• Bu konu 12 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #652452
    Anonim

      İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi
      kendine düşünüyordu; “-Oh. . be ferahladım. Ölümlü dünya”.

      Oturduğu evin tapusunusmilev.gif çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu
      dairesinde çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedismilev.gif
      vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca’nın
      şarkısı çalınıyordu; “Allah Yar! Allah Yar!”.

      Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;

      -Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne
      diye eziyet çeksin yavrum.

      Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına
      geldi; “-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadarsmilev.gif
      ziyarete gelmeye de önem verse ya. “

      Bir an dalgınlaştı; “-Gerçismilev.gif gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama…”
      derin bir nefes aldı “-Boş ver canımsmilev.gif ne de olsa torunlarımın annesi.
      Eşinesmilev.gif çocuklarına iyi baksın da…” biraz da kendini teselli etmek
      için söylendi …biz bu gün varızsmilev.gif yarın yoğuz. “

      Evine yaklaşınca yine durgunlaştısmilev.gif “-Bakalım hanım ne
      diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama…. ” Düşünceler
      içinde zili çalarkensmilev.gif güleryüzlü olmaya çalıştı; “-Yooksmilev.gif iyi oldu
      canım. Biz ölünce oğlan rahat edeceksmilev.gif kötü mü?”

      Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;

      -Nasılsın hanım bu gün bakalım?

      Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;

      -Ne yapayımsmilev.gif bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.

      Eve girerken devam etti;

      -İnsan şehirde özlüyor çiçeğismilev.gif yeşilliği.

      -Eee. . köy gibi olmaz buralar tabii.

      Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;

      -Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.

      İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının;

      -Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de “-Ben
      torunları özlerim. ” Diye tutturmuştun.

      Kadınsmilev.gif yüzünü çiçeklere doğru döndü;

      -Ne bileyim bensmilev.gif düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan
      çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altındasmilev.gif bahçelerde
      yürümeyi özlüyor.

      -Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar
      ısınsın biraz gideriz

      -Havalar kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?

      -Yahu hanımsmilev.gif bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum.
      Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsunsmilev.gif bir gün de hemen gidelim diye.
      Dur da bu gün ne oldu anlatayım.

      Kadın endişeyle baktı kocasına;

      -Noldusmilev.gif oğlanı mı gördün?

      -Yok canımsmilev.gif nerden göreyim !

      Koltuğuna oturdusmilev.gif koynundaki tapu kağıdını çıkardı.

      -Bu nedir biliyor musun?

      -Hayırdır?

      -Hanımsmilev.gif yarın ne olacağı belli olmazsmilev.gif vademiz gelir de ölürseksmilev.gif
      oğlumuz kapı kapı uğraşmasınsmilev.gif diye evin tapusunu onun üstüne yaptım.

      Hanımının tepkisini beklerkensmilev.gif onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme
      sandı. Hanımı fısıldar gibi söylendi;

      -Oğlumuz da bu gün buraya gelmiştismilev.gif öğleden önce.

      -Öylemismilev.gif vay hayırsız. Demedin mismilev.gif ‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye.
      Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’smilev.gif diye kızmaya
      başlamıştım. Torunları da getirdi mi?

      -Murat’ı getirmiş. O da “-Sıkıldımsmilev.gif gidelim. ” Deyip durdu.

      -Vay kerata vay. Akşam gelse de ben de görseydim. Neysesmilev.gif hayırdırsmilev.gif
      gündüz vakti niye gelmiş ?

      Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu haldesmilev.gif çiçekleri sular gibi
      durarak masadaki kağıdı gösterdi;

      -Şu kağıdı getirmiş.

      İhtiyar adamsmilev.gif hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı.
      İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı.

      Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. Yaşlı kadın kızaran gözlerini
      kocasının görmemesine dikkat edereksmilev.gif eşinin kolundan tuttu koltuğa
      oturmasını sağladısmilev.gif tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı.

      İhtiyar adamsmilev.gif yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu. “
      Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik
      varlığını idare ve idame edemeyeceğismilev.gif ekteki doktor raporuyla da
      tespit edildiğindensmilev.gif taşınır ve taşınmaz varlıklarınınsmilev.gif resmi varisi
      oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir. “

      Resmi kağıtsmilev.gif yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere
      eğdismilev.gif kağıda boş boş bakmaya başladı. Hanımısmilev.gif gözlerini sildikten
      sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen
      ellerini tuttu. İhtiyar adamsmilev.gif oğlunun neden kendini doktora
      götürdüğünü anlamıştı. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;

      -Üç senedir uğramadıksmilev.gif köydeki ev ne haldedir?

      -Canım ne olacaksmilev.gif bir gün de temizlerim ben.

      -O evdesmilev.gif dizlerin üşürdü senin.

      İhtiyar kadınsmilev.gif daralan göğsünü hafifçe bastırdısmilev.gif “Yüreğimin üşümesi
      daha kötü diye düşündü”.

