• Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #647993
    Anonim

      Engelli Anne Baba Olmak

      Engellilerin her zaman yardıma muhtaç olduğunu, kendi ihtiyaçlarını

      kendilerinin karşılayamadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onlar;

      işitme, görme ve bedensel engelli; ama hepsi birer anne…Çocukları da

      kendilerinin aksine sağlıklı. Hiç merak ettiniz mi bir engelli anne

      bebeğini nasıl büyütür, hayata nasıl hazırlar? Onlar, engellerine rağmen

      engelleri aşan anneler.

      Geceleri uyuyamayan minik bebekler anne babalar arasında hep şikâyet

      konusudur. Uykunun en tatlı yerini bölen bir bebek hıçkırığı özellikle de

      annelerin kâbusudur aslında. Hele bir de her gece defalarca

      tekrarlanıyorsa… Bebeklerin zamanlı zamansız ağlaması genelde ebeveynleri

      rahatsız eder. Tabii ki geceleri bölünen her uyku, bir zaman sonra büyük

      bir eziyete dönüştüğü için… Haklı olarak; ne var bunda diyebilirsiniz.

      Peki, her gece onlarca kez de olsa bebek sesiyle uyanmanın büyük bir nimet

      olduğunu düşündünüz mü hiç? Şimdiye kadar aklınıza gelmediyse işitme veya

      görme engelli, felçli annelerin hikâyelerini okuyunca bunun şükredilmesi

      gereken büyük bir nimet olduğunu anlayacaksınız. Hem de yüreğinizde

      hissederek…

      Şüphesiz annelik bütün dünyanın kabul ettiği sayılı ortak değerler

      arasında. Kadının hayatını değiştiren, onu şefkat, merhamet ve fedakârlık

      abidesi haline getiren bir haslet. Beşikten mezara kadar elinden tuttuğu

      yavrusunun varlığını hiçbir mutluluğa, sevgiye, huzura değişmeyen bir anne

      için hayat, bebeğini kucağına aldığı andan itibaren bir başka anlam

      kazanır. Onunla yatar, onunla kalkar; onunla yer, onunla içer… “Annelik

      zor zanaat” diye boşuna dememişler. Çünkü yaşananlar meşakkatli, zor bir

      süreçtir…

      Benim dünyam çok sessiz

      Her kadın, fıtratının bir gereği olarak annelik duygusunu tatmayı,

      yavrusunu kucağına alıp okşamayı ister. Aynı hülyalar engelli bayanlar

      için de geçerlidir. Onlar da sağlıklı çocuklar dünyaya getirmeyi,

      yavrularını sevgiyle büyütmeyi hayal eder. Zira bir ev çocuksuz olmuyor.

      Gözler görmese de, kulaklar işitmese de, el ele çayırda çimende

      koşturulmasa da her evli çift “anneciğim, babacığım” hitabını duymak

      istiyor. Bir anne düşünün ki gözleri görmüyor. Bir başkası duymuyor ya da

      tekerlekli sandalyesinde yavrusunun isteklerine cevap vermeye çalışıyor.

      Hayatta “ben de varım” diyen bu insanlar da anne; ve çocuklarının geleceği

      için onlar da pembe hayaller kuruyor… Hem de hayatın önlerine çıkardığı

      bütün engellere inat…

      Çoğu görme, işitme, bedensel engelli çiftin çocuğu, anne-babalarının

      aksine sağlıklı dünyaya geliyor. Bu sonuç aileleri mutlu ederken birçok

      sorunu da beraberinde getiriyor. Örneğin, işitme engelli annelerin en

      büyük sorunu, bebeklerinin ağlamasını duyamamaları. Bu durum ilk etapta

      zihinlerde duygusal çağrışımlar yapsa da aslında işitme engelli ebeveynler

      için ciddi bir problem. Çünkü gece karnı acıkıp anne kokusunu özlediğinde

      ağlayan bebek, çığlıklarına muhatap bulamıyor. Ya da yaramazlık yaparken

      eli kapıya sıkışsa, başından aşağıya kaynar su dökülse yan odadaki

      annesinin haberi olmuyor.

      Hemen o kadar karamsar olmayın. Çocuklar her ailenin kendince bulduğu

      çözümlerle büyüyor. Bu zorlu sınavda da birbirinden farklı hayat

      hikâyeleri çıkıyor. Bir bakıma onlarınki “iç konuşması” bol bir yaşam

      aslında.

      Hamdiye Ayanoğlu () yedi yaşında geçirdiği menenjit hastalığından sonra

      işitme duyusunu ve hafızasını kaybeder. Anne-babası işitme engellilerin

      kullandığı işaret dilini bilmediği için zor günler geçirir. Ailesiyle

      hiçbir zaman tam bir diyalog kuramaz. Kendi çabasıyla okuma-yazmayı, dudak

      okumayı öğrenir. 15 yaşında işitme ve konuşma engelli devlet memuru Tuğran

      Ayanoğlu ile hayatını birleştirir. Artık daha ‘sesli’ bir dünyanın kapısı

      aralanır kendisine.

