• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #652260
    Anonim
      İKİNCİ SUALİNİZ:
      Sedd-i Zülkarneyn nerededir? Ye’cüc, Me’cüc kimlerdir?

      Elcevap:
      Eskiden bu meseleye dair bir risale yazmıştım. O vaktin mülhidleri
      onunla mülzem olmuşlardı. Şimdilik hem o risale yanımda yoktur,
      hem kuvve-i hafızam tatil-i eşgal etmiş, yardım etmiyor.

      Hem Yirmi Dördüncü Sözün Üçüncü Dalında bir nebze bu
      meseleden bahsedilmiş.
      Onun için, bu meselenin yalnız iki üç
      nüktesine gayet
      muhtasar bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:

      Ehl-i tahkikin beyanına göre, hem Zülkarneyn ünvanının işaretiyle,
      Yemen padişahlarından, Zülyezen gibi zü kelimesiyle başlayan
      isimleri bulunduğundan, bu Zülkarneyn, İskender-i Rumî değildir.
      Belki Yemen padişahlarından birisidir ki, Hazret-i İbrahim’in zamanında bulunmuş ve Hazret-i Hızır’dan ders almış.

      İskender-i Rumî ise, Milâttan takriben üç yüz sene evvel gelmiş,
      Aristo’dan ders almış. Tarih-i beşerî, muntazam surette üç bin
      seneye kadar gidiyor. Bu nâkıs ve kısa tarih nazarı, Hazret-i
      İbrahim’in zamanından evvel doğru olarak hükmedemiyor.
      Ya hurafevâri, ya münkirâne, ya gayet muhtasar gidiyor.

      Bu Yemenî Zülkarneyn, tefsirlerde eskiden beri İskender namıyla
      iştiharının sebebi,
      ya o Zülkarneyn’in bir ismi İskender’dir ki,
      İskender-i Kebir ve Eski İskender’dir. Veyahut, âyât-ı Kur’âniyenin
      zikrettiği hâdisât-ı cüz’iyeler,
      küllî hâdisâtın uçları olduğu cihetle,
      Zülkarneyn olan İskender-i
      Kebirin nübüvvetkârâne irşâdâtıyla
      akvâm-ı zâlime ile milel-i
      mazlume ortasında hâil ve gaddarların
      garetlerine mâni olacak
      meşhur Sedd-i Çin’in binasını kurduğu gibi;
      İskender-i Rumî
      misilli müteaddit cihangirler ve kuvvetli padişahlar
      maddî
      cihetinde, ve mânevî âlem-i insaniyetin padişahları olan bir kısım
      enbiya ve bazı aktab dahi mânevî ve irşadî
      cihetinde, o Zülkarneyn’in
      arkasında gidip,
      iktidâ edip, mazlumları zalimlerden kurtaracak
      çarelerin mühimlerinden
      olan dağlar ortalarında sedleri, Haşiye sonra
      dağlar başlarında kaleleri kurmuşlar.

      Ya bizzat maddî kuvvetleriyle veyahut irşad ve tedbirleriyle tesis
      etmişler.
      Sonra, şehirlerin etrafında surları ve ortalarında kaleleri,
      tâ son çare olan kırk ikilik topları ve kale-i seyyar gibi diritnavtları
      yapmışlar. Hattâ rû-yi zeminin en meşhur seddi ve kaç günlük uzak
      bir
      mesafe tutan Sedd-i Çin’i, Kur’ân lisanıyla Ye’cüc ve Me’cücün
      ve tabir-i
      diğerle tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve âlem-i
      beşeriyeti kaç defa
      zîrüzeber eden ve Himalaya Dağlarının arkasından
      çıkan ve şarktan
      garba kadar harap eden akvâm-ı vahşiye ve garetkâr
      milletlerin
      Hint ve Çin’deki akvâm-ı mazlumeye tecavüzlerini durdurmak
      için, o Himalaya silsilelerine yakın iki dağ ortasında uzun bir sed
      yaptığı ve o akvâm-ı vahşiyenin kesretle
      hücumlarına çok zaman mâni
      olduğu gibi,
      Kafkas dağlarında, Derbent cihetinde yine çapulcu,
      garetgîr akvâm-ı
      Tatariyenin hücumunu durdurmak için, Zülkarneyn-misal
      eski İran padişahlarının himmetiyle sedler yapılmıştır. Bu neviden çok sedler var.

      Kur’ân-ı Hakîm, umum nev-i beşerle konuştuğu için,
      zâhiren bir hadise-i cüz’iyeyi zikredip, umum o hadiseye
      benzer hâdisâtı ihtar ederek konuşuyor. İşte bu nokta-i nazardandır
      ki, Sedde ve Ye’cüc ve Me’cüce dair
      rivayetler ve akvâl-i müfessirîn
      ayrı ayrı gidiyor.

      Hem Kur’ân-ı Hakîm,
      münâsebât-ı kelâmiye cihetinde,
      bir hadiseden uzak bir hadiseye intikal eder.
      Bu münâsebâtı düşünmeyen zanneder ki, iki hadisenin
      zamanları birbirine yakındır. İşte, Seddin harabiyetinden kıyametin
      kopmasını Kur’ân’ın haber vermesi, kurbiyet-i zaman cihetiyle değil, belki münâsebât-ı kelâmiye cihetinde iki nükte içindir:

      Yani, bu sed nasıl harap olacak, öyle de dünya harap olacaktır. Hem
      nasıl ki fıtrî ve İlâhî sedler olan dağlar metindir, ancak kıyametin
      kopmasıyla harap olurlar. Öyle de, bu sed
      dahi dağ gibi metindir, ancak dünyanın harap olmasıyla hâk ile yeksân
      olabilir, inkılâbât-ı zaman tahribat yapsa da çoğu sağlam kalır
      demektir. Evet, Sedd-i Zülkarneyn’in külliyetinden bir ferdi
      olan Sedd-i Çinî binler sene yaşadığı halde daha meydanda
      duruyor. İnsanın eliyle zemin sayfasında yazılan
      mücessem, mütehaccir, mânidar, tarih-i kadimden
      uzun bir satır olarak okunuyor.

      Haşiye: Rû-yi zeminde mürur-u zamanla dağ şeklini almış,
      tanınmayacak bir surette gelmiş çok sun’î sedler vardır.

      Onaltıncı Lem’a s.160-161

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.