      -Merak etmesmilev.gif üşümem…üşümem…

      -Yarın mı gidelim diyordun?

      -Sen bilirsin bey.

      -Eşyaları bir taksiye atarsaksmilev.gif Son otobüse yetişiriz.

      -Olur. . Köyde zaten iyi kötü eşya varsmilev.gif ben hemen hazırlanırım.

      -Hazırlan. Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuversmilev.gif oğlan gelince aramasın.

      İhtiyar adamsmilev.gif içinden düşünüyordusmilev.gif “-Dünya fanismilev.gif Allah Yar”

      İhtiyar kadınsmilev.gif birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla
      hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları
      duvardan toplarken oğlununkine bir an baktısmilev.gif aldısmilev.gif bir an düşünüp
      çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kağıtların üstüne ters olarak
      bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldısmilev.gif öptü. Bu büyük
      torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı
      mavi patiklerdi. Çantayasmilev.gif fotoğrafların üstüne yerleştirirkensmilev.gif mavi
      patiklerin üstüne düşen göz yaşlarını yavaşça sildi…..

      AHMET ÜNAL ÇAM

      #740230
      Anonim

        çok güzel abi Allah razı olsun

        #740239
        Anonim

          Allah razı olsun…
          Rabbim hayırlı evlatlar nasip etsin… içim ürperdi hikayeyi okuyunca… anne baba hakkı çok önemli, Allahım anne baba rızasını almadan ölmeyi nasip etmesin:(

          #740245
          Anonim

            ihtiyacım olan bir yazı idi Allah razı olsun kardeşim…

            Unutmamak gerek babalarıda evlatrıda unutmamak gerekir…

            Biz unutmıyacağız…

            Umarım sende bizi unutmazsın…:dft004::dft004::dft004:

            #741169
            Anonim

              Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
              Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. “Ben artik gideyim” demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
              “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi.. “Kahveme koymak için..”
              Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
              Kahveye tuz!..
              Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla “Garip bir agiz tadiniz var” dedi..
              Delikanli anlatti:
              Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki..”
              Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
              Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
              Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
              “Ölümümden sonra aç” diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
              “Sevgilim, bir tanem..
              Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken ‘Tuz’ çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
              Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..”
              Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
              Lafi açildiginda birgün biri, kadina “Tuzlu kahve nasil bir sey” diye soracak oldu..
              Gözleri nemlendi kadinin..
              “Çok tatli!..” dedi..

              #741184
              Anonim

                Allah razı olsun
                Maşallah ne büyük bi sevgi,sevmek fedakarlık ister..

                #743046
                Anonim

                  Ne oldum dememeli ne olacağına bakmalı.

                  plus_rest_~ContainerHeaderTextLuminance~.gif
                  Zengin adamın biri yemek yiyordu, sofrasında pişmiş tavuk vardı. Bir dilenci gelip, kendisinden bir şey istedi. Dilenciye bir şey vermeyip, onu eli boş geri çevirdi. Adam çok mal ve servet sahibi idi. Bir gün karısı ile arası açılıp, boşandılar. Karısı başka kocaya vardı. Kadının ikinci kocası yemek yerken bir dilenci ondan bir şeyler istedi. Sofrasında pişmiş tavuk bulunan adam karısına: – “Pişmiş tavuğu alıp dilenciye verdi. Kadın dilenciyi görünce, kendisine yabancı gelmedi. Biraz düşündü ve ilk kocası olduğunu anladı. Durumu ikinci kocasına bildirdi. İkinci kocası: “Allah?a yemin ederim ki, o adamdan bir şeyler isteyen fakir dilenci ben idim. Allah da onun mal ve servetini alıp, bana verdi” dedi.

                  #747916
                  Anonim

                    “O gün bir takım aydınlık yüzler vardır; Rablerini seyrederler” (Kıyame-
                    22,23)