      Ayanoğlu çifti, “Acaba çocuğumuz da engelli olur mu?” düşüncesine hiç

      kapılmadan çocuk sahibi olmak ister. İlk çocukları bir erkektir. Muzaffer

      adını verdikleri oğulları gayet sağlıklıdır da. Hayatları renklenmiştir;

      ama kısa sürede bir gerçeği fark ederler. Minik Muzaffer’in ağlamalarını

      duymuyorlardır. Kendilerince bir formül bulurlar. Muzaffer bebek sürekli

      annesinin kollarında uyur. En ufak bir kıpırdama Hamdiye Hanım’a süt

      vaktinin geldiğini gösteriyordur çünkü;

      Fedakâr anne üç çocuğunu da büyütürken bir gece olsun derin ve aralıksız

      uyumaz. Yardıma gelen anneanne, kızının az da olsa rahatça uyuyabilmesi

      için kendi kolundan kızının koluna uzanan bir ip bağlar. Bebek ağladığında

      anneanne uyanır, aradaki ip birkaç kez çekilir ve anne uyanıp bebeğe

      bakar. Bir gün büyük oğlu Muzaffer, gündüz saatinde etraftaki komşuların

      bile duyacağı kadar ağlar; ama Hamdiye Hanım çığlıklardan habersizdir.

      İçindeki sesi dinleyerek aniden odaya gelir ve neredeyse ağlamaktan

      morarıp nefesi kesilen bebeğini muhtemel bir ölümden kurtarır. Şimdi 31

      yaşında olan küçük kızı Ebru da bir gün beşiğinden aşağı yüzüstü düşer,

      nefessiz kalır. Ebru’yu ölümden bu kez de büyük kardeş Muzaffer kurtarır.

      Hislerini işaret diliyle anlatmaya çalışan Hamdiye Hanım, yaşadıklarından

      yola çıkarak engelli annelerin çocuk büyütürken engelsiz annelere göre

      daha dikkatli olması gerektiğini söylüyor: “Yemek pişirirken, temizlik

      yaparken her 15 dakikada bir çocuklara bakardım. İş yaparken değil, arada

      gidip gelmekten yorulurdum. Eğer engelli olduğum için çocuklarıma zarar

      gelseydi kendimi affetmezdim. Ne yapayım, benim dünyam çok sessiz.”

      Peki; engelsiz çocuklar anne-babalarının hayatına ne katıyor?

      Çocuk küçük yaştan itibaren anne-babanın dış dünyayla kurduğu köprü

      oluyor. Görmüyorsa gören gözü; işitmiyorsa duyan kulağı; bedensel

      engelliyse sağlıklı bedeni oluyor. Engeliyle barışmış olan bireylerin

      yaşam enerjisi yüksektir. Çocukları bu enerjiyi daha da artırıyor.

      Engeller yüzünden yarım kalmış hayaller çocuklar üzerinden tamamlanıyor.

      Bu da anne-babayı yaşama dair motive ediyor.

      __________________

      Baba akşama gelirken bacaklarımı getirir misin?

