- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
-
YazarYazılar
-
17 Nisan 2009: 18:10 #652260
Anonim
İKİNCİ SUALİNİZ:
Sedd-i Zülkarneyn nerededir? Ye’cüc, Me’cüc kimlerdir?
Elcevap:
Eskiden bu meseleye dair bir risale yazmıştım. O vaktin mülhidleri
onunla mülzem olmuşlardı. Şimdilik hem o risale yanımda yoktur,
hem kuvve-i hafızam tatil-i eşgal etmiş, yardım etmiyor.
Hem Yirmi Dördüncü Sözün Üçüncü Dalında bir nebze bu
meseleden bahsedilmiş. Onun için, bu meselenin yalnız iki üç
nüktesine gayet muhtasar bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:
Ehl-i tahkikin beyanına göre, hem Zülkarneyn ünvanının işaretiyle,
Yemen padişahlarından, Zülyezen gibi zü kelimesiyle başlayan
isimleri bulunduğundan, bu Zülkarneyn, İskender-i Rumî değildir.
Belki Yemen padişahlarından birisidir ki, Hazret-i İbrahim’in zamanında bulunmuş ve Hazret-i Hızır’dan ders almış.
İskender-i Rumî ise, Milâttan takriben üç yüz sene evvel gelmiş,
Aristo’dan ders almış. Tarih-i beşerî, muntazam surette üç bin
seneye kadar gidiyor. Bu nâkıs ve kısa tarih nazarı, Hazret-i
İbrahim’in zamanından evvel doğru olarak hükmedemiyor.
Ya hurafevâri, ya münkirâne, ya gayet muhtasar gidiyor.
Bu Yemenî Zülkarneyn, tefsirlerde eskiden beri İskender namıyla
iştiharının sebebi, ya o Zülkarneyn’in bir ismi İskender’dir ki,
İskender-i Kebir ve Eski İskender’dir. Veyahut, âyât-ı Kur’âniyenin
zikrettiği hâdisât-ı cüz’iyeler, küllî hâdisâtın uçları olduğu cihetle,
Zülkarneyn olan İskender-i Kebirin nübüvvetkârâne irşâdâtıyla
akvâm-ı zâlime ile milel-i mazlume ortasında hâil ve gaddarların
garetlerine mâni olacak meşhur Sedd-i Çin’in binasını kurduğu gibi;
İskender-i Rumî misilli müteaddit cihangirler ve kuvvetli padişahlar
maddî cihetinde, ve mânevî âlem-i insaniyetin padişahları olan bir kısım
enbiya ve bazı aktab dahi mânevî ve irşadî cihetinde, o Zülkarneyn’in
arkasında gidip, iktidâ edip, mazlumları zalimlerden kurtaracak
çarelerin mühimlerinden olan dağlar ortalarında sedleri, Haşiye sonra
dağlar başlarında kaleleri kurmuşlar.
Ya bizzat maddî kuvvetleriyle veyahut irşad ve tedbirleriyle tesis
etmişler. Sonra, şehirlerin etrafında surları ve ortalarında kaleleri,
tâ son çare olan kırk ikilik topları ve kale-i seyyar gibi diritnavtları
yapmışlar. Hattâ rû-yi zeminin en meşhur seddi ve kaç günlük uzak
bir mesafe tutan Sedd-i Çin’i, Kur’ân lisanıyla Ye’cüc ve Me’cücün
ve tabir-i diğerle tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve âlem-i
beşeriyeti kaç defa zîrüzeber eden ve Himalaya Dağlarının arkasından
çıkan ve şarktan garba kadar harap eden akvâm-ı vahşiye ve garetkâr
milletlerin Hint ve Çin’deki akvâm-ı mazlumeye tecavüzlerini durdurmak
için, o Himalaya silsilelerine yakın iki dağ ortasında uzun bir sed
yaptığı ve o akvâm-ı vahşiyenin kesretle hücumlarına çok zaman mâni
olduğu gibi, Kafkas dağlarında, Derbent cihetinde yine çapulcu,
garetgîr akvâm-ı Tatariyenin hücumunu durdurmak için, Zülkarneyn-misal
eski İran padişahlarının himmetiyle sedler yapılmıştır. Bu neviden çok sedler var.
Kur’ân-ı Hakîm, umum nev-i beşerle konuştuğu için,
zâhiren bir hadise-i cüz’iyeyi zikredip, umum o hadiseye
benzer hâdisâtı ihtar ederek konuşuyor. İşte bu nokta-i nazardandır
ki, Sedde ve Ye’cüc ve Me’cüce dair
rivayetler ve akvâl-i müfessirîn
ayrı ayrı gidiyor.
Hem Kur’ân-ı Hakîm,
münâsebât-ı kelâmiye cihetinde,
bir hadiseden uzak bir hadiseye intikal eder.
Bu münâsebâtı düşünmeyen zanneder ki, iki hadisenin
zamanları birbirine yakındır. İşte, Seddin harabiyetinden kıyametin
kopmasını Kur’ân’ın haber vermesi, kurbiyet-i zaman cihetiyle değil, belki münâsebât-ı kelâmiye cihetinde iki nükte içindir:
Yani, bu sed nasıl harap olacak, öyle de dünya harap olacaktır. Hem
nasıl ki fıtrî ve İlâhî sedler olan dağlar metindir, ancak kıyametin
kopmasıyla harap olurlar. Öyle de, bu sed dahi dağ gibi metindir, ancak dünyanın harap olmasıyla hâk ile yeksân
olabilir, inkılâbât-ı zaman tahribat yapsa da çoğu sağlam kalır
demektir. Evet, Sedd-i Zülkarneyn’in külliyetinden bir ferdi
olan Sedd-i Çinî binler sene yaşadığı halde daha meydanda
duruyor. İnsanın eliyle zemin sayfasında yazılan
mücessem, mütehaccir, mânidar, tarih-i kadimden
uzun bir satır olarak okunuyor.Haşiye: Rû-yi zeminde mürur-u zamanla dağ şeklini almış,
tanınmayacak bir surette gelmiş çok sun’î sedler vardır.
Onaltıncı Lem’a s.160-161 -
YazarYazılar
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.