- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Mayıs 2009: 09:38 #652869
Anonim
DSP’li Tan, Zeki Sezer’le ziyarete gittikleri ve Bülent Ecevit’i son kez gördüğü geceyi anlattı…[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ahmet Tan, Zeki Sezer’in 17 Mayıs’taki kurultayda aday olup koltuğuna döneceği söylentileri çıkınca “Sezer, Ecevit’in komaya girmesinden önceki son 24 saati hatırlasın” dedi. Herkes merak etti, Tan açıkladı: “Sezer ’artık çalışamıyorum’ diye bağırmaya başladı. Rahşan Hanım ‘bu yaptığınız çirkinliktir’ deyip çıktı. Ecevit ise titriyordu”
Tan, Milliyet’te yayınlanan röportajda Devrim Sevimay’a o geceyi şöyle anlattı:“… Zeki Sezer huzursuzdu. Giderek huzursuzluğu dışarı yansımaya başladı. Bir yandan Büyükerşen partinin başına gelecek deniyor, bir yandan “Başbakan Sezer” sloganları atılıyordu. Örgüt de ne yapacağını şaşırdı. Bu çatlamayı hissetti Zeki Sezer ve 16 Mayıs günü Ecevit’lerden randevu istedi. 19.30 için randevu verildi, gittik.
Kimler var?
Sezer, ben, o zaman genel sekreterim, genel sekreter yardımcısı Hasan Erçelebi, sayman Hasan Suna, eski milletvekili Hasan Macit ve Melda Bayer var. Gittik; Rahşan Hanım bilinen, “Niye geldiniz” der gibi sorgulayarak bakıyordu bize.Siz tam olarak niye gitmiştiniz?
Şahsen ben Ecevit parti için nasıl bir model öngörüyor, onu merak ettim. Seçimler de yaklaşıyor, Alman modeli mi uygulanacak, genel başkan artı bir başbakan adayı mı çıkarılacak, bunun açıkça ilan edilmesi gerektiğini düşünüyordum. Söze de ilk ben girdim zaten. Ben bitirdim, sonra herkes kendi üslubunca artık partinin örgütüyle bir sıkıntı yaşadığı, bu sıkıntının aşılması için Sezer’in durumunun ne olacağının kesinleşmesi gerektiğini anlattı. Derken bir ara birinin ağzından Yılmaz Büyükerşen lafı çıktı ve olan oldu.Ne oldu?
Zeki Sezer hemen lafa girdi, “Efendim, artık durdu parti, ben çalışamıyorum, çalışma imkânı kalmadı…” diye yüksek sesle konuşmaya başladı. Sesi giderek yükseliyor ve öfkesi de sesine yansıyordu.Ecevit ne dedi?
“Zamanında siz bana önerdiniz Büyükerşen’in adını” dedi. Gerçekten de Sezer 2005’te bir yürüyüş sırasında bana da “Başbakan adayı ben olmayayım, Büyükerşen olsun” demişti. Bunu Ecevit’e de söylemiş, hatta bir keresinde Büyükerşen’i alıp Ecevit’e gitmiş.Sezer’in yanıtı?
“Ben” dedi, “Her türlü fedakârlığı yaptım sizin için, parti için.” Tabii Rahşan Hanım hemen “Ne yaptın?” diye sordu, Sezer “Partiye sahip çıkmak için başbakanlıktan vazgeçtim, genel başkanlıkla yetindim” dedi.Başbakanlıktan mı?
Evet, öyle dedi. Rahşan Hanım da “İnsan elindeki şeyden vazgeçince fedakârlık olur. Başbakanlık nasıl senin feda edeceğin bir şey ki” diye yanıt verdi. Sezer tabii çok zor durumda kaldı, ama bir kez sinirlenince insicamı gidiyor, sesi yine yükselmeye başladı. O kadar bağırıyor ki ben artık endişe etmeye başladım, çünkü Ecevit’in de çok sağlıklı olmadığı hissediliyor.Sesini Ecevit’e duyurmak için olabilir mi?
Hayır, kendini Ecevit’e duyurmanın ötesine geçmiş bir tondu. Yani şöyle söyleyeyim, sesi evin içinde çınlıyordu. Derken birden kalktı ayağa, “Bildiğiniz gibi idare edin” dedi. O böyle bağırarak bunu deyince bu kez Rahşan Hanım kalktı, çok sert bir tonda “Bu yaptığınız çirkinliktir” deyip salonu terk etti.Ecevit ne yapıyor?