      Baba akşama gelirken bacaklarımı getirir misin? Engelliler

      Günü…(özürlüler değil…) Engelliler Gününde ne yapılır? Bir iki

      toplantı…panel…bir iki kuru laf…ve ertesi gün herşey unutulur..Gelin

      bu yıl ki Engelliler Gününde EMPATİ yapalım ve birgünlüğüne kendimizi bir

      engellinin yerine koyalım ve onları anlamak için çaba harcayalım..çünkü

      bizlerin ve yakınlarımızın başına böyle üzücü şeyler gelmediği sürece

      hiçbir şey yapmıyoruz…bu üzücü durumlar bize çok uzak gibi geliyor ve

      Allah Korusun deyip geçiştiriyoruz…Ama unutmayın ki sağlıklı bile olsak

      her an bizlerde birer engelli olabiliriz…Türkiye de 8.5 Milyon Engelli

      vatandaşımızın olduğunu biliyor musunuz? Çok büyük bir rakam değil mi? Bu

      kadar çok oldukları halde onları çok sık göremiyoruz çünkü çok büyük bir

      çoğunluğu evlerinden çıkamıyor ve çıkmak istemiyor…Engelli olmaları

      onların değil bizim suçumuz..Sadece para kazanmak için yapılan bozuk ve

      plansız yollarda meydana gelen kazalar…Yeterli emniyet tedbirleri

      olmayan pahalı ama içi boş arabalar…İş güvenliği tam olarak sağlanmayan

      çalışma koşulları…Kısa sürede ehliyet alarak trafiğe salınan trafik

      canavarları…Töre ve “oy uğruna” yapılan akraba evlilikleri…daha fazla

      para için bilinçli olarak hormonla büyütülmüş besinler…bilinçsizce

      geçirilen hamilelik dönemleri…hain terör örgütünün acı sonuçlarından

      biri ; GAZİLİK…ve tüm bu üzücü sonuçları denetlemek ve en aza indirmek

      elinde olan ama İHMAL eden devlet adamları…8.5 Milyon kişi çok büyük bir

      rakam ve biz onlar için hiçbir şey yapmadık…40-50 tane tekerlekli

      sandalye dağıtmak bu milyonlar içinde çok az bir sayı ve bunların dağıtımı

      sırasında televizyondan izlerken bir şeyler yapıldığını sanıyoruz ama

      engelli vatandaşlarımızın sayısı hızla artıyor…LÜTFEN 1(bir) gün de olsa

      şunları yapmaya çalışın ya da düşününüz…Gözleri görmeyen bir kadında

      makyaj yapmak istemez mi?onun da beğenilmeye hakkı yok mu?….Ayakları

      olmayan bir adamın bir mağazanın ayakkabı reyonuna bakarken neler

      düşündüğünü biliyor musunuz? Duyma engelli olan bir erkeğin sevdiği

      kadının o güzel sesini duyamamasının ne olduğunu bilir misiniz? Tek

      bacaklı bir kız çocuğunun OKS sınavı için tercih yapmadan önce okulları

      gezerken “daha az basamaklı” okulları tercih listesine almak için

      basamakları saydığını biliyor musunuz? Konuşma engelli olan çalışkan

      yavrularımızın okullarda çok bildiği sorularda bile elini kaldırmadan

      beklediğini ve cevap vermek zorunda kaldıklarında kolay söyleyebildikleri

      harfleri kullanmak için nasıl büyük bir çaba harcadığını biliyor musunuz?

      Güneydoğuda bacağını ya da kolunu bizler için veren GAZİLERİMİZİN büyük

      çoğunluğunun eş,sevgili veya nişanlıları tarafından ilk 1 yıl içinde terk

      edildiğini biliyor musunuz? Bir engelli ailesi olmanın ne olduğunu biliyor

      musunuz? Engelli çocuğunuzun geleceği için endişe etmekten geceleri

      uyuyamamanın ne olduğunu bilir misiniz? Bacakları olmayan ve yürüyemeyen

      kız çocuğunun rüyalarında özgürce koşup oynarken nasıl mutlu olduğunu ve

      gülümsediğini bilir misiniz? Aynı kız çocuğunun babasına şu soruyu

      sorduğunda o babanın nasıl kahrolduğunu düşünebiliyor musunuz? : “baba biz

      cennete gittiğimizde benim iki bacağım olacak değil mi?”..Bazı soruları

      hiç sevdiklerinize sordunuz mu? Ve GERÇEKTEN asil bir cevap aldınız mı?

