- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Nisan 2009: 19:30 #651746
Anonim
ÜÇ AŞK MEKTUBU…
“Yıl miladi 670… Aylardan Nisan… Nisan ayında yağmurlarımız bir başka oluyor Efendim… Sebebi Sen’sin… Her Nisan ayında göklerde şölen olurmuş, ama bizler göremezmişiz, öyle derdi babam… Bu şölenden payımıza düşen de, şu an Sana yazdığım bu aşk mektubunun kağıdının üzerine inen yağmur damlaları… Evet, bu bir aşk mektubu… Aşkı içime veren, bu derdi içime koyan Rabbim, kalbimin diline de tercümandır… Ne desem, ne söylesem Senin için Efendim… Büyük dedem Ömer, şehadet şeretini içmeden evvel, her iki cümlesinden biri Allah (cc), diğeri Resulallah (sav) idi… Ben Sen’i hep O’ndan dinledim Efendim… Bir de şu anda hala hayatta olan sahabelerden… Neler vermezdim Sen’i bir kerecik görebilmek için… Dedem Ömer, o zamanki sahabelerin hepsi, gülden güzel nur yüzüne bakarak “anam, babam Sana feda olsun Ya Resulallah” derlermiş. Ben Sen’i bir kerecik bile göremeden, o nur yüzüne bakamadan söylüyorum bu cümleyi Efendim… Hani Sen demişsin ya; “Kardeşlerime selam olsun, onlar beni görmeden iman eden ümmetimdir.” diye… Ben de Senin kardeşin olacak mıyım efendim?.. Dedem Ömer Senin yanı başında, ebedi yolculuğunda yine Senin yanında… Yanınıza geldiğimde ağlıyorum hep… Gözyaşlarım dile gelip de söyler mi Sana olan sevgimi… Geçenlerde dedemin ensar kardeşinin torunuyla sohbet ediyordur, güzel Medine’min Sana bakan bir taşının üzerinde… O da benim gibi tutulmuş Sana… O da “Keşke bir kerecik görseydik de, ne malımız, ne de evladımız olsaydı.” dedi… Ben de öyle düşünüyorum Efendim… Ah bir görseydim seni, elli yıl önce doğsaydım da sakalının tek bir teli için, dedemden duyduğum Sümeyye annemiz gibi canımı hiç düşünmeden verebilseydim. Bu Sana kaçıncı mektubum bilmiyorum. Her mektubumda yaşadıklarımı anlatıyorum Sana… Biliyorum, hepsini okuyorsun Sen ve ümmetin için yine mübarek yaşlarını süzüyorsun gül yanaklarından… Ali dedem için… Hüseyin dedemin şehitliği için… Osman dedemin emaneti için… Ben de Senin için döküyorum Efendim… Yirmi bir yıldır rüyalarımda gördüğüm gül cemalini, kevserin başında da görebileyim diye… Efendim, Seni çok seviyorum… Es selamun aleyküm…”
“Yıl miladi 1530… Aylardan Nisan… Biraz evvel Enderun’daki ağabeylerimden biri, Seni anlatan, daha doğrusu anlatmaya çalışan bir kitap hediye etti bana… Aldım, ilk önce kokladım, sonra da kalbime bastırdım. Kainatın mayası Senin için var olduğundan dolayı, bu kitapta yazan her bir cümle Senin sünnet-i seniyyelerin olmuş. Celaleddin diyorlarmış bu kitabın yazarına, daha sonraları Rumi ismini takmışlar. Sultan Süleyman Mevlana diye sesleniyor kitabın sahibine… Hareme bu kitapları, Enderun’daki ağabeyim vasıtasıyla ben getiriyorum hep… Geçenlerde Mihrimah Sultan ile haremde oturup istişaresini yaptık bu gül kokulu kitapların… Aylardan Nisan ya hani, gül kokuları saran ruhumuza, ıslak toprak kokusu da eşlik etmeye