                    RABBİNİ SEYİR konusuna takılmıştı. Sufi; ANda yaşardı. O gün bugündü.
                    Öyleyse nasıl seyredebilirdi? Yazlık ayakkabı almak üzere mağazaya uğradı.
                    Seçimini yaptı keyifle. Çıkarken mağazada oturan bir ihtiyar seslendi:
                    – Ayakkabın oldu, sevindin!
                    – Eeee evet, hoşuma gitti tabii, dedi kekeleyerek.İhtiyar devam etti:
                    – Benlik dolu bir sevinç! Nefsini bir güzel yemledin. Şimdi iyice azar,
                    ejderha kesilir!..
                    Neler söylüyordu, derviş mi, meczup mu, kimdi? İhtiyar içini okurcasına
                    devam etti:
                    – Bir de Rabbini Seyretmek ha?… Sen kiiiiim Rabbini Seyir kiiiim?..
                    Beyninden vurulmuşa döndü. “Nolur devam et, Rabbimi nasıl seyrederim?” dedi.
                    – Çocuğa ayakkabı alacağız. Paran var mı?..
                    Var, dedi. Spor ayakkabısı alıp çıktılar. Aşağı mahalledeki gecekonduya
                    gelince kapıdan seslendi ihtiyar: “Kızıııım oğlanı dışarı yolla!” . Küçük
                    çocuk elinde topu ile koşarak geldi. Paketi açıp: “ Al bunlar senin”
                    dediler. Sevinçten havalara zıpladı çocuk. Geri dönerken ihtiyar sordu:
                    – Gözlerine baktın mı? Simasını seyrettin mi?..
                    – Evet gördüm, pırıl pırıldı sevinçten.
                    – Ona ayakkabı verirken ki sevincin mi daha çok, kendine alırkenki mi?
                    – Onu görünce içimi değişik bir sevinç, tatmadığım bir huzur kapladı.
                    – Gördüğün Rabbinin Vechiydi! Gözlerinde gülümseyen Allah’tı! Okuyup
                    ezberlemeyle varılır sanırsın! VERMEKLE VARILIR ALLAH’A! MÜMİNLE KAFİRİN
                    FARKI İMAN; MÜMİNLE MÜNAFIĞIN FARKI İNFAKTIR
                    !.. İnfak ettikçe Rabbini
                    Seyredersin!..

                    #750487
                    Anonim

                      rabbim cümlemizi hayirli evlatlar olmayi nasip etsin ve bizim yavrularimizada hayirli evlatlar olmak nasip etsin insallah……

                      #750493
                      Anonim

                        Teşekkür ederim.! 🙂
                        Allah razı olsun ARİF abi..
                        Hepsi çok güzel..

                        #750607
                        Anonim

                          @Aks_i_NuR 143720 wrote:

                          Teşekkür ederim.! 🙂
                          Allah razı olsun ARİF abi..
                          Hepsi çok güzel..

                          ben size teşekkür ederim kardeşim…ALLAH cümlemizden razı olur inş.

                          #750636
                          Anonim

                            @ARİF 123566 wrote:

                            Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
                            Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. “Ben artik gideyim” demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
                            “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi.. “Kahveme koymak için..”
                            Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
                            Kahveye tuz!..
                            Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla “Garip bir agiz tadiniz var” dedi..
                            Delikanli anlatti:
                            Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki..”
                            Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
                            Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
                            Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
                            “Ölümümden sonra aç” diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
                            “Sevgilim, bir tanem..
                            Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken ‘Tuz’ çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
                            Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..”
                            Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
                            Lafi açildiginda birgün biri, kadina “Tuzlu kahve nasil bir sey” diye soracak oldu..
                            Gözleri nemlendi kadinin..
                            “Çok tatli!..” dedi..

                            bu fedakarlığı dinimiz için yapabiliyomuyuz?

                            #750653
                            Anonim

                              seven sevdiği için her türlü fedakarlığı yapar …işte sevgimizin ölçüsüde yaptığımız fedakarlıklar olsa gerek …
                              bu arada üyeliğinizi aktifleştirmek adına bir sıkıntı varsa bildirirseniz arkadaşlar yardımcı olurlar inş.

                              #757026
                              Anonim

                                Vaktiyle Bursa’ da bir müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “ Her kula helâl, Müslüman’a haram!.. ”

                                Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…

                                Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu

                                Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.

                                Adam:

                                – “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin isbat ister, delil şarttır…”

                                dedikçe kadı kızmış:

                                – “Ne delili, ne isbatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.

                                Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:

                                – “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.

                                Adam:

                                – “Bir tek Sultan’a derim…”

                                diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş…Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:

                                – “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,

                                Müslüman’a haram yazarsın?..”

                                Adam, başı önünde konuşur:

                                – “Delilim vardır, lâkin isbat ister.”

                                – “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”

                                – “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”

                                – “Eeee?!..”

                                – “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”

                                Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim…”

                                Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:

                                – “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.

                                Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…

                                Az zaman geçmiş ki, adam:

                                – “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz içinyaptırınız Sultânım” demiş.

                                Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar âyininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutlulukk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla

                                daha bir sarılmışlar birbirlerine…

                                Sultan:

                                – “Bitti mi?..” demiş adama.

                                – “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.

                                – “Şimdi nedir isteğin?..”

                                – “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen âlimini alınız minberinden…”
                                Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…

                                Ve ne olmuş bilin bakalım?..

                                Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va’zı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış…

                                Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:

                                – “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”

                                – “Kimbilir ne halt etti de tevkif edildi!..”

                                – “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”

                                – “Sorma, sorma…”

                                Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:

                                – “Eee, ne olacak şimdi?..

                                Adam:

                                – “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”

                                “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:

                                – “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lûtfen, böyle Müslümanlar’a su helâl edilir mi?..”

                                Sultan acı acı tebessüm etmiş:

                                – “Hava bile haram, hava bile!..” demiş…

                              14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.