- Bu konu 12 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Nisan 2009: 16:57 #652452
Anonim
İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi
kendine düşünüyordu; “-Oh. . be ferahladım. Ölümlü dünya”.Oturduğu evin tapusunu
çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu
dairesinde çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi
vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca’nın
şarkısı çalınıyordu; “Allah Yar! Allah Yar!”.Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;
-Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne
diye eziyet çeksin yavrum.Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına
geldi; “-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar
ziyarete gelmeye de önem verse ya. “Bir an dalgınlaştı; “-Gerçi
gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama…”
derin bir nefes aldı “-Boş ver canım
ne de olsa torunlarımın annesi.
Eşine
çocuklarına iyi baksın da…” biraz da kendini teselli etmek
için söylendi …biz bu gün varız
yarın yoğuz. “Evine yaklaşınca yine durgunlaştı
“-Bakalım hanım ne
diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama…. ” Düşünceler
içinde zili çalarken
güleryüzlü olmaya çalıştı; “-Yook
iyi oldu
canım. Biz ölünce oğlan rahat edecek
kötü mü?”Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;
-Nasılsın hanım bu gün bakalım?
Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;
-Ne yapayım
bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.Eve girerken devam etti;
-İnsan şehirde özlüyor çiçeği
yeşilliği.-Eee. . köy gibi olmaz buralar tabii.
Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;
-Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.
İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının;
-Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de “-Ben
torunları özlerim. ” Diye tutturmuştun.Kadın
yüzünü çiçeklere doğru döndü;-Ne bileyim ben
düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan
çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altında
bahçelerde
yürümeyi özlüyor.-Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar
ısınsın biraz gideriz-Havalar kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?
-Yahu hanım
bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum.
Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun
bir gün de hemen gidelim diye.
Dur da bu gün ne oldu anlatayım.Kadın endişeyle baktı kocasına;
-Noldu
oğlanı mı gördün?-Yok canım
nerden göreyim !Koltuğuna oturdu
koynundaki tapu kağıdını çıkardı.-Bu nedir biliyor musun?
-Hayırdır?
-Hanım
yarın ne olacağı belli olmaz
vademiz gelir de ölürsek
oğlumuz kapı kapı uğraşmasın
diye evin tapusunu onun üstüne yaptım.Hanımının tepkisini beklerken
onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme
sandı. Hanımı fısıldar gibi söylendi;-Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti
öğleden önce.-Öylemi
vay hayırsız. Demedin mi
‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye.
Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’
diye kızmaya
başlamıştım. Torunları da getirdi mi?-Murat’ı getirmiş. O da “-Sıkıldım
gidelim. ” Deyip durdu.-Vay kerata vay. Akşam gelse de ben de görseydim. Neyse
hayırdır
gündüz vakti niye gelmiş ?Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde
çiçekleri sular gibi
durarak masadaki kağıdı gösterdi;-Şu kağıdı getirmiş.
İhtiyar adam
hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı.
İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı.Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. Yaşlı kadın kızaran gözlerini
kocasının görmemesine dikkat ederek
eşinin kolundan tuttu koltuğa
oturmasını sağladı
tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı.İhtiyar adam
yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu. “
Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik
varlığını idare ve idame edemeyeceği
ekteki doktor raporuyla da
tespit edildiğinden
taşınır ve taşınmaz varlıklarının
resmi varisi
oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir. “Resmi kağıt
yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere
eğdi
kağıda boş boş bakmaya başladı. Hanımı
gözlerini sildikten
sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen
ellerini tuttu. İhtiyar adam
oğlunun neden kendini doktora
götürdüğünü anlamıştı. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;-Üç senedir uğramadık
köydeki ev ne haldedir? -Canım ne olacak
bir gün de temizlerim ben.-O evde
dizlerin üşürdü senin.İhtiyar kadın
daralan göğsünü hafifçe bastırdı
“Yüreğimin üşümesi
daha kötü diye düşündü”.-Merak etme
üşümem…üşümem… -Yarın mı gidelim diyordun?
-Sen bilirsin bey.
