- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Mart 2009: 12:15 #650779
Anonim
Arnavutluk’ta gezerken dağ, tepe ve orman fark etmiyor; her tarafta büyüklü küçüklü, tosbağaya benzer mantar gibi her yanı sarmış bunker denilen koruganları görüyorsunuz. Ülkede bunlardan 800 bin tane varmış. Yani bütün ailelere yetecek kadar yaptırılmış. Dağların içleri cephanelik dolu…
Bunkerleri parçalayıp temizlemek ve içlerindeki çelikleri çıkarıp almak çok masraflı olduğu için, onlara şimdilik dokunmuyorlar ama cephaneleri alıp demirlerini eriterek kullanmak istiyorlar. Geçen sene top mermilerinin barutlarını ayırıp demirlerini çıkarmak isterken büyük bir patlama oldu ve 33 kişi öldü…
Bu güzel ülke tam bağımsızlığına kavuştu derken bir de banker fâciası ile sarsıldı. Kur’an-ı Kerim, faize yenik düşmüş toplumları sara hastalığına müptelâ olmuş bir vücuda benzetmektedir: “Fâiz yiyenler, tıpkı şeytanın çarptığı kimsenin uykudan kalktığı gibi kalkarlar. Bu onların, ‘Alışveriş de faiz gibidir.’ demelerindendir. Halbuki Allah, alışverişi mubah, faizi ise haram kılmıştır.” (Bakara Sûresi, 275)
O günleri anlatırken İngilizce öğretmeni Hüseyin Bey şunları söylüyor: “Bankerler insanların paralarına çok câzip fâizler veriyor ve bütün paraları topluyorlar. Kısa bir zaman sonra da ortadan kayboluyorlar. Halk mitingler düzenleyip hükümetten paralarını ve bankerlerin yakalanıp cezalandırılmasını istiyor. Mitingler bütün şehirlere yayılıp hükümetin istifası istenmeye başlıyor. Sonra karakollar basılıp silahlara el konuluyor. Şehirlerde anarşi kol geziyor. Asker ve polis üniformayı çıkarmak zorunda kalıyor. Yedi sekiz yaşındaki çocukların elinde bile silahlar görülüyor. Bu ortamda bazıları eski hasımlıkların ve kan davalarının hesabını bile görmeye kalkışıyor. Bütün dünya Arnavutluk’taki kargaşayı görüşür oluyor. Okullar, resmî daireler, işyerleri, depolar, fabrikalar, limanlar yağmalanıyor. Yabancılar ülkeyi terk ediyor. Ama Türk okullarının fedâkar ve cefakâr öğretmenleri yerlerinden asla ayrılmıyorlar. Halbuki öğrenci velileri “Aman dikkat edin, okulu basacaklar!” diye her gün ayrı ayrı haberler göndermekte; Türkiye’deki aileler “Aman evladım, bir an önce geri dönün!” diye baskı yapmaktadırlar. Ama onlar dönmek için gelmediklerinden mevzilerini terk etmeye hiç niyetli değiller. Bazı barlardan sarhoşlar okul binalarına ateş açsalar da önem vermezler… Bir akşam silahlı gençlerden bir grup okulun önüne gelirler. Arabalarını park edip berberde iki tanesi tıraş olurlar. Birisi, okulun bekçisine yaklaşıp okulu bombalayacağını söyler. Bekçi de önce bunun bir şaka olduğunu sanıp güler. Bu sefer bekçiye bağırmaya başlayınca bekçi işin ciddiyetini anlar. Birkaç dakika sonra arabadakilerden birisi bekçiyle konuşana elindeki el bombasını göstererek “Açtım, kapanmıyor!” der. O da “Ver şunu!” diyerek kızar. Tam o anda bomba onun elinde patlar ve feci şekilde ölür, öbürü de ağır yaralanır. Sonra hastanede o da ölür… Biz patlama sesini duyduğumuzda, ses gelen yere baktık, dört veya beş kat yükseklikten, beyaz bir toz bulutunun yere doğru düştüğünü gördük.” Halbuki bazı yerlerde öğrenci velileri ve halktan bazı insanlar okulların önünde nöbet tutmuş, “Siz bizim çocuklarımız için fedâkârlık yapıyorsunuz; biz de sizi korumak mecburiyetindeyiz.” demişlerdir. Şu anda artık o günler geride kalmış. Ülke kalkınma hamlesinde… Türk okullarından mezun olanlar, meslek ve iş sahibi olmuşlar ve kendi okullarının mütevelli heyetlerini oluşturuyorlar. Öğrendikleri şekilde fedâkârca gayret göstermeye çalışıyorlar. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.