• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651466
    Anonim

      İçeri girer girmez neşeyle bağırdı:
      -Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
      – Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum.
      Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası
      arabayı seviyordu.

      Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de
      eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
      Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.

      Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:

      -Sana yardım edeyim mi ? dedi en sevimli halini takınarak. Annesi
      manalı manalı baktı:
      -Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğrasmayayım. Çok
      yorgunum zaten.

      Yorgunluk nasıl birşeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında
      anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :
      -Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gülkokulu kolları sarsın se ni
      diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

      Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle
      böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

      -Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem
      öyle söylüyor.

      -Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın.Yorgunluktan ölüyorum.

      Bu kelimeden nefret ediyordu.’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken’

      -Anneciğim sen yorulma, diye.

      -Yemekte konuşuruz çocuğum.Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar
      bunları bitirmem lazım.Hadi sen oyna biraz.

      Hani siz yoruluyorsunuz ya.Eeee. .Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne
      yapayım bilmem?

      Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri
      hiç bilmiyorlardı . Işıklar söndü birden.
      Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

      -Mum da yok ! diye diye karıştırdı dolapları elyordamıyla.
      Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesi nin köyünü düşündü.Gaz lambasının
      ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

      Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi
      gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak
      tavşan kafası yaptı.

      ”Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı.Yoldan geçen
      arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı.Tavşan alabildiğine hür
      dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü
      .Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça
      kanepeden aşağı sarktı.Sonra ışıklar geldi.

      Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti.Birden kanepeye koştu.
      Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.

      Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek.Dindirilmez bir pişmanlık
      doldurdu içini.

      Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

      Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşcasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
      – İşin bitince beni sever misin anne? dedi.

      Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

      ******
      Lütfen sevgimizi yarınlara ertelemeyelim. Hayat telaşına kaptırıp
      kendimizi,sevdikler imizi ihmal etmeyelim.Unutmayalım ki yaşamın en
      guzel yanı sevgidir. Sevdiklerinize sevginizi bugün gösterin, söyleyin.

      Unutmayalım ki yarın kimseye vaat edilmemiştir


      Alıntı…

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.