• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #647180
    Anonim

      Şule AKYOL

      YEŞİLÇAM’IN HACI HOCALARI

      Bizler ekranlarda din ve Müslümanlık adına tek olumlu şey görmeden yetişen bir nesiliz. Komedi filmleri de dahil olmak üzere, her türlü olumsuzluğun üzerine yapıştırıldığı hacı-hoca tipleri ekranda, nur yüzü ve tatlı diliyle hacı-hoca dedemiz ise yanı başımızdaydı. Nedendir bilinmez kafamız pek de karışmazdı doğrusu. Şahsen ben onları hep bir masal karakteri olarak, neyi kastettiğini düşünmeden, uzaktan, yabancılayarak, hiiiç de üzerimize alınmadan (camideki hocamın, dedemin, ev sahibimiz Hüseyin Amca’nın) izlemişimdir. Ekrem Dumanlı konuyla ilgili yazısında önce tüm bu olanları hatırlatıyor bizlere. Sonrasında da soruyor: Yeşilçam Müslümanlardan özür diler mi? “Yeni bir rejim kurulmuştur ve her yeni rejim gibi genç Türkiye Cumhuriyeti de bir önceki dönemin kötülenmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu yüzden ‘eski’ye ait bütün değerler kötü gösteriliyor, ‘yeni’ye dair bütün semboller yüceltiliyordu. Eski’yi temsil eden bütün kişiler ‘hain, yalancı, işbirlikçi, düzenbaz vs.’ olarak perdeye yansıtılıyordu. Buna mukabil yeniyi sembolize edenler de ‘idealist, çalışkan, fedakâr vs.’ rolüyle insanların huzuruna çıkıyordu. Gencecik bir devleti yaşatma güdüsüyle pekiştirilen prototiplerin o gün için siyasî bir mantığı vardı. Ancak bugün hayatın gerçeğine dönmek, bazı özeleştiriler yapmak gerekiyor.”

      FACEBOOK’LA GÜVENDE MİYİM?

      Facebook internet sitesi, farkında olmadan hayatımızın bir parçası oluverdi. Yıllardır görmediğimiz arkadaşlarımızla bu sayede buluşup, 10- 20 senedir neler yaptığımızı ya da yapamadığımızı bir çırpıda anlatıverdik. Gruplar kurduk, tartışmalara katıldık, fotoğraflar ekledik. Kim ve nereye ait olduğumuzu, siyasi duruşumuzu, kimliğimizi; her şeyimizi dosyalayıp sayfamıza yerleştirdik. Ama tüm bunları yaparken şu soruyu kendimize sormayı unuttuk. “Güvende miyim?” Cevap haberde gizli. “Genelkurmay Başkanlığı’nın direktifi doğrultusunda kuvvet komutanlıklarınca yayınlanan emre göre, artık TSK personeli Facebook’ta açık kimliğini deklare edemeyecek. Facebook’ta yayınlanan fotoğrafların, ‘güvenliği sakatladığı’ tespit edildi. Yasağı değerlendiren bir yetkili, ‘Personelin siteye yerleştirdiği fotoğraflar, ulusal güvenlikle ilgili büyük zararlara yol açabilir’ dedi.

      NE OLUR O KİTABI YAZMA

      Medyatik bir güzel kızımız, hayatını anlatan bir kitap yazmak istediğini açıklıyor röportajda. Röportaj için fotoğraf lazım. “Ne yapalım, ne yapalııım?..” derken bulunuyor çözüm: “En iyisi kitaplarla çekelim bu fotoğrafları. Otur, evet evet üstüne otur kitapların. Hiç bozma… Tamam süper oldu!” Ali Çolak’ın bu olayla ilgili söyleyecekleri var, dinleyelim. “Kitabı, üstüne oturulacak nesne olarak gören birinin ‘kitap yazma’ arzusu, beni ürkütüyor. Sesimi duyacağından emin olsaydım, ona şöyle derdim: Güzel hanımefendi, ne olur o kitabı yazmayın! Önce, kitapları sevmeyi öğrenin, onları şöyle yüksekçe bir yere koyun. Sonra, o üstüne oturduğunuz kitaplardan birkaçını alıp okuyun. Onlarla konuşmaya başladığınızda, bir daha üstüne oturmaktan utanacak ve muhtemelen bir kitap yazmaktan da vazgeçeceksiniz. Emin olun, bu hepimiz için hayırlı olacaktır.”

      GELENEKLERİYLE ÖVÜNEN MİLLET

      Polis ekiplerinin her gün cami önünde sahipsiz ve bakıma muhtaç bir dede bulduğunu belirten Antalya Valisi Valisi Alaaddin Yüksel’nin yaptığı sarsıcı açıklama milletçe ne hale geldiğimizin ve daha da kötüsü nereye doğru gittiğimizin ipuçlarını içinde barındırıyor. Artık bizler yaşlılarına sahip çıkamayan bir millet olduysak, buyurun hep beraber ağlayalım halimize… “Her gün Muratpaşa Camii’nin önünde bir dede buluyor arkadaşlar. Köyden getirip bırakıyorlar. Çocukları, torunları bırakıyor cami önüne. Yağmurda bekliyor. Köyden getirip bırakmışlar. Aile bağlarıyla ve gelenekleriyle övünen millettik, dedelerimizi cami önlerine bırakıp kaçar hale geldik.”

