- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Nisan 2009: 14:23 #652396
Anonim
Yıllar önce, ‘Drina Jedina’ (Biricik Drina), isimli bir sigaranın, bende tedai ettirdikleri hatırıma geldi bu soruyla birlikte…
‘Bizim sigara’ sevinciyle sigarayı yakmış ve bir nefes çeker çekmez de kendimi Drina Köprüsünün üzerinde bulmuştum.
Üstat Necip Fazıl (Rh.A.), makberinden ‘Sakarya Türküsü’nü göndermişti o an…
Drina nehrine bakarken, ‘Nerde kardeşlerin/ Cömert Nil, yeşil Tuna’ mısralarına gözyaşımı katık etmiş, ‘Giden şanlı akıncının’ yurduna ne gün döneceğini bilmemenin verdiği ıstırapla, muhayyilemde geçit resmi yapan muhteşem medeniyetin ordusunu selamlamıştım.
Kurtuba deyince birden o anı hatırladım…
Sonra gözlerimin önüne Arap yarımadası geldi.
Cehaletin kopkoyu karanlığının, bütün tavahhuşuyla hüküm sürdüğü günler…
Bir baba…
Bütün insani duygularını evde bırakmış, merhamet ve şefkatten soyunmuş bir halde dünyalar güzeli kızını diri diri gömüyor…
Sonra bir Güneş doğuyor karardıkça kararan bu cehaletin üzerine…
Her yer, ‘Anam babam sana feda olsun!’ civanmertliğinin muhatabı olan ve kâinatın bir daha asla göremeyeceği bu muhteşem Güneşin nuruyla aydınlanıyor…
Aydınlanıyor da ne kelime, nura gark oluyor bütün ihtişamıyla…
Ve ardından, soylu ve kutlu elçinin, O, en sevgilinin (S.A.V.) müjdecileri, ellerindeki ‘Hidayet Rehberiyle’ dünyaya asalet ve adalet üleştirmeye koşuşuyorlar…
Duraklardan birisi ciğerparemiz Endülüs…
‘İyiye, doğruya ve güzele dair’ her ne varsa hepsini sinesinde barındıran kâinatın ruhu, tüm haşmeti, azameti ve muhteşemliği ile tenevvür ediyor bu beldede…
Kurtuba da bu mübarek azıktan nasipleniyor olabildiğince…
Öyle ki, Ulu Camii kadar ululaşıyor Allah’a kul olma bilincinin ürettiği medeniyet sayesinde.
Kurtuba:
İslâm medeniyetinin emzirdiği şehir…
Bu şehre dair güzellikleri ve harikuladelilikleri, ansiklopedilerin ve sair kitapların anlatımına havale edelim isterseniz.
Sözü hiç eğip bükmeden ‘Kurtuba’nın bana neler anlattığına gelelim dosdoğru bir biçimde…
Tıpkı Drina Köprüsü gibi Kurtuba’nın da gözleri yaşlıydı muhayyilemdeki muhaveremizde…
Bana, hırs ve tamaın Müslüman’ı nasıl bitirdiğini anlattı Kurtuba…
Gâvurlar, adına Reconquista yani Endülüs’ü yeniden gâvurlaştırma ideali dedikleri kutsal amaçları için Kurtuba önlerinde toplaşmışlardı.
Kastilya birliği, bu kuşatmadaki ilk saldırganlardı.
Kastilya Kralı III. Fernando, birbirleriyle kıyasıya savaşan Müslüman liderlerden Kurtuba’nın da idaresini elinde bulunduran İbn Hûd ile daha önce yaptığı sözde anlaşmayı, işbirlikçi bir grubun davetini gerekçe göstererek ve bu nedenle anlaşmayı bozmuş sayılmayacağı iddiasıyla Kurtuba kuşatmasını başlatmıştı.
Her geçen gün ordu büyüyordu. Tarikat şövalyeleri, Beyyase ve Kunka piskoposları ve duyan herkes kuşatma için oradaydılar.
Kuşatma aylar sürmüştü. İnsanlar açlıktan perişan durumdaydılar ve şehre adeta kısılıp kalmışlardı.
Kurtubalılar idaresinde bulundukları İbn Hûd’dan imdat istediler pek tabii olarak.
İbn Hûd 35 bini aşkın ordusuyla Kurtuba’ya hareket etmişti. Şehre varmadan bir yerde ordugâh kurdu.
Sadece bekliyordu her ne hikmetse.
Bekledi… Bekledi… Bekledi.
