• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #648197
    Anonim

      Yazar: Davut Şahin 01.12.2008 0496.jpg

      Daha önce millete, çarşaf geliyor korkusu yayanlar bu gün öcü gibi gördüğü çarşaflıların yakalarına kendi partisinin rozetini takıyor.
      Sosyal demokratlıkta sınıfta kalmış bir siyasi partinin bu günlerde takındığı tavrı analiz etmenin zamanıdır.

      Gerçekten CHP’nin kafasına saksı mı düştü “değişim” geçiriyor yoksa bu milletin nihayet dini hassasiyetlerini anlayıp, teslim-i silah mı ediyor?

      Nasıl ki çarsafı siyasi bir simgeye alet etmek yanlışsa, onu dönüp değişimin bir sembolü gibi sunmak da yanlış. Çünkü her iki taraf kendi emellerine alet ediyor demektir.

      Tesettürle ilgili yakın tarihte Bediüzzaman Hazretlerin çektiği sıkıntıyı hatırlatalım:

      Darülhikmeti’l-İslamiyede bulunduğu yıllar… Avrupa’dan tesettür ayeti aleyhine gelen itirazlar var.

      Bediüzzaman bunun üzerine Tesettür Risalesini kaleme alır. Ama “mahremdir” diye neşretmez.

      Sebebini şöyle açıklar: “İlerideki kanunlara temas etmemek için o Tesettür Risalesini setrettim.”

      Kaderin cilvesi ki, eser yanlışlıkla başka bir yere gönderilirken açığa çıkar. Halbuki bu risale, hem psikolojik hem sosyolojik hem biyolojik yönleriyle ilmi bir eserdir. Buna rağmen, “iki cümle” yüzünden rejim tehdit altındadır diye tutuklanır (1935).

      Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Ağustos 1935 tarihinde verdiği kararla, hukuki bir suç isnat edilmemesine rağmen, “kanaat-i vicdaniyeye” dayanarak 11 ay hapisle birlikte Kastamonu’da “mecburi ikamet” cezasına maruz kalır. Bununla birlikte 15 talebesi de altışar ay hapisle “onurlandırılır.” (Tarihçe-i Hayat, 2006 Yeni Asya Neşriyat baskısı, s. 11.)

      Dahası, tesettürle birlikte, miras hakkı ile ilgili ayetlere yaptığı yorum mahkeme tarafından “irtica fikriyle” suç unsuru olarak gösterilir.

      1935 Türkiye’sinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin adı henüz Cumhuriyet Halk Fırkasıydı.

      1927 yılında Mustafa Kemal tarafından belirlenen Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik ilkelerini tüzüğüne eklemişti. 1935’teki kurultayında daha önceki dört ilkeye M. Kemal’in kararıyla “devletçilik ve devrimcilik” ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı veee… Partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi oluverdi.

      Yani o dönemler Türkiye tek parti yönetimi tarafından yönetiliyordu. Demokrasi ve çok seslilik hayaldi.

      Düşünün: Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko’nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre’de kadınlar en temel insan haklarından biri olan seçme ve seçilme haklarından mahrumdu.

      Kuşkusuz 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, uluslararası siyasette gelişmeler, Türk siyasi tarihinde yeni oluşumları meydana getirirken, rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri de gündeme getirdi.
      Zaten, CHP çok partili seçimlerden sonra bir daha belini doğrultamadı.

      Cumhuriyet Halk Fırkası… Pardon… Cumhuriyet Halk Partisi, aradan geçen bunca zaman sonra, çarşaflı seçmenlerinin yakasına rozet takıyor.

      Demek ki, Bediüzzaman Hazretleri’ni sırf Tesettür Risalesi’nde geçen iki cümlelik sözleriyle mahkûm eden zihniyet, boşuna endişe etmemiş, bu günleri görmüş!

      GÜZEL SÖZ
      Rüyaları gerçekleştirmenin en kestirme yolu, uyanmaktır.
      (J. M. Powe)

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.