• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651179
    Anonim

      Mümkün olabildiğince kimseden karşılıksız yemek ve hediye gibi şeyler almayan ve alamayan Üstad Bediüzzaman, hatır kıramayıp verilen hediyeyi geri çeviremediği durumlarda, bir başka metod uyguluyor: Gelen hediye ve yiyecekleri yine başkasına teberrüken dağıtıyor.
      Duruma göre böyle bir usûl dairesinde hareket ettiğini, hem bazı hatıra notlarından, hem de kendi ifadelerinden anlıyoruz.
      İşte, Emirdağ Lâhikası’nda yer alan bir mektuptaki ifadeler:
      “Salisen: Nur’un demirbaş kâtibi ve şakirdi Kâtip Osman’ın Risale-i Nur bahçesinden gönderdiği yaş üzüm teberrükünü ve Medresetü’z-Zehranın çok ehemmiyetli bir şubesi ve bir merkezi olan Sava’nın (Isparta) gayet mübarek teberrüklerini, kaideme muhalif olarak o­nların hatırı için kabul ettim. Ve kime yedirsem de, o­nların hayrı olarak yedireceğim. (Emirdağ Lâhikası-II, s. 300)

      #735200
      Anonim

        Bu gerçeği doğrulayan bir hatırayı da, bizzat kendimiz dinleyip tesbit ettik.
        “Sason isyanı” sebebiyle 1937 senesinde Kastamonu’ya sürgün edilen ve orada yedi yıl Üstad Bediüzzaman’la komşuluk yapan hamal Ahmet Atak Efendi ile birkaç kez görüşüp hatıralarını not ettik.
        Bir defasında, kendisine gelen karpuz hediyesini geri çeviremeyen Üstad’ın, aylar sonra o karpuzu getiren kişiye ve misafirlerine nasıl yedirdiğini anlattı.
        Hadisenin özeti şudur: Aynı yıllarda Kastamonu’ya yine sürgün olarak gelen Kurtalanlı ağalardan Yusuf Toprak, Üstad’a mevsimin ilk karpuzlarından alıp hediye etmek ister.
        Ne var ki, o­nun ağalık servetine haram para karışmış olması ihtimaline binaen, orada hamallıkla geçinen Ahmet Efendiden 50 kuruş borç alarak, yani alınteriyle kazanılmış o helâl parayla gidip iki adet Adana karpuzlarından alıp getirir.
        Yusuf Ağayı elinde karpuzla odasının kapısında gören Üstad, o­nun içeri girmesine izin vermez. Sert ve hiddetli bakışlarla o­nu kapıda durdurarak şöyle seslenir: “Yusuf Ağa, sen benim 70 yıllık âdetimi bozmak mı istiyorsun?”
        Ağa, kapıda heykel gibi dikilip kalır. Ne ileri, ne de geri gidemez.
        Üstad ise, sağ elini iki kaşının arasına götürür, başını eğer ve bir süre mütalaa eder.
        Sonra, başını kaldırır ve ağaya şunu söyler: “Yusuf Ağa! Seni o karpuzlarla birlikte geri gönderecektim. Fakat, o­nları yanındaki şu muhacir hamalın parasıyla aldığından, o­nun hatırına ve kalbi kırılmasın diye kabul ediyorum.”
        O anda, Yusuf Ağanın dermanı biter, dizlerinin bağı çözülür. Orada daha fazla dayanamaz ve karpuzları yere bıraktığı gibi, gerisin geriye kaçarcasına gider.
        Aylar sonra, birkaç misafiriyle birlikte Üstad’ın ziyaretine gelen Yusuf Ağanın önüne, arka odada muhafaza edilen aynı karpuzlar kesilip konur.
        Ağa ise, misafirlerle birlikte hiç bozulmamış o karpuzları ancak afiyetle yedikten sonra gerçeği öğrenir.
        Üstad, o­na şu hatırlatmada bulunur: “Yusuf Ağa! Ben sana demedim mi, kimsenin hediyesini karşılıksız almıyorum, alamıyorum, yiyemiyorum diye…”

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.