• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651247
    Anonim

      Eski TBMM Başkanı ve şimdi Manisa milletvekili olan Bülent Arınç, Van’da yaptığı bir açıklamayla kamuoyu gündemini yine tayin etti. yorum1.jpg
      Arınç, kamuoyuna mal olan eski generallerin cunta ve darbe kokan, her türlü muhakeme ve terbiyeyle telif edilemeyecek konuşmalarına atfen “iyi ki, bu komuta heyeti zamanında bir savaşa girmemişiz, askerlik dışında her şeyle meşgul olan bu heyet savaşı yönetemezdi” mealinde sözler sarf etti. Arınç’ın ifadesi, toplum vicdanını temsil eden ve orduyla bu emekli generalleri ayıran üslubuyla takdire şayan siyasi bir çıkıştı. Ancak TSK adına açıklama yapan Genelkurmay Genel Sekreteri General Metin Gürak bu siyasi açıklamaya, kurum adına siyasi sayılabilecek bir cevap verdi. Üstelik TBMM Başkanlığı yapmış bir milletvekili hakkında şu üslupla konuşabildi: “Aslında bu tip kişilerin önyargılı, saptırıcı düşünce ve ifadeleri üzerinde fazla durulmasına da gerek yok. Çünkü bu tip konuşmalar hiçbir zaman doğruları değiştirmez. Ancak bu konuşmalarda önemli bir husus var, o da Hukuk Fakültesi mezunu bir kişinin yargı kararı olmadan hiçbir kimseyi suçlamaya, dolaylı olarak da bir kurumu hedef almaya hakkı ve yetkisi olmadığını hâlâ anlayamamış olmasıdır.”
      Bu açıklama, ordunun bir süredir gözetmeye çalıştığı siyaset dışı tavırla bağdaşmıyor. Üstelik ordunun tek önceliği, sanki sanık durumuna düşmüş emekli birtakım generalleri savunmakmış gibi yanlış bir kanaat uyandırıyor. Bahsi geçen emekli generallerin içinde komutanları hakkında değil disiplin, basit adab-ı muaşeret kurallarıyla bağdaşmayan sözleri sarf etmiş isimler var. Hatta komutanlarını ve hükümeti dinletmiş olduğu iddia edilenler var. Aslında bu bakımdan, Arınç’ın açıklaması, ordu disiplin ve askerlik mesleğiyle bağdaşmayan emekli askerlerin eleştirilmesi olarak bilhassa ordu tarafından memnuniyetle karşılanmalıdır. Şimdi, generalin bu açıklamasını bir yana bırakarak, Bülent Arınç’ın siyasi misyonuna bakalım.
      3 Kasım 2002 seçimlerinden 22 Temmuz seçimlerine kadar geçen sürede AK Parti’nin kazandığı başarıda hakkı teslim edilmesi gereken siyasi aktörlerden birisi Bülent Arınç’tır. Bu dönemde kritik dönemlerde daima siyasi, sivil ve demokratik bir perspektifi kaybetmeyen Arınç, bu çıkışlarıyla AK Parti’nin Anavatan Partisi’ne veya DYP’ye benzemesini engellemiştir.
      Daha AK Parti kurulmadan, Fazilet Partisi içinde Yenilikçilerin liderlerinden biri olarak ortaya çıkan ve Abdullah Gül’ün lehine genel başkanlık adaylığından çekilen Arınç’ın, bu dönemden itibaren hareketin gelişiminde oynadığı mühim rol teslim ediliyor. Mamafih bilhassa AK Parti’nin iktidara gelişinden sonra, TBMM Başkanlık seçimlerinde Vecdi Gönül karşısında aday olmasıyla AK Parti’nin dış baskılar yüzünden merkez sağ politikacılara teslim olmayan ana gövdesinin hissiyatını ifade eden Arınç, bu yüzden AK Parti’yi istedikleri kıvama getiremeyenlerin boy hedefi haline getirildi. Arınç’ın Gönül’ün adaylığını kabul etmeyerek karşısına çıkması ve Gönül’e ciddi fark atarak TBMM Başkanlığı’na seçilmesi, AK Parti grubunun da bu yönlendirmeyi kabul etmeyeceğini göstermesi bakımından dramatik bir kilometre taşıdır. Arınç, TBMM başkanı olduktan sonra, bu tavrı adeta misyonu haline getirmiştir. Bu meyanda AK Parti’yi askerî-sivil bürokrasinin vesayetini veya en azından ortaklığını kabul etmeye zorlayan büyük basın, CHP ve bürokrasinin Bülent Arınç’a yönelik ağır eleştirileri hatta hakaretleri anlaşılabilir. Ne yazık ki, işin arkasındaki bu dinamiği görmeyen veyahut da görmek istemeyen sivil ve demokrat kesimden bazı isimler de, zaman zaman Arınç’a yönelik haksız eleştirilere katıldılar. Elbette bu süreç zarfında Arınç da eleştirilecek şeyler yaptı. Mesela, daha yumuşak söylenebilecek şeyleri haddinden fazla sert söyledi. Kendisine yönelik ağır eleştiriler karşısında bazen kendini kontrol edemedi.
