• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #649639
    Anonim
      Onun adına hizmet diyen elbet kendisine hizmet payesinden fazlasını uygun bulmamıştır.İşte bu gelen , hizmetin sahibinin aciz bir hizmetçisinin kalbine fısıldadığı fısıltılardır.Şiir gibidir , fakat şiir değiller.Kalbe öyle geldi, dokunulmadı…

      Benim fidanlarım vardı
      Karşıki bayıra gömülmüş yiğidin mezarı başında diktiğim.
      Benim fidanlarım vardı
      Hayallerimi dallarına astığım,
      Yapraklarını gözyaşı olmuş dualarımla suladığım fidanlarım vardı.
      Çölü bahara çevirmeye kararlı söğütlerim ,
      Gökten rahmet yağmuru çekip indirme azminde
      Meyveleri yıldızlar,
      Yaprakları göktaşları fidanlarım vardı.
      Şeytanlar taşlamak için sonbaharları
      Benim semama göktaşları yağardı.
      Ve bir şarkım vardı fidanlarıma söylediğim…
      Kalkarmı ki yiğidim şu uykudan?
      Ve şarkımda hayat vardı, ümit vardı , hasret vardı,
      Anlattığım masallarım vardı.
      Onları , yanına diktiğim yiğidin destanları,
      Mazinin derelerinde kahramanlarım vardı.
      Benim fidanlarım vardı.Ben fidanlarımda vardım.
      Fidanlarım vardı ya…
      Kurumuş fidanlar kurumuş ağaçlar arasında
      Yemyeşil fidanlarım,
      Bugünkü fidanlar kadar yarın da ağaçlarım vardı.
      Dalları altında milletlerin serinlediği,
      Koca söğütlerim vardı.
      Ve ben böyle sevdim fidanlarımı
      Onların üzerine titredim,
      Onların yarını üzerime titredi.
      Gölge oldum onlara yakıcı çöl sıcaklarında
      Yarınları neslime gölge yaptım.
      Suladım onları aşkla, şefkatle, hasretle…
      Yarınları ; semadan aşkı şefkati çekti, aldı
      Geriye bir hasret kaldı
      Ve ben hasreti sevdim…
      Dediler:” Zaman sarrafı talipmiş fidanlarıma”
      Dediler : ” ormanlarmış ücreti, kavuşmakmış, hasretten kurtulmakmış”
      “Bayırdaki mezardan, yiğidim yeniden uyanmakmış”
      Ve bana bunları görmek varmış!
      Demek anlaşılmamak varmış
      Demek hey gidi günler demek varmış
      Hasrete hasret duymak varmış!
      Anlaşılmamak varmış ki;
      Ben hasreti sevdim çilemi sevdim
      Fidan değil orman değil benim derdim!
      Ben gözyaşlarıyla fidanlar yaşatmayı sevdim.
      Suyu değil… sulamayı sevdim.
      Kavuşmayı değil… Koşuşmayı sevdim.
      Ve ben bunu ağabeylerimden öğrendim.
      Evet ; benim ağabeylerim vardı
      Beni anlayanlarım vardı, hasreti sevenlerim vardı
      Dertleri dertlerime
      Dertlerim dertlerine karışmış benim ağabeylerim vardı
      Kavuşmaktan geçmiş koşuşturanlarım vardı
      Fidanlara su taşıyanlarım
      Fidanları suya taşıyanlarım vardı
      Derdi hayat bilip yaşayanlarım vardı.
      Kuru dallar arasında yeşillik arayanlarım vardı.
      Hayat verenlerim vardı, hayatlarını verenlerim vardı.
      Benim ağabeylerim vardı
      Ve ben ağabeylerimde vardım.
      “Ehlime Allah ve resulunu bıraktım ” diyen Ebubekirlerim
      “Bir bu kadarını bıraktım” diyen Ömerlerim vardı.
      Adı vermekle bir anılan ağabeylerim vardı.
      “Fidanlar ağaç olmadan verenle sonra veren bir değil” deyip vermekte
      yarışanlarım vardı
      Benim Karunlarım yoktu
      Kendisiyle birlikte herşeyini veren Harunlarım vardı.
      Ve ondandır, mutlu yarınlarım vardı.
      Boynum bükük , “fidanlar derdine ağladığım gün ”
      Sırt sıvazlayacak abilerim vardı.
      Kutup yıldızlarım vardı.
      “Siz koşmanıza bakın, arkanızda biz varız” diye
      Yılda bir kaç kez ve daha fazla ışıldayan
      Benim ahiretler aydınlatan güneşlerim vardı.
      Karanlık kovalayıcılarım vardı
      Konuşunca destan yazanlarım vardı
      İNSANLAR ARASINDA İNSANLARDAN BİR İNSAN OLANLARIM vardı
      Benim ağabeylerim vardı.
      Benim ağabeylerimle paylaşacak bir hasretim vardı.
      Aynı güzele vurulmuş yedi genç, yedi bin genç,
      Kendi genç, kalbi genç, aşkı taze, hasreti genç
      Ağabeylerim vardı.
      Ve ondandır ben vardım, umutlarım vardı.
      Ve kalbinde kıpırdayan bir hayal gibi
      Bandıkça susatan bal gibi
      Yudum yudum, nefes nefes içime çektiğim
      Gelecekten haberlerim vardı.
      Hiçbirşeyim kalmadığında, kimseler kimsesiz kaldığında
      Benim ağabeylerim vardı.
      Yok demek kalplerimize ağır gelip
      Parmaklarımızı kırarcasına yumruklarımızı sıkıp
      Şehadet parmaklarımızı ısırdığımızda
      YOK diye gelen ses boğazlarımızda düğümlendiği günler,Varolan ağabeylerim vardı.
      Kendi varlıklarıyla yoku varedenlerim vardı.
      Fidanlarıma “benim” diyenlerim vardı.
      Her çağrıya koşanlarım,
      Her koşmaya çağıranlarım vardı.
      Alanlarım, verenlerim, isteyenlerim vardı.
      GÜLENlerim ağlayanlarım sevenlerim vardı.
      Benim … Benim ağabeylerim vardı.
      İşte “DERDİ SEVMEYİ” ben bu ağabeylerden öğrendim
      Her dertliye ağabeylik yapan
      Ağalardan beylerden öğrendim
      Ondandır arkadaşım:
      Bana fidanlardan bahset; Ağaçları sahibinden sor!
      Bana sulamaktan bahset; suyu gönderenden bil!
      Bana koşuşmaktan anlat; Kavuşmayı Allahtan bil!
      Ve ne olur!Bana “derdin bittiği günden ” bahsetme
      Çünkü ben derdimi sevdim.
      Derdimi dert edenleri sevdim.
      Ağabeylerimi sevdim.
      AĞABEYLERİMİ SEVDİM.

      İ.SADRİ

      http://www.nurtube.com/view/147/ibra…bilerim-vardi/

      #730611
      Anonim

        Hasrete hasret duymak varmış!
        Anlaşılmamak varmış ki;

        Ben hasreti sevdim çilemi sevdim
        Fidan değil orman değil benim derdim!
        Ben gözyaşlarıyla fidanlar yaşatmayı sevdim.
        Suyu değil… sulamayı sevdim.
        Kavuşmayı değil… Koşuşmayı sevdim.
        Ve ben bunu ağabeylerimden öğrendim.

        bende ablalarımdan öğrendim 🙂

        teşekkürler leylicanım…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.