başladı… Yağmur… Ne aziz, ne güzel… Mihrimah ile el ele tutuşup yüzümüzü Kabe’ye çevirdik. Gözlerimizi kapatıp zikre daldık Efendim… Rabıta vari, dualarımız da ve gönlümüzün Sana açılan penceresinde, yalnızca Sen vardın… İşte o an; “Kardeşlerim, beni görmeden bana iman eden ümmetim.” Hitabını işittik ikimiz de… Bu gözü yaşlı aşıklar, kardeşlerin olmaya layık mı Efendim?.. Bu Osmanlı toprakları, büyüklerin dediğine göre en verimli zamanını yaşıyorken bile, günahlar kol geziyor sokaklarda… Geçenlerde Mihrimah bir sırrını açıkladı bana, babası söylemiş. Sultan Süleyman rüyasında, Osmanlı’nın ileriki zamanlarındaki bir padişahına, eziyet eden halkı görmüş. Çok içlenmiş… Senin ümmetim dediğin insanlar, nasıl olur da dinin halifesine işkence eder, onu vatanından uzaklaştırarak ölüme terk eder Efendim… Şimdiden, o Osmanlı halkı adına af diliyorum Rabbimden ve Sana uymadıkları için Senden… Kim bilir neler yaşayacak bu Osmanlı… Kim bilir… Ama her ne olursa olsun, Senin sevgini her şeyin üstünde tutacak eminim Ya Resulallah… Çünkü Seni çok seviyoruz… Ve selamların en güzelini Sana yolluyoruz…”
“Yıl miladi 2009… Aylardan Nisan… Biraz önce hanım arkadaşlarla hazırladığımız kutlu doğum programının çalışmalarını bitirdik Efendim… Birilerine Seni anlatma sızısı öylesine dolmuş ki içime, bu heyecanı gidermek için günlüğümün her sayfasında ayrı bir mektup yolluyorum Sana… Seni görememenin ve gül kokunu bir kez olsun duyamamanın verdiği o hiçbir şeye benzemeyen hüzünle… Programın giriş cümlesi şöyle başlıyor; “Kardeşlerim, beni görmeden iman eden ümmetim…” Arkadaşım bu cümleyi okurken sanki kalbimin orta yerine bir hançer saplandı. İçime akıttım göz yaşlarımı, yalnızca Sen gör diye… Sonra düşündüm, biz Senin kardeşin olmaya layık mıyız diye… İman noktasında özünde hiçbir sorun yokken ve Sana imanın, yaptıklarına iman olduğunu bilirken, neden her gün namazın önemini anlatan ayrı bir kitap çıkıyor yeni çıkanlar listesinde?.. Bilmiyor muyuz namazın önemini?.. Neden üniversite kapıları ümmetinin yüzüne bir şamar gibi iniyor?.. Neden iki saatlik futbol maçı, iki saatlik tefekküre tercih ediliyor?.. Neden?.. Biliyorum, Senin için canını bir lahza bile düşünmeden verecek milyonlarca insan var bu topraklarda… Duam; sayılarımızın artması yönünde… Ahir zaman ümmeti olmak elde kor ateş tutmak kadar zorken, bizlere Seni iliklerimize kadar hissetmeyi nasib eyle… Çok seviyoruz seni… Çok seviyoruz… Allah’ın selamı ile… “
Üç farklı çağdan, üç farklı aşk kokan mektup… Biri yazının ana fikri ne diye mi sordu? Buyurun; “Kardeşlerime selam olsun. Onlar beni görmeden bana iman eden ümmetimdir.” Selam olsun on dört asır öncesine… Ve asrın sahibine…
Hatice SARI9 Nisan 2009: 19:57 #738218Anonim
Biliyorum Senin için canını bir lahza bile düşünmeden verecek milyonlarca insan var bu topraklarda….paylaşımın için teşekkürler kardeşim
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.