      SÖZÜN İZİ; NEDİR BU NORMAL?

      Sonradan Müslüman olmuş İngiliz yazar, düşünür ve diplomat Gai Eaton, Tanrı’yı Hatırlamak isimli kitabında, sıklıkla kullandığımız ama anlamı üzerine pek de düşünmediğimiz, “normallik” üzerine kafa yormuş. “Günümüzde normallik, başkaları gibi olmak anlamına gelmektedir; yani eğer çoğunluk yanılıyorsa yanılmak, çoğunluk gayri ahlâkî ise gayrı ahlâkîlik normal demektir. Bu bakış açısına göre çoğunluk daima haklı olmak zorundadır, nitekim bu varsayım, demokrasinin de temelini oluşturan şeydir. Problemli olan nokta ise, çoğunluğun on yılda bir fikir değiştiriyor olmasıdır.”

      KELİMELER KAVRAMLAR; TOPRAĞI BOL OLMAK

      Öldükten sonra yeni bir yaşamın geleceğine inanan ilkçağ insanları bazı kıymetli eşyalarını tanrılarına hediye etmek üzere yanlarında götürmeleri gerektiğine inanıyorlardı. Bu inanış ölenleri kıymetli eşyalarıyla birlikte gömme geleneğini doğurmuştur. Ölen kişiler, mücevher, kıymetli madenden kap kacakla defnedilmenin yanı sıra üzerlerine toprakla höyük yapılmasını da vasiyet etmişlerdir. Ancak zamanla, kıymetli eşya madeni haline gelen bu mezarlar yağmalanmaya başlamıştır. Eşyaları çalınan ölünün ruhunun sıkıntıya gireceği düşüncesiyle daha büyük höyükler yapılmaya başlanmıştır. Hatta öyle ki, cenaze törenine katılanlar yanlarında bir kova da toprak getirip mezarın üzerine dökmüşlerdir. Toprak ne kadar bol olursa eşyaların muhafazası da o kadar iyi olacaktır zira. Bu deyimin çıkış hikayesi böyle. Bilinçsiz bir şekilde kullananımız varsa bize uyarmak düşer. Ve bir Müslüman’a yakışan Müslüman’ın ardından “Allah rahmet etsin” demektir.

      SEMERKAND AİLE – Aylık Aile Dergisi

      #740242
      Anonim

        KILIÇ HAKKI İÇÜN

        Davos sonrası Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan son Osmanlı Padişahı yakıştırmaları, Hürriyet yazarı Oktay Ekşi’yi hayli rahatsız etmiş. Cumhuriyet Türkiye’sinin başbakanına Padişah yakıştırmasının tuhaflığını tartışmıyoruz. Fakat Osmanlının hala bu denli sahipleniliyor olmasına anlam veremeyen Ekşi’nin bizleri karın ağrılarıyla kıvrandıran talihsiz satırlarını görmezden gelmenin de mümkünatı yoktu. “Merak ediyoruz, bir ‘Osmanlı modası’ yaratmaya çalışanların derdi -veya özlemi- nedir? Toplam 36 Padişah çıkarmış Osmanlı hanedanından Fatih Sultan Mehmet’i, hadi kılıçlarının hakkını vermek için Yavuz Sultan Selim ile bir de Kanuni Sultan Süleyman’ı ayırırsanız geriye kalan 33 Padişah’tan hangisini saygıyla, hayranlıkla, ileri görüşlülükle anacaksınız? Koskoca 600 yılı bir tek Sinan’la açıklayabilir miyiz?”

        Düşündük taşındık, ama inanın ne diyelim, nasıl açıklayalım biz bilemedik. Bu topraklarda yetişmiş münevver şahsiyetlerden Cemil Meriç’ten geliyor cevap, tabii anlayana: “Murdar bir halden, muhteşem bir maziye katlanmak gericilik ise, her namuslu insan gericidir.”


        OKUL İÇERİSİNDE KAPÜŞON-ATKI-BERE TAKMAK TEHLİKELİ VE YASAKTIR!?

        Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Fen Edebiyat Fakültesi’nin kapısında karşılaştıkları yazıyla şaşkına dönen öğrenciler, o yazı önünde çektirdikleri bir fotoğrafı internet sitelerinde yayınladı. Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı imzasıyla yayınlanan yazı aynen şu şekilde: “Fakülte binası içerisinde kapüşon-şapka-bere vb. giyerek dolaşmak yasaktır.” Fakülte dekanı Prof. Dr. H. Yüksel Güney, konuyla ilgili görüş belirtmek istememiş. Başörtülü kızlar olarak bizler bu durumlara alıştık ama dikkat ederseniz bu kararda cinsiyet ayırımı yapılmadığından beyler de azıcık üşüyecekler. Biraz daha sabır, şurada bahara ne kaldı…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.