- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Mart 2009: 21:02 #651587
Anonim
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun talihsiz bir kaza sonucu ölümü herkes gibi beni de üzdü…
Yazıcıoğlu’nu 2007 genel seçimleri nedeniyle ekranda iki kez ağırlamıştım. Son derece saygılı oluşundan, beyefendiliğinden ve bir “dava” adamı görüntüsünden de oldukça etkilenmiştim. 1993 yılından bu yana BBP Lideri olarak gerçekleştirdiği “seviyeli, barışçıl ve meşru” siyaset nedeniyle de Hürriyet’in Abdullah Çatlı’ya gönderme yapıp “sonları aynı oldu” manşetini hiç uygun bulmadım.
Hatta çok ama çok zorlama buldum… İkisi de “ülkücü” hareketten geliyorlar. İkisi de aynı dava uğrunda çalıştılar ve ikisi de bir kaza sonucu öldüler… Oldukça zorlama bir ilişkilendirme değil mi? Hele de ikisinin hayat çizgisini izleyip yaptıklarını düşündüğünüzde…
Hürriyet’in manşeti bir haber değil “çıkarım” kuşkusuz…
Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düştüğü haberinin geldiği andan enkazın bulunduğu ana kadar geçen süre olan 47 saatte medyada ne çıkarımlar yapıldı ne çıkarımlar… Hatta bilgiye dayalı olmayan ne yorumlar yapıldı ne yorumlar…
Devlet asıldı, hükümet doğrandı, helikopteri kiralayan şirket biçildi…
Kanallar ve gazeteler “öncelik” yarışı içinde önlerine gelene mikrofon uzatıp ne görüşler aldılar ne görüşler… Medya canlı olarak gördüğü herkesi “uzman” yerine koydu…
Sonunda BBP Genel Başkan Yardımcısı bile “medyadan rica ediyorum Allah aşkına önünüze her gelene mikrofon uzatmayın” demek zorunda kaldı.
Anlayacağınız medya yine sınıfta kaldı. İster kızın ister genelleme yapıyorsunuz deyin somut bir enkaz arama olayında bile medya insanlara ışık tutacağı yerde onların streslerini artırdı, zihinlerini bulandırdı, belirsiz iletişim ortamına belirsizlik kattı.
Peki ya devlet kurumları? Böyle olma olasılığı düşük bir olayda devlet kurumlarının enkazı arama, yerini bulma konusunda yaptıklarını eleştirecek uzmanlık boyutuna sahip değilim. Böyle bir uzmanın bulunabileceğini de düşünmüyorum. Ancak uzman olduğum bir konuda söyleyebilirim ki devlet kriz iletişimi konusunda yine sınıfta kaldı.
İlk dakikalardan itibaren her kafadan bir ses çıktı, daha sonra ise çıkması gereken hiçbir ses çıkmadı. Devlet kurumları da aranan gerçeği bulma konusunda halkın belirsizliğine belirsizlik; stresine stres kattı.
Dün Sağlık Bakanı Recep Akdağ “112’deki konuşmaların basına yansıması yasalara aykırı, sorumluları bulacağız” gibilerinden bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın zamanı mı? Herkes kimin nasıl ve ne zaman öldüğünü, otopsinin yapılıp yapılmayacağını merak ederken böyle bir açıklamanın anlamı var mı?
Son olayda sınıfta kalmayan ise sadece halk. Çünkü o ısrarla somut gerçeği aramaya devam etti. Neydi o gerçek? Enkaz bulundu mu? Kurtulan var mı? Giden rakamlara bakın, son 2 günde TV haber reytingleri de, gazete satışları da internette haber peşinde koşan insan sayısı da arttı. İnsanlar farklı kanallardan gelen farklı mesajları değerlendirip gerçeğe ulaşmaya çalıştılar. Devlet kurumlarının ve medyanın stresli ve belirsizliğini arttıran davranışlarını tolere etmeye uğraştılar.
Sonunda aradıkları gerçeğe üzücü de olsa ulaştılar da… Sonra gidip üzüntü içinde kafalarını yastığa koydular.
Şimdi sonuç: Aranan gerçek her zaman helikopter enkazındaki arama olayı gibi somut olmayabilir. Günümüze en uygun düşünce felsefesini aramak daha soyut bir gerçeğin peşinde olmalı. Türk halkı uzun süredir bu soyut gerçeği arıyor. Devlete ve medyaya rağmen bulacak da. Halka güvenmek gerek, ben sonuna kadar güveniyorum.
ÇEKİRGELİK: İnsanlar bir ülkeye inanır ve uğrunda yeterince insan ölürse o ülke ülke olur. Mahadma GandiAli Atıf BİR
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.