• Bu konu 4 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #649967
    Anonim

      Risale-i Nur’daki kuvvetli tesiratın sırrı nedir acaba? Her kesimden insanı etkiliyor ve cezbediyor, insanları kendine hayran bıraktırıyor?..

      #731756
      Anonim

        Kur’ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?” gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat’î bir şekilde, çekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

        Asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir… Aklı ve kalbi tatmin eder… Kur’an-ı Kerim’in yirminci asırdaki -lâfzî değil- manevî tefsiri…
        İsbat ediyor!.. Akla gelen bütün istifhamları… Zerreden Güneşe kadar îman mertebelerini… Vahdaniyet-i İlâhiyyeyi… Nübüvvetin hakikatını…
        İsbat ediyor!.. Arz ve Semavatın tabakatından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatından, Haşir ve Âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar… Akla gelen ve gelmeyen bütün imanî meseleleri en kat’î delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor…

        #731757
        Anonim

          Bediüzzaman Said Nursî’nin cihanşümûl Kur’ân ve iman ve İslâmiyet hizmetindeki müstesna muvaffakıyet ve zaferinin ve Risale-i Nur’daki kuvvetli tesiratın sırrı: Kendisinin ihlâs-ı etemmi kazanmış olmasıdır. Yâni, yalnız ve yalnız Rıza-yı İlâhîyi esas maksad edinmiştir. Bu hususta: “Mesleğimizin esası, âzamî ihlâs ve terk-i enaniyettir. İhlâslı bir dirhem amel, ihlâssız yüz batman amele müreccahtır. İnsanların maddî mânevî hediyelerinden, hürmet ve teveccüh-ü âmmeden, şöhretten şiddetle kaçıyorum.” der. Ziyaretçi kabul etmemesinin bir hikmeti de bu sır olsa gerek. Hem ihlasa verdiği gayet fazla ehemmiyet, yüz otuz parça eserinden yalnız “İhlâs Risalesi”nin başına, “Lâakal her onbeş günde bir defa okunmalıdır” kaydını koymasından da anlaşılıyor. “Büyük Mahkeme Müdafaatı” kitabında: “Risale-i Nur, değil dünyaya, kâinata da âlet edilemez; gayemiz, Rıza-yı İlâhîdir.” demiştir.

          Tarihçe-i Hayat

          #731759
          Anonim

            Evvela sorunuza geçmeden önce hoş geldiniz demek isterim bununla beraber kullanıcı adınız ve resminiz tam muvafık olmuş ve sorunuz ile üçü bir arada olmuşsunuz 😉

            Ehl-i Takva;103633 wrote:
            Risale-i Nur’daki kuvvetli tesiratın sırrı nedir acaba? Her kesimden insanı etkiliyor ve cezbediyor, insanları kendine hayran bıraktırıyor?..

            Ustad Bediüzzaman Risale-i nurun bir çok yerinde nurlar benim malım değildir ancak ben sebeb kılınmışım demekde ve Risale-i nurun Kuranın malı olduğunu ve Ondan ders aldığını vurgulamakta. Bizlerde Risale-i Nurları okudukca Ustadımızın bu sözlerini daha iyi anlıyoruz. Hem şayet öylede değil mi : Belagat ile uğraşan bir kavme belagatta üstünlüğü göstermek için Kuranın belagatını öne cıkarıyor, ve bulagatı duyan mekke müşrikleri dahi belgatından kendilerini alamayıp iman etmedikleri halde o belagata secde etmemişler miydi ? Hatta bazen Risale-i Nuru okuduğum vakitler öyle zamanlar oluyorki belgatından kendimi alamayıp uzun bir süre okuduğum olmuşdur..

            Şu hikayeciği aktarmadan edemiyeceğim :

            Stajyer bir avukat, Eskişehir hapsindeki çalışması sırasında Bedîüzzaman’la görüşür ve “Takip ettiğim kadarıyla sizde herhangi harika bir hal görmedim. Eğer gerçekten varsa, bana da gösterir misiniz? Meselâ elinizdeki tesbihi yürütebilir misiniz?” der. Bunun üzerine Bedîüzzaman Hazretleri tebessüm eder ve şu hikâyeyi anlatır:

            “Bir adamın çok sevdiği bir çocuğu varmış. Ona çok değerli bir hediye almak için kuyumcu dükkânına götürmüş. “Elmas ve mücevherlerden hangisini istersen sana alayım.’ demiş. Kuyumcu, dükkânının daha cazip olmasını temin için dükkânın tavanına çeşitli renkte balonlar asmış. Çocuk dükkâna girince gözü balonlara takılmış ve “Baba ben bu balonlardan istiyorum’ deyince, babası “Oğlum ben sana daha kıymetli mücevherlerden almak istiyorum’ dediyse de çocuk “Hayır ben balon istiyorum’ diyerek ağlamaya başlamış.”

