• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #647971
    Anonim
      Neden Bing Bang?


      Risâle-i Nur Enstitüsü Bursa Şubesi’nin bir yıl önce başlattığı haftasonu seminerleri Dr. Hakan Yalman’ın, “Yeni Gelişmeler Işığında Büyük Patlama (Big Bang)“ konulu sunumu ile devam ediyor.
      Yalman seminerde özete şunları kaydetti:


      “Varlık diğer bir boyuttan ele alındığında da sonsuz cemalin, en üst dizeydeki kemalin müştak seyircileri ile buluşmak şeklindeki mukaddes meylinden kaynaklanıyor olmalıdır. Bu anlamda kâinat denen şiir aslında ilâhî bir tenezzül ve bütün kalpler ve sevebilme potansiyeli olan her varlık ile sevginin asıl kaynağı olan mukaddes muhabbet arasında bir köprü konumundadır.

      Bir rivayete göre büyük bir patlama ya da yokluğun dayanılmaz boşluğunu kâinatı titreştiren bir avaz ile dolduran varlık, yaratılanlar ile Yaratan arasında kurulan ilk köprü şeklinde kabul edilebilir. Sonra o mukaddes muhabbet bütün âleme dağılmış, elektron ve proton arasındaki çekim kuvvetine, toprağın yağmura hasretine, bülbülün güle muhabbetine, sevgililer arası aşkın şiddetine zemin olmuştur.

      Bu ölçüde kıymeti bilinen bir varlık ile doğru ilişkiler içinde olmak ve Kâinat Sultanı’nın varlığın işleyişindeki tarzını doğru okuyup ona muhatabiyetini de sünnetullah denen bu kurallar çerçevesinde belirlemiş olmak yine kâinatın kitap olarak okunması ve fiillerin bir duâ olarak algılanmasının neticesinde olacaktır.

      Kur’ân medeniyeti böyle bir algının ve varlığa bu algı çerçevesinde bakarak onunla doğru ilişkiler kurmanın neticesinde olacak gibidir. Kalplerde olan bu imardan toplumların ıslâhına ve imarına yönelik fiili duâ mânâsı fertlerin aleminde şekillendiğinde medeni ve medeni olduğu ölçüde Rabb-ı Kerim’e yakınlaşmış fertler ve toplumlar hedeftir. Bu durum için ve toplumların Kur’ân ile irtibatlı şekilde medenileşmesi ve imarı için umrana bir yol bulmak o alana bir köprü kurmak gerekli olacaktır.

      Aklın nuru ve vicdanın ziyası şeklinde iki ayak üzerine sağlam olarak oturtulması gereken bu köprü ancak Ku’rânî ölçüler ve varlığa mânâ-i harfi ile bakan bir planın sonucunda inşa edilebilir. Geleceğin refah ve huzur dolu toplumları, baş döndüren teknolojik gelişmelerin doğru algılanıp aslî mânâları ile irtibatlandırıldığı tevhid nazarı ile ele alınması durumunda ancak gerçek huzur ve iki cihanda mutluluğun kaynağı olabilirler.

      Aksi takdirde ruh âlemlerinde teknoloji enkazı ve modernlik ya da yanlış algılanmış medeniyet kurbanı fertler cemiyetin her tarafını saracaktır. Varlığın her türlü güzelliğinden vahyin çizdiği sınırlar içinde faydalanan, eşyanın ve nefsinin esaretinden kurtulmuş fikri, vicdanı ve irfanı hür fertler ve bu fertlerin oluşturduğu toplumlar umranın cisimleşmiş tanımı olacaktır. Bu anlamda dünyanın geleceği ve önümüzdeki nesillerin huzur ve barışı ümrana kurulacak sağlam köprülerle sağlanabilir. Bu hem ferdin şahsi âleminde, hem de toplum genelinde huzur dolu bir hayatın temel şartı gibidir.

      Evet, Büyük Patlama sonsuz muhabbetin açığa çıkış ve varlık şeklinde ifade ediliş anı olmasından dolayı ve sonsuz cemal ve kemalin tecelli anı olmasından dolayı büyüktür.


      Hüseyin Hiçdurmaz-BURSA Risale Haber

      #723235
      Anonim

        İşte şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit, azîm bir şecere mânâsında görünür. Ve şecerenin nasıl dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır; şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflînin, anâsır dalları, nebâtât ve eşcar yaprakları, hayvanât çiçekleri, insan meyveleri hükmünde görünür. Sâni-i Zülcelâlin ağaçlar hakkında cârî olan bir kanunu, elbette şu şecere-i âzamda da câri olmak, muktezâ-i ism-i Hakîmdir. Öyle ise, muktezâ-i hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır.(sözler)

        Üstad bu kainatı bir büyük ağaca benzetiyor. “Kainat azim bir ağaçtır, azim bir şeceredir” diyor. “Bu büyük ağacın ise anasır, yani madde ve moleküller dalları hükmünde, bitkiler ve ağaçlar ve nebatlar yaprakları hükmünde, hayvanlar çiçekleri ve insanlar da meyveleri hükmündedir” diye bir taksimat ortaya koyuyor.
        Şimdi yıldızlara baktığımız zaman tamamen unsurlarda, yani madde ve moleküllerden meydaan geldiğini görürüz. mesela güneşimiz hidrojen ve helyum atomundan müteşekkildir. Dünyamızda ise atom ve moleküllerle birlikte çiçek, yaprak ve meyve hükmündeki nebat, hayvanat ve insanlardan meydana gelmiştir. İşte Üstad bu görünen alemi “alem-i Süfli” olarak tanımlıyor. bunun zıddı ya da kardeşi “alem-i ulvi” dir. bu iki ifade de aslında çok sırları ihtiva ediyor.
        Asrımızda keşfedilen big bang teorisi de “alem-i süfli” ye yani bu görünen aleme bakıyor. halbuki bunu kainatın bir de öte yüzü var. her iki yüz de aynı noktadan çıkmış. Bu konuya inşallah temas edeceğiz.
        şimdi yukarıdaki ifadeeye devam edersek.
        Evet Üstad “ağaçlar için geçerli olan bir kanunun kainat için de geçerli olduğunu” söylüyor. bunun neticesinde “bu büyük kainat ağacının da bir tohumdan, bir çekirdekten yaratıldığı” hümünü veriyor.
        yukarıdaki ifadeye göre:
        Kainattan evvel bir çekirdek var idi, ve bu kainat o çekirdeğin açılması ile kademe kademe bir ağaç şeklinde yaratıldı. Önce çekirdek açıldı, yani big bang söylemine göre patladı;(Bir toprağa eline tohumun ilk çatlama sesini kainat ölçeğinde büyütsek galiba o da bir big bang olurdu)
        İşte Üstad bu ağaç misali ile ancak 1989 yılında kesin olarak ispatlanmış olan Big Bang teorisinin temelllerine işaret ediyor. Belki de işaretten öte mühim bir ilahi kanunu tespit ediyor.

        Bi abinin izahı..

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.