      Arınç’a yönelik eleştirilerin arttığı üç mühim hadiseyi zikretmek, Arınç’ın hakkını Arınç’a teslim etmek için elzemdir. İlk hadisede 1 Mart Tezkeresi’nde muhalif tavrını açıklayan Arınç, tezkerenin reddedilmesi ve bu şekilde Türkiye’nin ve AK Parti’nin Irak ve militarizm batağına saplanmasının engellenmesinde kayda değer bir rol oynamıştır.
      İkinci hadisede, Harp Akademileri’nde laiklik için din ve vicdan hürriyetinin sınırlanabileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Sezer karşısında din ve vicdan hürriyetini savunarak, gerekirse laiklik yeniden tanımlanmalıdır, demiştir. Arınç’ın bu çıkışının sanki Sezer’e bir cevap değil de, durup dururken karışıklık çıkarmayan isteyen bir dengesizlikmiş gibi takdim edilmesi, büyük basının büyük çarpıtmalarından biri olarak tarihe geçecektir.
      Üçüncü hadisede, AK Parti’nin cumhurbaşkanı seçimleri sürecinde askerî bürokrasinin kabul edebileceği bir aday çıkarma teşebbüsünün engellenmesinde ve Abdullah Gül’ün adaylığında karar kılınmasında Arınç’ın dirayetli tavrı da ciddi bir katkı yapmıştır. Arınç’ın son tahlilde, AK Parti’nin kimliğini kaybederek asker-sivil bürokrasinin vesayetini kabul eden ve kısa zamanda ufalanan bir partiye dönüşmesinin engellenmesinde başarısı ve merkeze hapsedilmek istenen siyaseti merkezden kurtaran çıkışları artık tarihe mal olmuştur. Arınç’ın Van konuşması, bu meyanda 29 Mart 2009 seçimleri öncesinde AK Parti’yi çaresizlik sendromuna ve iktidarsızlığa mahkum etmek isteyenlere karşı, fevkalade isabetli bir siyasi hamledir. Tepkiler, konuşmanın hedefine ulaştığını gösteriyor.
      Bülent Arınç Genelkurmay Genel Sekreteri’nin kendisi hakkındaki siyasi açıklamasına, çok ser bir cevap verdi. Cevabın bir kısmı şöyle: “Bu ülkenin ordusunun görevleri bellidir. Kime karşı sorumlu oldukları bellidir. Biz sivil yönetim içindeyiz. Biz askeri vesayet altında bir ülke değiliz. Demokratik bir ülkeyiz. Sivilleri azarlamak ve sivillerin üzerinde demoklesin kılıcı gibi durmak olmaz. TSK tertemiz çocuklardan oluşmaktadır. Onun için kimsenin bu kurumu yıpratmaya hakkı yoktur.”
      Siyasi açıklama yapanları üniformalarını çıkarmaya davet eden Arınç, darbecilerin elbette soruşturulacağını söylerken, bir siyasetçi ve sivil olarak geri adım atmak şöyle dursun ilk açıklamasından daha ileri şeyler söyledi. Durumun bu hale gelmesi bile, Genelkurmay’ın açıklamasının yanlışlığını gösteriyor. Ordunun demokrasi, sivil yönetim ve sözde değil özde hukuk devleti sınırlarına riayet etmedikçe benzer eleştirilerle karşılaşması kaçınılmazdır.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.