• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #652599
    Anonim

      Ahir ömürlerinde birbirlerine can yoldaşı olmuş Melek teyze ve Gülfiye nineyi görenler gerçek abla kardeş sanıyor. Oysa onlar on sene öncesine kadar birbirlerinden habersizdi. 1999’daki büyük Marmara Depremi’nden bir süre önce komşularıyla birlikte sohbet için gittiği Melek Ünver’in evinden bir daha ayrılamamış Gülfiye Korkmaz. nine.jpg
      Bulgaristan’ın Nevrekop şehrinden mübadele ile Balıkesir’e yerleşmiş bir harp mağduru olan Gülfiye nine mübadelede 10 yaşında olduğunu söylüyor ama zihni biraz karışık. Yaşı bazen 90’a çıkıyor, bazen 80’e iniyor. 16 yaşında İstanbul’un köklü bir ailesine gelin gelmiş. Eşi, şehirleri, köyleri gezip cami yaptırmak için makbuz karşılığı yardım toplarmış. Bir kızı, bir oğlu olmuş. Eşinin ayda bir kere uğradığı evinde çocuklarını yalnız büyütmüş. Evinde yatalak hasta bakmadan fabrikalarda işçiliğe kadar her işi yapmış evini geçindirmek için. Oğlu dönememiş asker ocağından. Kızı, torunları ise hayatta. Ama yine de yalnız yaşamayı tercih etmiş, yolu Melek Hanım’ın evine düşene kadar.
      Melek teyze ve eşi Ali Ünver, Bahçelievler’de kendilerine ait fırını işleterek geçinen, iki çocuk ve torun sahibi bir çift. Melek teyze çevresinde sayılan, sevilen, evini komşularına açan, bildiği kadarıyla kadın ve genç kızlara Kur’an ve hadis kaynaklı sohbetler eden çok çalışkan, gayretli bir hanım. Hadis sohbeti dinlemeye gelen Gülfiye ninenin yalnız yaşadığını öğrenince bir gece evinde misafir kalmasını rica eder. Melek teyzenin güler yüzünden, tatlı dilinden, saygısından, sevgisinden çok etkilenen Gülfiye nine, ertesi gün orada daimi kalma isteğini dillendirir. Ancak, ‘akrabaların, kızın belki razı olmaz, önce onlarla konuş’ diyerek nineyi yolcu eder Melek teyze. Bu arada eşi vefat eder. Depremden sonra Gülfiye nine ‘burada kalmak için geldim’ diyerek kapıyı tekrar çalar ve bir daha da ayrılmaz. Çocukları, torunları da alışmış zaman içinde. Hatta Gülfiye ninenin kızı da annesini ziyaret ettikçe “Öz ablam olsaydı senin kadar sevmezdim. Annem ölse bile ben seni ziyaret etmeden bırakmam.” diyormuş. Gezmeyi, sohbeti, kalabalık ortamları sevdiği için Melek teyzenin evinde çok rahat ettiğini söyleyen Gülfiye nine, “Melek’i her yönden çok severim. Cömerttir. Lafı yerinde konuşur. Kavgası yok. Beni hiç kızdırmıyor. Büyü bilmem, okumak bilmem, yazı bilmem. Benimle kavga da etmiyorlar. Niye gidecekmişim?” diyor.
      Melek Ünver’in evinin kapısı hep açık. Geleni gideni eksik olmuyor. Her misafire ikram edecek bir şeyler buluyor. Gülfiye nine ile ilişkisini ise şöyle anlatıyor: “Ablam yanıma geldiği zaman hiç tanımıyordum. Evini bile gidip görmedim. Odamın birini ona ayırdım. Allah kalbime merhamet versin, abla diyorum. O da çok seviyor. Hatasız kul olmaz. Mutfağımızda yanmadık hiçbir şey yok. Aklına ne gelirse kullanır. Kahve cezvesinde soğan haşlar. Banyoda her yeri ıslatır. Bazen aklıma geliyor söyleyeyim diye. Sonra da ‘kalbini kırmaya değmez?’ deyip vazgeçiyorum. Üç günlük dünya, öyle böyle geçecek. İki dünyada da rahatlık olmuyor. Çok kalacağımız yere daha çok dikkat etmemiz lazım. Hayatta Allah’ın rızasından başka gayem yok.”

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.