ey adem;
mevlana’yla şems’i bilirsin ya hani
nasıl yanarlardı birbirlerine.
ve nice münafık dillerine dolamıştı onların bu yangınını..
oysa onlar iki yürekti…yanan..
dosta dost , kelama KAMİL
münafık olan dostuda yüreğide bilmezdi…
şemsin acısıyla hasta düşmüştü celaleddin…
niceleri kınamıştı ya
şems mevlananın yürek yarısıydı…
ona kapıların açılmış hali…
dosttu…
dost ; derdinden ölünen olmaya yakışırdı en çok…
münafık bilmezdi , derdi yaradanın dermanını dost kıldığını…
oysa şu şemsi mevlanayı ne çok anlar bu iç’…
bir bilsen , ne çok yanar…
ve Allah buldurmak için aratmaz…
oldurmak için buldurur…
OLDURMAK İÇİN…
kalp kalıp olur dostu bulunca
eşref olur mahlukların arasında…
dost bilmeyen nice gafiller eşref ne , mahluk ne bilmezler..
mahlukturlar sadece en aşağısından…
Allah ;
aşkı tanıttıklarının yüreğini sıbga eder…
ve ancak yüreği sıbga edilmişler birbirini tanırlar…
milyon fersah uzaktan..
bu aşk ehlinin , birbirini tanıyabileceği tek yoldur…
gözle görülmez
yürekle bilinir ancak…
şems ;
yüreği sıbga edilmiş bir aşk-ı mevlanaydı…
münafıklar bunu şems mevlanaya aşık diye yorumladı…
arada hiç fark yok gibi durur ya…
anlam ilmini okumayana ayan değildir işte…
o baktığını anlar..
eşref baktığını değil gördüğünü…..