-Eşyaları bir taksiye atarsak
Son otobüse yetişiriz.-Olur. . Köyde zaten iyi kötü eşya var
ben hemen hazırlanırım.-Hazırlan. Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver
oğlan gelince aramasın. İhtiyar adam
içinden düşünüyordu
“-Dünya fani
Allah Yar”İhtiyar kadın
birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla
hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları
duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı
aldı
bir an düşünüp
çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kağıtların üstüne ters olarak
bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı
öptü. Bu büyük
torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı
mavi patiklerdi. Çantaya
fotoğrafların üstüne yerleştirirken
mavi
patiklerin üstüne düşen göz yaşlarını yavaşça sildi…..
AHMET ÜNAL ÇAM23 Nisan 2009: 07:36 #740230Anonim
çok güzel abi Allah razı olsun
23 Nisan 2009: 10:16 #740239Anonim
Allah razı olsun…
Rabbim hayırlı evlatlar nasip etsin… içim ürperdi hikayeyi okuyunca… anne baba hakkı çok önemli, Allahım anne baba rızasını almadan ölmeyi nasip etmesin:(23 Nisan 2009: 11:31 #740245Anonim
ihtiyacım olan bir yazı idi Allah razı olsun kardeşim…
Unutmamak gerek babalarıda evlatrıda unutmamak gerekir…
Biz unutmıyacağız…
Umarım sende bizi unutmazsın…:dft004::dft004::dft004:2 Mayıs 2009: 14:28 #741169Anonim
Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. “Ben artik gideyim” demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi.. “Kahveme koymak için..”
Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
Kahveye tuz!..
Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla “Garip bir agiz tadiniz var” dedi..
Delikanli anlatti:
Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki..”
Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
“Ölümümden sonra aç” diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
“Sevgilim, bir tanem..
Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken ‘Tuz’ çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..”
Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
Lafi açildiginda birgün biri, kadina “Tuzlu kahve nasil bir sey” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadinin..
“Çok tatli!..” dedi..2 Mayıs 2009: 16:22 #741184Anonim
Allah razı olsun
Maşallah ne büyük bi sevgi,sevmek fedakarlık ister..19 Mayıs 2009: 21:17 #743046Anonim
Ne oldum dememeli ne olacağına bakmalı.

Zengin adamın biri yemek yiyordu, sofrasında pişmiş tavuk vardı. Bir dilenci gelip, kendisinden bir şey istedi. Dilenciye bir şey vermeyip, onu eli boş geri çevirdi. Adam çok mal ve servet sahibi idi. Bir gün karısı ile arası açılıp, boşandılar. Karısı başka kocaya vardı. Kadının ikinci kocası yemek yerken bir dilenci ondan bir şeyler istedi. Sofrasında pişmiş tavuk bulunan adam karısına: – “Pişmiş tavuğu alıp dilenciye verdi. Kadın dilenciyi görünce, kendisine yabancı gelmedi. Biraz düşündü ve ilk kocası olduğunu anladı. Durumu ikinci kocasına bildirdi. İkinci kocası: “Allah?a yemin ederim ki, o adamdan bir şeyler isteyen fakir dilenci ben idim. Allah da onun mal ve servetini alıp, bana verdi” dedi.22 Haziran 2009: 14:07 #747916Anonim
“O gün bir takım aydınlık yüzler vardır; Rablerini seyrederler” (Kıyame-
22,23)
RABBİNİ SEYİR konusuna takılmıştı. Sufi; ANda yaşardı. O gün bugündü.
Öyleyse nasıl seyredebilirdi? Yazlık ayakkabı almak üzere mağazaya uğradı.
Seçimini yaptı keyifle. Çıkarken mağazada oturan bir ihtiyar seslendi:
– Ayakkabın oldu, sevindin!
– Eeee evet, hoşuma gitti tabii, dedi kekeleyerek.İhtiyar devam etti:
– Benlik dolu bir sevinç! Nefsini bir güzel yemledin. Şimdi iyice azar,
ejderha kesilir!..
Neler söylüyordu, derviş mi, meczup mu, kimdi? İhtiyar içini okurcasına
devam etti:
– Bir de Rabbini Seyretmek ha?… Sen kiiiiim Rabbini Seyir kiiiim?..
Beyninden vurulmuşa döndü. “Nolur devam et, Rabbimi nasıl seyrederim?” dedi.