Saldırıya geçse Hıristiyan kuvvetlerini darmadağın etmesi işten bile değildi…
Ama o bekledi…
Sonra fırsat bu fırsat diyerek Belensiye’yi almak için bölgeden ayrıldı.
Çeşitli rivayetler var bu hususta ama hiçbirisi gözümüzün nuru Kurtuba’nın gâvurlara adeta peşkeş çekilmesini mazur kılmıyor.
Yaklaşık on ay süren muhasara sonunda perişan bir şekilde teslim oldu Kurtubalılar…
İbn Hûd ise Kral’la, senelik 52 bin dinar haraç karşılığı 6 yıllığına çoktan anlaşmıştı.
Şövalyeler ve piskoposlar teslim olma fikrine sıcak bakmıyorlardı. ‘Şehre girelim, tarumar edelim, Müslümanların hepsini kılıçtan geçirelim hatta kanlarını içelim’ diyorlardı.
Kral, daha pragmatik davranmış şehrin harap olmasına gönlü el vermediği için bu fikri kabul etmemişti.
Ve 23 Şevval 633 de yani 30 Haziran 1236 da Kurtuba düştü…
Tamı tamına 525 yıl Müslümanların elinde bir güneş gibi parlayan medeniyet harikası Kurtuba, artık gâvurların yanlarında getirdikleri karanlığa gömülüyordu.
Ulu Camiin tepesine dikilen haç, bir medeniyetin nasıl bir ıstıraba mahkûm olduğunu ilan ediyordu çalınan çanlar eşliğinde…
Kurtuba diyince, kendi kendimize yaptığımız ihanet geldi aklıma ister istemez.
‘Her ne olursa bize, bizden olur’ hakikati yani…
Şeytana en çok mağlup olduğumuz zaafımız yani…
Yani nefsimiz ve enaniyetimiz…
İşte ihanete giden menfur yolun, en can yakan tarafı…
Başta dedik, karanlığa gömülmüş bir topluluğa avuç avuç aydınlık taşıyan, medeniyet meşalesi Kurtuba’ya dair başka eserler konuşsun.
Biz, olur da ibret alırız ümidiyle, yüreğimize ateş salan bu acı tarafına bakalım istedik.
İşte bu nedenle Kurtuba diyince aklıma ikinci olarak bir uygarlık (dikkat medeniyet değil!) müsveddesi olan Batı ve insanımsı bir tür olan batılılar geliyor.
Onlar ki, tarihte binlerce örneğini sergiledikleri vahşet ötesi zulümlerini ayniyle Kurtuba üzerinde tatbik etmek isteyenlerdir.
Yakan, yıkan, yok eden, öldüren, işkence yapan ve hakikati inkâr eden insanlık tarihinin en karanlık özneleri…
Onlar geliyor aklıma elimde olmadan.
İçlerinden kendilerini anlatan da olmuş… ‘Kadın gözüyle Avrupa’da fahişeliğin tarihi’ isimli kitabın yazarı Jess Wells, insanlığın yüz karası bir topluluğun şenaatine dair akıllara durgunluk veren örnekleri bir bir sayıp dökmüş mesela…
Bizim medeniyetimiz sayesinde insanlıkla tanışan, ilimle, sanatla, estetikle ve daha birçok insani hal ve davranışla tanışan ve fakat bir türlü terakki edemeyen bu topluluk geliyor aklıma hiç istemediğim halde.
Çok övündükleri Rönesanslarını bile bu tanışıklığa borçlu olanların, teknoloji marifetiyle yeryüzünü cehenneme çevirmelerini de matah bir şeymiş gibi takdim etmelerindeki irrite eden tuhaf psikolojileri geliyor aklıma…
Ve daha bir sürü şey…
Kurtuba, ah Kurtuba!…
Ama söz!.. Bir gün geleceğiz yine…
Bir ‘Bilge Kral’ımız olacak belki…
Belki, İbn-i Arabî katılacak bize…
Kim bilir, İbn-i Rüşd, İbn-i Hazm, İbn-i Haldun, El İdrisi el verecek bu dönüşümüze…
Hep beraber gelip, güneşin battığı yerde, karanlıklar imparatorluğu kuran medeniyet düşmanlarının elinden kurtaracağız seni, inan buna…
Ama ne zaman bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, ‘Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndüreceğini’ sananların feci şekilde yanıldıkları ve ‘onlar istemeseler de nurun tamamlanacağı…’
21 Nisan 2009: 15:20 #740134Anonim
teşekkürler Ali Said güzel paylaşım olmuş…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.