      Örneğin sevdiğiniz biri ile evlendiniz…akşam çok güzel bir düğün

      yaptınız..ve düğün dönüşü bir kaza sonucu gelin ya da damat iki bacağını

      kaybetti ve hayatının sonuna kadar yatağa mahkum oldu..bu durumda hayatın

      bazı güzelliklerinden mahrum olarak,büyük bir sadakat ile o yatağa mahkum

      eşi için canını dişine takıp o durumda bile onunla hayatı paylaşmak

      isteyecek ve ASLA pişman olmayacak kaç kişi tanıyorsunuz?( Böyle üzücü bir

      durumda bile asla ayrılmayı düşünmeyen,aldatmayan ve hayatı paylaşmaktan

      mutlu olmak demek= GERÇEK SEVGİ…)..isterseniz bu mesajı okuduktan sonra

      sizinle hayatı paylaşan ya da paylaşmak isteyen sevdiklerinize bir sorun

      bakalım…aldığınız “gerçekçi yanıtlar” sizin ne kadar şanslı olduğunuzun

      ve sevildiğinizin bir işaretidir…Ama bu kadar şanslı olmayan ve hayata

      küsen o kadar çok engelli insanımız var ki…Sevgiyi ve aşkı sütun gibi

      bir bacakta ya da pürüzsüz bir ciltte arayan bir toplumda engelli olarak

      hayatı paylaşacak birilerini aramak ne acı…neden bir görme engelli başka

      bir görme engelli ile evlenmek zorunda..ya da neden böyle insanlarımızı

      bir araya getirip evlendirmek isteriz? kalbin engelli olur mu? Gittikçe

      BENCİLLEŞEN bir toplumda engelli olmak çok zor…Lütfen tüm bunları bir

      günde olsa düşünelim…örneğin evde olduğunuz bir gün sabahtan akşama

      kadar tüm işlerinizi gözünüzde siyah bir bantla yapın ve sabah

      bağladığınız bantı hiç çıkarmadan geçirdiğiniz o bir günde görme engelli

      olmanın ne demek olduğunu daha iyi anlayın…ya da sabah bir kolunuzu bir

      iple arkadan bağlayın ve tüm günü tek kolla geçirmeye çalışın…o

      vatandaşlarımızı anlamak demek onlar için gerekeni yapacak bilince ulaşmak

      demektir..ve bu ÇOK önemli…Neden 550 milletvekilimiz arasında çok az

      sayıda engelli vatandaşımız var? Ülke yönetmek için kol ve bacak mı

      gerekir? Kolları ve bacakları tam olanların yaptıkları rezillikler ortada!

      Neden engelliler için kurulan derneklerde çoğunlukla engelli

      vatandaşlarımız çalışır? Duyarlı olmak için bir organımızı kaybetmek mi

      gerekir? Geçen gün dünya engelliler futbol turnuvası yapıldı ve bir çok

      ülkeden bacakları olmayan koltuk değnekli insanlar MÜCADELE verdi..bu

      karşılaşmaları izleyenler hayrete düştü…çünkü bu güzel insanlar o çok

      övündüğümüz futbol takımımızda oynayan futbolcularımızdan! çok daha hızlı

      koştular ve daha ataktılar (gerçektir…izleyenler görmüştür..)..ve asla

      yılmadılar…sonuçta devletimiz bu yılmadan mücadele eden futbolcularımıza

      5 milyar gibi bir rakam ödül verirken kulübede oturup sakız çiğneyenlere

      100 milyarlarca lira verdi…Lütfen şunu hiç unutmayalım; ENGELLİ

      VATANDAŞLARIMIZ normal ve sağlıklı olan bizlerden çok daha AZİMLİDİR..ve

      onların hayata katılmaları için elimizden gelen küçük ya da büyük herşeyi

      yapalım…Bu İNSAN olmamızın en BÜYÜK işaretidir…HİÇ BİRŞEY yapmak

      istemeyenler; lütfen, en azından şunu yapın : ONLARA ACIYARAK

      BAKMAYIN…Küçük kız o kadar şekerdir ki yüzüne bakmaya

      doyamazsınız..doğuştan iki bacağı yoktur ve 4 yaşında olduğu için hala

      içinde bulunduğu durumu anlayamaz…televizyonda gördüğü çocukların iki

      bacağı olduğunu gördüğünde anne ve babasına hangi soruyu sorması

      gerektiğini bile bilemez…Bayramlık hiç kırmızı ve parlak ayakkabısı

      olmamıştır….ilk emekleyip adımlar attığını gören yoktur…ama o kadar

      tatlı,güzel ve masumdur ki…Bir gün babası işe giderken güzel kızına

      sorar : Kızım sana akşama gelirken ne getireyim? Babası 4 yaşındaki güzel

      kızının şeker ya da bebek demesini beklerken o güzel kız çok masum ve

      yürekten şunu ister:”Baba akşama gelirken bacaklarımı getirir misin? Dini

      kullanıp BİZLERİ bu durumlara sokan ve geleceğimiz için endişe içinde

      bırakan AHLAK ÖZÜRLÜ sorumuluların YOK OLDUĞU bir TÜRKİYE de ENGELLİ

      VATANDAŞLARIMIZIN daha iyi şartlarda yaşaması dileklerimle

      Derleyen

      Hakan Kılıç

      (buseliğe Dokunuş)

      (Engelli Platformu) .
      __________________

      #723461
      Anonim

        Babası 4 yaşındaki güzel kızının şeker ya da bebek demesini beklerken
        o güzel kız çok masum ve yürekten şunu ister:
        “Baba akşama gelirken bacaklarımı getirir misin?

        Sukredecek o kadar cok seyimiz var ki, Tesekkurler degerli paylasimin icin seva…
        Allah gonlunuzun muradini versin insaAllah… dua ile kardesim…

        #732168
        Anonim

          DEVLETTE YAKLAŞIK 40 BİN ENGELLİ KADROSU VAR…ve AKP iktidarında şu anda sadece 5-6 bini dolu…30-35 bini boş…NEDEN?…ANLAMAK ÇOK ZOR…..Sorması bile acı ama; kadrolaşmanın korkunç boyutlarda olduğu bu günlerde ENGELLİ ve AKP li mi arıyorsunuz?…Çok acı…ve KORKUNÇ…”

          bunlarıda bilelim.

          #732189
          Anonim

            Allah razı olsun..

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.