Ecevit titriyor, o da kalktı ayağa, bir şeyler söylemek istiyor, ama tam söyleyemiyor. Şimdi bakın, Ecevit’e silah çekilebilir, ateş edilebilir, ettiler de, her türlü siyasi saldırıya maruz bırakılabilir, bıraktılar da, ama Ecevit’in yüzüne karşı bağrılamaz. Ve bu sadece saygıdan değil, fiziki imkânlar da müsait olmadığı için yapılamaz. Nezaketi bir hayat tarzı haline getirmiş biri… Üstelik bu da hesaplı bir şey değil, doğal hali öyle.
Ressam bir anneyle doktor bir babanın tek çocuğu, aristokrat bir ailede büyümüş, şiirsel bir insan… Dediğim gibi ona ateş edilebilir, ama bağrılamaz. Şimdi böyle birinin o gece herhalde müthiş bir üzüntüye girdiğini hesap etmek zor değil.Nasıl sona erdi o kriz anı?
Biz hemen Zeki Sezer’i tuttuk, oturtmaya çalıştık, ama tabii iki üç dakika sonra kalktık. Her zaman kapıya kadar uğurlayan Ecevitler gelmediler, çok soğuk bir biçimde ayrıldık evden.Herkes ne düşünüyordu evden çıkarken?
Hepimiz çok üzülmüştük. Sezer’in çift başlılıktan rahatsız olmasına hak versek bile Ecevit’e karşı tepkisinin bu tarz olması, kendini kontrol edememesi çok yanlış oldu. Zaten sonra hepimiz o akşamı unutmaya çalıştık. Çünkü hakikaten ailenin babasına karşı bir başkaldırı, büyük bir saygısızlık yaşanmıştı. Zaten Ecevit de yaklaşık 36 saat sonra Danıştay üyesinin cenazesine katıldı ve hemen akşamına komaya girdi.Siz “Ecevit aslında Sezer yüzünden komaya girdi” mi diyorsunuz?
Hayır, “Komaya Sezer soktu” demiyorum, ama büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntüye soktu diyebilirim. Ecevit zaten çok sağlıklı değildi, ama öyle bir insana bağırmanın da mazeretinin olmaması lazım.‘Ecevit’le son konuşmam oldu’
Sizlerin Ecevit’le son konuşması o akşam mı olmuş oldu?
Çok acı, ama evet. Bizim son konuşmamız o oldu, ertesi gün cenazede ancak uzaktan gördük, o mahşeri kalabalıkta yaklaşma imkânımız yoktu.Böyle bir olaydan sonra mesela neden genel sekreterlikten istifa etmediniz?
Ecevit komada, benim istifa etmem parti krizi çıkarmak ve Ecevit’e ilave bir saygısızlık yapmak olacaktı. Kaldı ki Sezer’in yanında olmak bizzat Ecevit tarafından bana verilen bir görev, bir emanetti.Peki, sizin şimdi Sezer’e “Son 24 saati hatırla” demenizin sebebi ne?
Ben o lafı “Konuşursam yer gök yıkılır” diye söylemedim. Benim tipim de, anlayışım da öyle şok açıklamalara müsait değildir zaten. Ama ben Sezer’e bir dostu olarak “Hatırla” diyorum. 50 yıllık siyaset hayatının sonunda “Benim en büyük eserim DSP’dir” diyen bir insan partiyi sana emanet etmişti. Ama sonra partinin senin elinde bir yere varamayacağını görüp yeni bir formülle kararını tashih etmeye çalışıyordu.
Belki çok demokratik değil, ama buna hakkı vardı bu insanın. Kaldı ki Büyükerşen adını Ecevit’in aklına ilk sokan da kendisi. O günü hatırlasın ve bu işi yapamayacağını itiraf etsin Sezer. Genel başkanlık yüzünden Ecevit’e bile saygısızlık yapacak kadar stres altına girdiğini hatırlasın ve 17 Mayıs kurultayında aday olmasın. Bunu ona dostça, onu da korumak için söylüyorum. Hem kendine, hem partiye yazık olacak, yapmasın.Üç yıl sonra, şimdi anlatmanızın sebebi de bu mu?
Bugüne kadar parti zarar görmesin diye gündeme getirmedim, şimdi de yine parti zarar görmesin diye gündeme getiriyorum. Belki kurultay tarihi 17 Mayıs gününe denk gelmese yine konuşmayabilirdim, ama madem aynı günü seçtiler en azından ilahi adalet gereği bu hatırlatmayı yapmam gerektiğini düşündüm.
[/FONT] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.