• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651295
    Anonim

      Her Müslüman bu dünya hayatında günahlardan çok sakınmalı, Rabbimizi razı etmenin yollarını birlikte aramalıdır. Hemen herkes nelerin günah nelerin sevap olduğunu gayet iyi bilmektedir. Ancak, çare bunları ciddiye alıp, hayatımıza düzen vermekte yatmaktadır.

      Genel olarak insan başkalarının günah ve ayıplarını arayıp görmede çok istekli olup, iş kendine geldiğinde nefsin avukatlığına soyunmaktadır.

      GÜNAHLARIN MAHİYETİ

      Günahların adım, adım bizi nasıl küfre, felâkete doğru götürdüğünü Bediüzzaman hazretlerinin Mesnevi’sinden öğrendikçe ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini anlarız; “İ’lem eyyühe’l-aziz! Mâsiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır.

      1- Çünkü, o mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder,

      2- Sonra ona âşık ve müptelâ olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir.

      3-Sonra o mâsiyetinin ikaba mûcip olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar.

      4- En nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü’l-ikabı inkâra sebep olur.

      5- Ve keza, mâsiyete terettüp eden hacâletten dolayı, o mâsiyetin mâsiyet olmadığını iddia etmekle, o mâsiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder.

      6-Hattâ şiddet-i hacâletten, yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder.

      7- Şayet yevm-i hesabı nefyeden ednâ bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir burhan addeder. En nihayet nedâmet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur, gider. El-iyâzü Billâh!(RNK: 1329)

      Bu metni okuyunca mahiyeti anlaşılan ve manevi dünyamızı sinsice yok etmeye çalışan günahlarımızın bize nasıl yaklaştığını da görmeliyiz;

      GÜNAHLARINI SAKIN KÜÇÜK GÖRME !

      “Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur. (age:1326)

      Evet kardeşlerim, insan günahlarını küçük görmemelidir. Hesabımız dehşetlidir. Ciddiyetimize göre ceza ve mükâfatımız olacaktır. Bakınız Lasiyyemalar’da nelere dikkat çekiliyor;

      “Ve keza O Sultan’ın (CC);

      Emir ve nehiylerini kıymetsiz görüp;

      -Îman ile imtisal etmeyenler,

      -İbadetle kendilerini sevdirmeyenler,

      -Şükran ile hürmette bulunmayanlar için,

      RUBUBİYETİN EBEDÎ KARARGÂHINDA, ELBETTE, Bir dar-ı mükâfat(cennet) ve mücazat(cehennem)OLACAKTIR.”(age:1292)

      Bu ifadeler bizi titretmeli ve daima uyanık tutmalıdır. İçinde bulunduğumuz asrın medeniyetinin faydalı kısımlarını bırakıp, sefahatine de dalmamalıyız;

      MEDENİYET-İ SEFİHE

      “ İ’lem eyyühe’l-aziz! Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefiheyle gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır.

      Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır.

      Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır Bunların kapatılması, ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur. (Age:1328)

      “İ’lem eyyühe’l-aziz!

      Fısk çamuruyla mülevves olan medeniyet, insanları da o çamurla telvis ediyor. Ezcümle: Riyâya şan ve şeref namını vermiş; insanları da o pis ahlâka sevk ediyor. Hakikaten insanlar o riyâya öyle alışmışlar ki, şahıslara yaptıkları gibi, milletlere, hattâ unsurlara bile yapıyorlar.

      Gazeteleri o riyâya dellâl, tarihleri de alkışçı yapmışlardır. Bu yüzden şahsî hayatlar “hamiyet-i cahiliye” ünvanı altında unsurî hayatlara fedâ edilmektedir.1342

      Gençliğimiz de, dikkat edilmez ve iyi kullanılmaz ise bize verilmiş büyük bir nîmet iken, duygularımızın galeyanda olduğu bir dönemde olduğu için, aklımızı dinlemez bizi felâkete sürükleyebilir. Bediüzzaman hazretlerinin bu konudaki ifadeleri de bizim için çok dikkat çekicidir;

      GENÇLİK ÇAĞIMIZ

      “İ’lem eyyühe’l-aziz!

      Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuştu. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım” mealinde olan şiirin şümulüne dahilim. Çünkü gençliğimde en yüksek bir intibah şahikasına çıktığımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah, intibah değilmiş. Ancak, uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaretmiş. Binaenaleyh, medenîlerin iftiharla dem vurdukları tenevvür-ü intibahları, benim gençlik zamanımdaki intibah kabilinden olsa gerektir.