            Bedîüzzaman bu hikâyeyi anlattıktan sonra avukata dönüp;

            “Ben Kur’â’nın mücevherat dükkânının dellâlıyım, bekçisiyim. Ben baloncu değilim. Benim dükkânımda, benim pazarımda Kur-ân’ın ölümsüz elmasları var. Ben onları satıyorum, balon satmıyorum” diyerek Kur-ânî davasının hakikatini bir hikâyecikle anlatmış olur…”

            #731782
            Anonim
              Sade ve Sadece;103644 wrote:
              Evvela sorunuza geçmeden önce hoş geldiniz demek isterim bununla beraber kullanıcı adınız ve resminiz tam muvafık olmuş ve sorunuz ile üçü bir arada olmuşsunuz 😉

              Ustad Bediüzzaman Risale-i nurun bir çok yerinde nurlar benim malım değildir ancak ben sebeb kılınmışım demekde ve Risale-i nurun Kuranın malı olduğunu ve Ondan ders aldığını vurgulamakta. Bizlerde Risale-i Nurları okudukca Ustadımızın bu sözlerini daha iyi anlıyoruz. Hem şayet öylede değil mi : Belagat ile uğraşan bir kavme belagatta üstünlüğü göstermek için Kuranın belagatını öne cıkarıyor, ve bulagatı duyan mekke müşrikleri dahi belgatından kendilerini alamayıp iman etmedikleri halde o belagata secde etmemişler miydi ? Hatta bazen Risale-i Nuru okuduğum vakitler öyle zamanlar oluyorki belgatından kendimi alamayıp uzun bir süre okuduğum olmuşdur..

              Şu hikayeciği aktarmadan edemiyeceğim :

              Stajyer bir avukat, Eskişehir hapsindeki çalışması sırasında Bedîüzzaman’la görüşür ve “Takip ettiğim kadarıyla sizde herhangi harika bir hal görmedim. Eğer gerçekten varsa, bana da gösterir misiniz? Meselâ elinizdeki tesbihi yürütebilir misiniz?” der. Bunun üzerine Bedîüzzaman Hazretleri tebessüm eder ve şu hikâyeyi anlatır:

              “Bir adamın çok sevdiği bir çocuğu varmış. Ona çok değerli bir hediye almak için kuyumcu dükkânına götürmüş. “Elmas ve mücevherlerden hangisini istersen sana alayım.’ demiş. Kuyumcu, dükkânının daha cazip olmasını temin için dükkânın tavanına çeşitli renkte balonlar asmış. Çocuk dükkâna girince gözü balonlara takılmış ve “Baba ben bu balonlardan istiyorum’ deyince, babası “Oğlum ben sana daha kıymetli mücevherlerden almak istiyorum’ dediyse de çocuk “Hayır ben balon istiyorum’ diyerek ağlamaya başlamış.”

              Bedîüzzaman bu hikâyeyi anlattıktan sonra avukata dönüp;

              “Ben Kur’â’nın mücevherat dükkânının dellâlıyım, bekçisiyim. Ben baloncu değilim. Benim dükkânımda, benim pazarımda Kur-ân’ın ölümsüz elmasları var. Ben onları satıyorum, balon satmıyorum” diyerek Kur-ânî davasının hakikatini bir hikâyecikle anlatmış olur…”

              Hoş buldum.Sağolun.Allah razı olsun.Çok hüsn-ü zan sahibisiniz..:)

              #738767
              Anonim
                19491vg8.jpg

                Bir zat, Bediuzzaman hazretlerinin yanına giderken
                içinden söyle düşünür: Bu adama büyük hoca diyorlar.
                Gideyim yanına da bakalım bana ne keramet gösterecek?
                der. Ve yanına gider.
                Bediuzzaman, bu zata sadece Risale-i Nur hizmetini ve
                mahiyetini anlatır ve sonrasinda şunları söyler:
                “Kardeşim, bir çocuk babasıyla birlikte bir mücevher
                dükkanına gitmiş. Babası ona en güzel mücevherlerden
                almak istiyormuş. Fakat çocuk mücevherlerle
                ilgilenmiyor tavandaki süsler ve balonlarla
                ilgileniyor, ‘ben balon isterim’ diyormuş. İşte
                kardeşim bu Kur’an hakikatlari mücevherlerdir. Diğer
                keramet turu şeyler de balonlar gibidir.” Ve ilave
                etmiş: “Ben baloncu değilim kardeşim.”
                ** SELAM OLSUN MANA BÜYÜKLERİMİZİN CÜMLESİNE **
              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.