• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651755
    Anonim
      Son şahitlerden Abdülkadir Kayır

      02a.jpg

      Sıla-yı rahim maksatlı gittiğim Adıyaman’da, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin “Seni talebeliğime kabul ettim” dediği, Adıyamanlı Abdülkadir Kayır Ağabey ile kendisi gibi mütevazî evinde hasbihâl ettik. Belden aşağısı tutmayan Abdülkadir ağabey, Allah razı olsun, bizi kırmadı ve o yılları şimdi yaşıyormuş gibi, Üstadla olan hatıralarını bizlere anlattı.


      Evinden ayrılmadan önce unutamayacağımız Risâle-i Nur sohbetiyle gönlümüzü doyuran Abdülkadir Ağabeyi, sadece Adıyaman’daki Risâle-i Nur talebeleri tanıyor. Biz de, onu herkes, bilhassa diğer Risâle-i Nur okuyucuları da tanısın istedik. Buyurun, onun dilinden Üstadı ve Risâle-i Nur hizmetlerini dinleyelim.

      * Tarihçe-i hayatınızı kısaca öğrenebilir miyiz?
      1924, Adıyaman doğumluyum. Adıyaman ve çevre illerde medrese eğitimi gördüm. 1950’li yıllarda Adıyaman Müftülüğü’nde görev yaptım. Risâle-i Nurlarla alâkadar olduğum için 1957 yılında mahkeme kararıyla görevimden alındım. O günden bu yana Risâle-i Nur’la meşgul olmaktayım.

      * Risâle-i Nur’u ve Üstadı kimin vasıtasıyla tanıdınız?
      O yıllarda (1952) Gençlik Rehberi mahkemeleri oluyordu. Sebilürreşad mecmuası Adıyaman’a geliyordu, biz bu mecmuâ sayesinde Üstadın mahkemede geçen konuşmalarını okuyorduk. Bu şekilde Risâleleri ve Üstadı sevdik ve (Risâleleri) öğrendik. O yıllarda Sebilürreşad mecmuası sayesinde benim gibi bir çok kişi Risâle-i Nurlarla tanıştı.

      * Üstad ile görüştüğünüzde, aranızda ne gibi konuşmalar geçti, hatıralarınızdan bize biraz bahseder misiniz?
      Üstad ve Risâle-i Nur’u Sebilürreşad’dan tanıdıktan sonra, görmek istedim. 1952 yılında Emirdağ’a gittim. Oralarda o zamanlar, hükümet yetkilileri, polis ve jandarma tarafından çok sıkı tedbir alınıyordu. Üstadı görmeye ve konuşmaya muvaffak olamadım. İkinci defa, 1955 yılları olsa gerek, Isparta’da Üstad’ı ziyaret ettim elhamdülillah. Üstad Hazretleri iltifat buyurdular bize…

      Benle beraber başka yerlerden de onu sevenler gelmişti. Ben daha önce Üstad’a tebrik mahiyetli mektuplar göndermiştim. İsimlerimizi sorduğunda, bana “Abdulkadir sen misin?” demişti. “Evet” dedim, başımı sıvazladı ve “Seni Risâle-i Nur talebeliğine kabul ettim” dedi. Elhamdülillah buna nâil oldum ve duâsını aldım. Böylece ayak üstü de olsa Üstad’ı gördüm ve konuştum. Oradan ayrıldıktan sonra Risâleleri Adıyaman’a getirmek istedim, tabiî ben o zamanlar matbû Risâleler çıkmadığı için el yazması Risâleleri Adıyaman’a getirmiştim.

      * El yazması Risâle-i Nurları kim ya da kimler neşrediyordu?
      İstanbul’da Ahmet Aytimur Ağabey ve şimdilerde Almanya’da yaşayan Muhsin Alev Ağabey vardı; bunlar Risâle-i Nurların neşri ile uğraşıyorlardı. Ben, onlardan bir bavul dolusu Risâle-i Nur aldım ve Adıyaman’a getirdim.

      Adıyaman’a geldikten sonra Risâle-i Nurları buradaki arkadaşlarımla yaymaya çalıştım. Aradan yedi sene geçti, tekrar Üstad’ı görmek için üç arkadaş (Dursun Kutlu Ağabey, M. Emin Akbaş Ağabey, Hacı Bektaş Ağabey) ve kardeşimle beraber Isparta’ya, Üstad’ın kaldığı eve gittik.

      O zamanlar Üstad hasta yatıyordu. Ellerini yorganın üstüne koymuştu. Uyandığında elini öptük. Bizlere duâ etti. Daha sonra oradan ayrıldık. Bu şekilde Üstad’ı iki defa ziyaret etme şerefine nâil oldum.