      Onların misali, rüyasında güya uyanıp, rüyasını halka hikâye eden nâim meselidir.

      Halbuki, rüyasında onun o intibahı uykunun hafif perdesinden derin ve kalın bir perdeye intikal ettiğine işarettir. Böyle bir nâim ölü gibidir; yarı buçuk uykuda bulunan insanları nasıl ikaz edebilir?

      Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz. (Age: 1329)

      Dünya hayatının gerçek yüzü bilinmezse yine büyük bir tehlike var demektir. Öyle ise işi ehlinden dinleyelim;

      DÜNYA HAYATI

      1. Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.

      2. Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

      3. Seni intizar etmekte ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.

      4. Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabirle dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyleyse, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et.

      Fesübhanallah, Cenab-ı Hakkın insanlara fazl ve keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile insandan satın alır, ibka ve himaye eder. Eğer insan o malı temellük edip Allah’a satmazsa, büyük bir belâya düşer. Çünkü o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki kudreti taahhüde kâfi gelmiyor. Çünkü, arkasına alırsa, beli kırılır, eliyle tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccânen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır. (Age:1329)

      DÜNYANIN SEFAHATİNİ TERK ETMEK

      “İ’lem eyyühe’l-aziz! Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet mâkûse olursa, kaziye de mâkûse olur. (Age:1342)

      Bütün hedefimiz Rabbimizin rızasını kazanmak olmalıdır;

      HALIKIMIZI RAZI ETMEK

      “İ’lem eyyühe’l-aziz!

      Ey nefis! Eğer takvâ ve amel-i salihle Hâlıkını razı ettiysen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir.

      Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa, kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi âciz kullardır.

      Maahaza, ikinci şıkkı takip etmekte şirk-i hafî olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam sultanı irzâ etmişse, o iş görülür. Etmemişse, halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamâfih, yine sultanın izni lâzımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır. (Age:1341)

      Değerli kardeşlerim, şimdi de Rabbimizi razı edecek tevbe ve duamızı birlikte yapmalıyız;