– Çocuğa ayakkabı alacağız. Paran var mı?..
Var, dedi. Spor ayakkabısı alıp çıktılar. Aşağı mahalledeki gecekonduya
gelince kapıdan seslendi ihtiyar: “Kızıııım oğlanı dışarı yolla!” . Küçük
çocuk elinde topu ile koşarak geldi. Paketi açıp: “ Al bunlar senin”
dediler. Sevinçten havalara zıpladı çocuk. Geri dönerken ihtiyar sordu:
– Gözlerine baktın mı? Simasını seyrettin mi?..
– Evet gördüm, pırıl pırıldı sevinçten.
– Ona ayakkabı verirken ki sevincin mi daha çok, kendine alırkenki mi?
– Onu görünce içimi değişik bir sevinç, tatmadığım bir huzur kapladı.
– Gördüğün Rabbinin Vechiydi! Gözlerinde gülümseyen Allah’tı! Okuyup
ezberlemeyle varılır sanırsın! VERMEKLE VARILIR ALLAH’A! MÜMİNLE KAFİRİN
FARKI İMAN; MÜMİNLE MÜNAFIĞIN FARKI İNFAKTIR!.. İnfak ettikçe Rabbini
Seyredersin!..13 Temmuz 2009: 20:37 #750487Anonim
rabbim cümlemizi hayirli evlatlar olmayi nasip etsin ve bizim yavrularimizada hayirli evlatlar olmak nasip etsin insallah……
13 Temmuz 2009: 21:56 #750493Anonim
Teşekkür ederim.! 🙂
Allah razı olsun ARİF abi..
Hepsi çok güzel..15 Temmuz 2009: 09:14 #750607Anonim
@Aks_i_NuR 143720 wrote:
Teşekkür ederim.! 🙂
Allah razı olsun ARİF abi..
Hepsi çok güzel..ben size teşekkür ederim kardeşim…ALLAH cümlemizden razı olur inş.
15 Temmuz 2009: 11:14 #750636Anonim
@ARİF 123566 wrote:
Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. “Ben artik gideyim” demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi.. “Kahveme koymak için..”
Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
Kahveye tuz!..
Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla “Garip bir agiz tadiniz var” dedi..
Delikanli anlatti:
Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki..”
Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
“Ölümümden sonra aç” diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
“Sevgilim, bir tanem..
Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken ‘Tuz’ çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..”
Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
Lafi açildiginda birgün biri, kadina “Tuzlu kahve nasil bir sey” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadinin..
“Çok tatli!..” dedi..bu fedakarlığı dinimiz için yapabiliyomuyuz?
15 Temmuz 2009: 15:45 #750653Anonim
seven sevdiği için her türlü fedakarlığı yapar …işte sevgimizin ölçüsüde yaptığımız fedakarlıklar olsa gerek …
bu arada üyeliğinizi aktifleştirmek adına bir sıkıntı varsa bildirirseniz arkadaşlar yardımcı olurlar inş.8 Ekim 2009: 08:38 #757026Anonim
Vaktiyle Bursa’ da bir müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “ Her kula helâl, Müslüman’a haram!.. ”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu
Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
– “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin isbat ister, delil şarttır…”
dedikçe kadı kızmış:
– “Ne delili, ne isbatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.
Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
– “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
Adam:
– “Bir tek Sultan’a derim…”
diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş…Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
– “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,
Müslüman’a haram yazarsın?..”
Adam, başı önünde konuşur:
– “Delilim vardır, lâkin isbat ister.”
– “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
– “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
– “Eeee?!..”
– “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim…”
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
– “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
– “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz içinyaptırınız Sultânım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar âyininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutlulukk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla
daha bir sarılmışlar birbirlerine…
Sultan:
– “Bitti mi?..” demiş adama.
– “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
– “Şimdi nedir isteğin?..”
– “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen âlimini alınız minberinden…”
Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va’zı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış…
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
– “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
– “Kimbilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
– “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
– “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
– “Eee, ne olacak şimdi?..
Adam:
– “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”
“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
– “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lûtfen, böyle Müslümanlar’a su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
– “Hava bile haram, hava bile!..” demiş…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.