Aziz üstadımızın risalei nurda bir çok muvazene ile anlattığı bir mesele.
Meyve risalesi 5. meselede geçen kısım belki de gayr-i meşru dediğimiz, kimilerinin çıkmak,flört, kimilerinin görüşmek, kimilerinin konuşmak, kimilerinin hoşlanmak, kimilerinin sadece masumca seviyoru dediği bir durum bir hal… Fakat burada tüm bahsettiğimiz kavramlar aralarında dini ve beşeri hukuk açısından bir hukuk oluşmayan yani daha birbirine refika-i hayat olamamış kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın, insanların ve bizim durumumuz.
Hakikat-i hal böyle olunca birbirine hukuken, daha refika-i hayat olamamış insanların, belki de kur’ani olarak, belki de risalei nur müvazenelerinde ki refika-i hayat tabiri, açıklamaları içinde birbirlerini sevmeleri mümkün olmuyor…olamaz da. Çünki orada ki hakikatler bir refike, bir refika-i hayata mahsus his ve duygular. Kaldı ki bizler daha o hukuk içinde olamadık o hukuku oluşturamadık..
Biz birbirimizi Allah için seviyoruz denmesi… evet Allah için sevmek ne güzel. Fakat daha birbirine eş olamamış aralarında hukuk oluşmamış kimseler hangi kavramla ve sıfatla birbirlerini Allah için seviyorlar. Kardeş mi…? Dost mu…? Arkadaş mı?… Refika-i hayat mı diyeceğim ama daha öyle bir şey söz konusu değilken... Ya da şimdi manen kardeş gibiyiz, refika-i hayat olunca o manada seveceğiz gibi duygular mı…
Aziz üstadımızın 5. meseledeki ifadeleri, ehl-i dünya olsun olmasın, ehl-i ukba olsun olmasın…irademizle ya da irade dışı, karşılıklı cinslerimizle girmiş olduğumuz ve daha refika-i hayat olamadan adına sevda, aşk dediğimiz mevhumların ne gibi neticeler doğuracağını o kadar veciz bir ifade ile anlatıyor ki.
Meselâ, haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok ârızalarla o cüz’î lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer.
alıntı