      TEVBE -DUA

      “İlâhî! Günahlar beni lâl etti. İsyanımın çokluğu yüzünden mahcubum. Gafletin şiddeti ise sesimi kıstı. İşte, ben de, seyyidim ve senedim Şeyh Abdülkadir Geylânî’nin sesiyle Senin dergâh-ı rahmetinin kapısını çalıyor ve onun, kapıcıya âşinâ nidasıyla Senin mağfiret kapında nida ediyorum: Ey rahmeti her şeyi kuşatan ve ey her şeyin melekûtu elinde bulunan Zat, Ey hiçbir şey kendisine zarar veya fayda veremeyen Zat, Ey hiçbir şey Ona galebe edemeyen ve hiçbir şey Ondan kaçıp gizlenemeyen, hiçbir şey Ona ağır gelmeyen ve hiçbir şeyin yardımına muhtaç olmayan, hiçbir şey Onu bir başka işten alıkoyamayan, hiçbir şey Ona benzemeyen, ve hiçbir şey Onu hiçbir şeyden âciz bırakamayan Zat, Beni hiçbir şeyden hesaba çekmeyecek şekilde herşeyimi bağışla. Ey herşeyi alnından tutup kudretine boyun eğdiren ve herşeyin anahtarları elinde bulunan Zat, Ey herşeyden önce var olan Evvel, herşeyden sonra bâki kalan Âhir, herşeyin fevkinde olan Zâhir, herşeyin dûnuna nüfuz eden Bâtın, kudret ve galebesi herşeyin fevkinde bulunan Kahir, Benim herşeyimi bağışla. Şüphesiz Senin herşeye kudretin yeter. Ey herşeyi her haliyle bilen Alîm ve herşeyi kuşatan Muhît ve herşeyi hakkıyla gören Basîr, Ey herşey her an Onun nazar-ı şuhudunda olan Şehîd ve herşeyi görüp gözeten Rakîb ve ilmi herşeyin bütün inceliklerine nüfuz eden Lâtif ve herşeyden hakkıyla haberdar olan Habîr, Beni hiçbir şeyden hesaba çekmeyecek şekilde, günah ve hatâ olarak her neyim varsa hepsini bağışla. Hiç şüphesiz, Senin herşeye kudretin yeter.Allahım,Gafletten ve kötü arzularımdan Senin izzet-i celâline ve celâl-i izzetine, Senin kudret-i saltanatına ve saltanat-ı kudretine sığınırım.Ey kurtuluş isteyenlerin tahassungâhı olan Allahım,Beni şeytanî şehvetlerden kurtar; beşeriyetin kazuratından temizle; Nebîn olan Muhammed’i (s.a.v.) sıddıkiyet muhabbetiyle bana sevdirmek suretiyle beni gaflet paslarından ve cehalet vehimlerinden ter temiz kıl-öyle ki, enaniyet fena bulsun ve Allah’ın minnet bahrinde Allah’ın nimetlerine gark olmuş, Allah’tan alıkoyan her meşgaleye karşı Allah’ın kılıcıyla mansur, Allah’ın inayetiyle mahzuz ve Allah’ın himayesiyle mahfuz olarak herşey Allah için, Allah ile, Allah’a ve Allah’tan olsun.Ey Nurların Nuru, ey bütün sırların Âlimi, ey gecenin ve gündüzün Müdebbiri, ey Melik, ey Azîz, ey Kahhâr, ey Rahîm, ey Vedûd, ey Gaffâr, ey gayb âlemlerini her haliyle bilen, kalbleri ve gözleri dilediği gibi halden hale çeviren, ey ayıpları örten ve ey günahları bağışlayan,Günahlarımı bağışla; esbabın tazyikatına mâruz ve bütün kapılar yüzüne kapanmış ve doğru yolda gidenlerin tarikine sülûk etmek ona zorlaşmış ve bir kazanç elde edemeden ömrünü ve nefsini gaflet ve mâsiyet meydanlarında bâd-ı hava harcamış olan kuluna merhamet et.Ey dua edildiğinde cevap veren, ey hesapları sür’atle gören, ey Kerîm, ey Vehhâb,Hastalığı büyük ve şifası zor, çaresi zayıf ve belâsı kuvvetli olan ve Senden başka melce ve ümidi bulunmayan kuluna merhamet et. İlâhî,Derdimi, üzüntümü ve şikâyetimi Sana arz ediyorum. İlâhî, Senin dergâhında hüccetim, hacetimdir; azığım ise fakrım ve çaresizliğimdir. İlâhî, Senin cûd bahirlerinden bir katre bana yeter; Senin af nehirlerinden bir zerre bana kâfi gelir, ey Vedûd, ey Vedûd, ey Vedûd, ey şan ve şerefi herşeyden yüce olan Arş-ı Mecîd Sahibi, ey Mübdi’, ey Muîd, ey herşeyi dilediği gibi yapan Fa’âlün limâ Yürîd! Arşının rükünlerini kaplayan nur-u veçhin hürmetine, bütün mahlûkatını hükmüne râm ettiğin kudretin hürmetine ve herşeyi kuşatan rahmetin hürmetine Senden istiyorum. Senden başka ilâh yoktur, ey Muğîs, bize imdad et. Ve bütün ömrüm boyunca işlediğim bütün günahları ve lisanımın hatâlarını rahmetinle bağışla, ey Erhamü’r-Râhimîn. Âmin. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. (age:1349)

      NİYAZ

      “Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâlet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayet sür’atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.

      O kabir, bu dâr-i fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

      Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! 2 sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kàliyle bağırarak derim: “El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!”

      İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: “El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!”

      İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:

      “El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li’l-Âlemîn olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.

      “Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi’, hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatîatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş,651 17 .lem’a

      Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şânındır. Çünkü Erhamürrâhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.” (Age:652)

      Dualarımızın kabul olmasını ALLAH(CC) dan niyaz ediyorum. Allah’a emanet olunuz. 05/03 /2009

      HİLMİ ARKIN

      NOT; Sayfa numaraları iki ciltlik Külliyat(Nesil Yayınları) dikkate alınarak yazılmıştır.

      Hilmi Arkın

      #735760
      Anonim

        güzel bir derleme olmuş
        allah razı olsun..

        ayrıca kaynak olarak kullanılacak bir yazı..
        sağ olun.

        #735774
        Anonim

          “ İ’lem eyyühe’l-aziz! Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefiheyle gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır.

          Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır.

          Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır Bunların kapatılması, ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur. (Age:1328 )

          Rabbim bizleri lutfuna mazhar eylediklerinden eyle…Aminnn ):

          Allah razi olsun..

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.