      Tabiî Üstadı, öyle ayak üstü görmekle, sadece aylarca, yıllarca hizmetinde bulunarak anlayamaz, kim olduğunu bilemeyiz. Bunun için Nur Risâlelerini baştan sona tekrar tekrar okumak gerekir.
      Teşbihte hata olmasın, nasıl ki Kur’ân-ı nâtık olan Resûlullah’ı (asm) tarif için Kur’ân’ı okumak gerekiyor; Üstad’ı tarif edip anlamak için de Risâle-i Nur Külliyatını okumak gerekiyor.
      İşte Üstad’la bu şekilde hatıralarım oldu. Ben de bu görüşmelerden sonra, bendeki el yazması Risâleleri buradaki diğer kardeşlerime dağıttım. Elhamdülillah Adıyaman’da yayılmasına vesile oldum. Benim çalışmamla beraber, Adıyaman’a atanan müfettiş Ahmet Satılmışoğlu diye bir kardeşimiz Risâle-i Nurların yayılması için çok uğraştı. Millî Eğitim müfettişiydi. Allah razı olsun, kendisi çok faaldi bu hizmette. O, Dursun Kutlu Ağabeyin hibe ettiği evin bir odasında Risâleleri okuyor, bizler de dinliyorduk.

      * O yıllarda Risâle-i Nur’a bakış nasıldı? Nelerle karşı karşıya kaldınız, size yardım eden oldu mu?
      Ben müftülükte çalışıyordum. Ulu Camii’nde Risâleleri okurdum, haberi olanlar gelir dinlerdi. Risâle-i Nur’u ilk olarak camide okumaya başlamıştım. Dışarıdan sesimi duyanlar, derse iştirak ediyorlardı. Daha sonra Mahmut Allahverdi Ağabey ve Dursun Kutlu Ağabey sayesinde yaptığımız medresede Risâle-i Nurları okuyorduk.
      Adıyaman halkı Risâleleri çok sevdi, himmetini eksik etmedi Risâle-i Nur’a. Ama neticede hükümet yetkililerinin gözü hep üzerimizdeydi. Kaç kez diğer kardeşlerimizle beraber tevkif edildik. Ben Risâle-i Nur’la meşgul oldum diye görevimden oldum. Diğer kardeşlerim (Dursun Kutlu, Mahmut Allahverdi, M. Emin Akbaş, müfettiş Ahmet Satılmışoğlu) bir defasında jandarma tarafından toplu olarak tutuklandılar. İnkılâp yılları olduğu için bir hafta boyunca nezarette kaldılar.

      Ama o günlerden bu günlere bakıyorum elhamdülillah çok şey değişti. Risâleler her yerde okunuyor, neşrediliyor. İmkânlar çok olduğundan Risâle-i Nur’u okumak adına dershaneler, vakıflar, dernekler kurulabiliyor. Lâkin bizim zamanımızda buna müsaade yoktu, çok sıkı tutuluyordu. Risâleleri okuduğumuz dershanenin penceresi muhakkak bir polis tarafından dinlenilirdi. Devamlı takip ediliriz, evlerimiz aranırdı.

      Ben işimden oldum diye Risâlelerle daha fazla meşgul olmak ve diğer ağabeylerle hizmet yapmak için Adana’ya, Abdullah Yeğin Ağabeyin yanına gittim. Biz onunla daha önce de tanışıyorduk.
      Daha sonra Urfa’ya geçtik. Orada Hulusi Ağabeyler hizmet ediyordu. Aralarına sonradan Abdulkadir Badıllı Ağabey katıldı. Oradan da Adıyaman’a geçtik. Ben Hulusi Ağabeyle orada tanıştım. Adıyaman’da asıl Risâle-i Nur hizmetine vesile olan oydu. Kendisi Elazığlı’ydı. Biz onun yanına gider, ders alırdık. Adıyaman’a senede 2-3 kez gelirdi. Hulusi Ağabeyin Adıyaman’a hizmeti çoktu. Hatta Üstad ile son görüşmemizde, Üstad “Burası uzak, icab ederse Hulusi sizle ilgilensin” demişti. Yani, Risâle-i Nur’u bu bölgelere tanıtmak, tam anlamıyla Hulusi ağabeyin işi ve himmetiydi. Allah ondan daima razı olsun.

      * Risâle-i Nur talebelerine neler tavsiye edersiniz?
      Risâle-i Nur’u sık sık okusunlar, onu benimsesinler.
      Okumakla beraber onu yaşayarak, ihlâsla sımsıkı sarılarak sahip çıkmaları gerekiyor. Risâle-i Nur’un düsturlarından olan;
      “Der tarîk-ı aczmendî lâzım âmed çâr u çîz:
      Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz”i rehber edinmek gerekiyor.

      Yani Risâle-i Nur’u şevkle okumak gerekiyor. Risâle-i Nur’da dostluğu, talebeliği, kardeşliği Üstad tarif etmiştir. Onun tarif ettiği şekilde olursa; dostsan kardeş, kardeşsen talebe olursun.
      Temennîm ve duâm: Allah, Risâle-i Nur talebelerini Risâle-i Nur’dan ve hizmetinden ayırmasın… Âmin.
      Ali KARABİBER
      02.03.2007
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.