2. Temsilde hodbin ve hudabin adamların karşılaştıkları hadiseler anlatılırken her iki adamın “nazarında” ifadesine vurgu yapılıyor. Acaba her iki şahsın farklı nazarları mı hadiseleri değiştiriyor?
3. “Zira, nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz.” cümlesini biraz açar mısınız?
4. “Ey nefsim bil ki evvelki adam kâfirdir.” ifadesinden sonra kâfirin nazarına görünen hadiselerin dehşetine ve zulmetine bakıldığında; bu özellikte olanların yaşayamaması ve hayata tahammül edememesi icap eder. Fakat çok keyifli gibi görünüyorlar. Bunu nasıl izah edersiniz?
7. “Demek selamet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imandadır.” cümlesinde; selamet ile İslâmiyet ve emniyet ile iman arasında nasıl bir münasebet vardır?