevap işlemiştir ama kimin
                      ve neyin sayesinde sevap işlemiştir düşünmesi gerekir.

                      Allah;

                      birzaman gayet zengin bir ressam,sergi açmak istemiş,fakat sahnenin
                      gerisinde durmuş kendisini konuklara göstermemiş.konuklara
                      hertürlü ikramı yapmış.sergiyi gezen misafirler,harika resimlere
                      bakmışlar,ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken
                      birisi, ressamı göremediği için, acaba bu resimler nasıl olmuştur
                      diye bir soru ortaya atmış.bir kısım insanlar,bu resimler kendi
                      kendine olmuştur demişler.bir kısım insanlar resimleri tabiiyyat
                      kanunlarının yaptığını iddia etmişler.bir kısım insanlar ise
                      resimleri,resmi meydana getiren,boya,fırça, tablo birlikte bu resmi
                      kafa kafaya vermişler meydana getirmiştir demişler.bir kısım
                      insanlar ise,harika resimleri ancak bir ressam tarafından
                      yapılabileceğini söyleyerek,kendilerine ikramda bulunan ressamı
                      içeriden,alkışlar ile davet edip,kendisiyle tanışmış ve
                      teşekkür etmişler.işte biz o ressama Allah diyoruz.ressamdan
                      farkı, gerçek ve canlı resimler yaratmasıdır.

                      Resim,ressamın bir parcası olmadığı gibi, ressam da, resmin bir
                      parçası değildir.

                      Soru:Peki,Allah”ı kim yaratmıştır?sorusu(şeytanın insanları
                      kandırmak için sorduğu sorudur) genellikle insanların kafasının
                      karışmasına yol açmış,bu soruda takılıp kalmışlardır.
                      İnsanların bu sorunun cevabını bulmaya çalışması,nafiledir.

                      mesela, diyelimki bir saraya girmek için yüz kapı var,ama bir kapı
                      kapalı ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilir ve anahtarda
                      sadece ondadır.Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık
                      doksandokuz kapının herhangi birinden içeri girebilir.Fakat kapalı
                      kapının önünde durup o kapıyı açamayınca,bu saraya girilemez
                      diyemez,Çünkü diğer doksandokuz kapı açıktır.Aynen
                      öylede,Allah”ı kim yaratmıştır, sorusu farzedelim ki kapalı bir
                      kapıdır.O kapının anahtarı sadece Allah”tadır.Allah”a inanmak
                      için doksandokuz kapı açıktır.Ama inat edip,kapalı kapının
                      önünde durmak ve saray sahibini inkar etmek ve açık kapıdan saraya
                      girmemek akıl karı değildir.
                      Peki Allah yoksa,bu kainatı kim yaratmıştır? bu kainat nasıl
                      olmuştur?yani yukarıdaki harika resimler nasıl olmuştur? sorusunun
                      cevabını inat edenlerin vermesi gerekir.

                      İlmin kapısı Hz.Ali şöyle der,”Varsayalım ki inanmayan inat
                      edenlerin dediği gibi Allah,ahiret,cennet,hesap kitap, vs.yok.Ne
                      inanana bir şey olur,nede inanmamakta inat edene.Ama ya
                      varsa,”inanana yine bir şey olmaz ama inanmamakta inat eden; işini
                      şansa bırakmış olur ki buda akıl karı değildir.

                      Tevekkül ve dua
                      bir çifçi,evvela(önşart);ürün almak için,1-toprağını nadasa
                      koyacak,2-toprağını sürecek,tohumu dikecek,3-sulayacak.vb.fiili dua
                      edecek.
                      Sonra; Allah”a ,ürün vermesi için kavli(sözlü) dua
                      edecek.Çünkü bir afet gelir ürünü alıp
                      götürebilir.Mesela;Çekirge ve sel afeti gibi.Şartlardan birinin
                      eksik olması,neticeye engeldir.
                      Dua eden kişi için o istediği, kendisi hakkında hayırlı olup
                      olmadığını dua eden bilemez.O halde duam niye,niçin kabül
                      edilmedi diye,üzülmemelidir.
                      Mesela,Bir anne ve baba hiçbir zaman çocuğunun kötülüğünü
                      istemediği için ,terbiyeye muhtaç çocuğunun her istediğini de
                      yapmaz .Bu imtihan dünyasında,sınırlı ve kayıtlı olduğumuz
                      için her istediğimizi elde edemeyiz,her istediğimizi
                      yapamayız.Fakat her istediğimizi elde edecek ve her istediğimizi
                      yapabileceğimiz bir yer vardır ki o yere cennet derler.
                      Her şeye muhtaç olan kişinin , Samed olan Allah”ın kapısını
                      çalması doğru bir şeydir.Yanlış olan, herşeye muhtaç bir
                      kişinin, kendisini hiçbirşeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve
                      dua etmemesidir.
                      [/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size][/size]

                      #719096
                      Anonim

                        harika bir tevhid delili……..gören ve görülmesine vesile olanlardan olmak duasıyla sağlıcakla kalın inş abi………

                        #719243
                        Anonim

                          ALLAH RAZI OLSUN İKİNİZDEN DE gerçekten çok değerli bilgilerdi
                          rabbim ilminizi artırsın ihlas ve şevkle çevrenize de tatırsın

                          dua ile

                        11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
                        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.