- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Mayıs 2009: 21:47 #652997
Anonim
İSLÂM KERİM-OV… 30 Ocak 1938’de hayata gözlerini Semerkand’da açmış… Komünizmin hür dünyâyı müstevliyâne tehdid ettiği yıllar. Türkî ülkelerin hemen tamamı gibi, Özbekistan da Sovyetler Birliği’nin zulmü altında inlemektedir. Müslüman halkın bu dinsiz ve ahlâksız rejime direnci, olabildiğince gözden uzak, olabildiğince münzeviyâne inançlarını ve ahlâkını muhafaza etme gayretinden ibarettir. Karşı bir hareket için en ufak bir imkân bırakılmamış, şiddetli bir istibdad nefes aldırmamaktadır.
Müslüman halkın çocukları, komünist rejim tarafından devlet okullarına alınmakta ve oralarda dinsiz ve ahlâksız nesiller yetiştirilmektedir. Zirâ, komünist saltanatın geleceği onlara havale edilecektir; dünyâya onlar şekil verecektir…
Ceddinin, “İslâm” gibi olsun, temennisiyle evlatlarına verdiği bu ön isim, soy isminin “Kerim”liğiyle de birleşince İslâm gibi kâmil ve kerem sahibi bir insan olacaktı, İslâm Kerimov… Ama heyhat ki, bu âile ümid ve temennisini komünist rejimin müesseseleri tahrib etmekle kalmaz, şerre de tahvil eder. Kerimov, komünist Sovyetler’in itimadını kazanıp başbakan yardımcılığına yükselecek kadar da iyi(!) bir komünist olarak yetişir. Nihâyet, İslâm ve keremle yegâne irtibatı isminden ibaret kalır…
Komünist blokon dağılması ve Türkî Cumhuriyetlerin birer birer istiklâliyetlerini kazanmaları komünist Kerimov’u da Bağımsız Özbek Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığına taşır: 24 Mart 1990…
Bugün 71 yaşında olan Kerimov, ömrünün son 19 yılını aynı makamda geçirmeye muvaffak olur. Emeli, Hazreti Azrail göğsüne çöküp günahkâr ve müstebid ruhunu kabzedinceye kadar aynı makamda kalmak. On yıl, bilemediniz onbeş yıl daha…
Ömrünün yüzde doksanına yakın kısmını geride bırakmış, cesedine takılmış beşerî zevklerin kahir ekseriyetini cisminin yaşlılığı sebebiyle kaybetmiş; bu, türünün son örneği sözde Cumhurbaşkanının ömrünün son yıllarını endişelerden uzak, sükûn içinde yaşaması Özbekler için hayırlı olurdu şüphesiz. Ne var ki, yaşlı tiranı iktidarını koruma telaşı sarmış; esen yelden, uçan kelebekten ödü patlıyor. Korkaklığının bedelini de halkının en iyilerine zulmetmekle ödetiyor… Her müstebid gibi, o da çok korkuyor; ölüm korkusu, yaşlı cismi için bir şey ifâde etmeyen yatak odalarında bile yakasını bırakmıyor; yatak odasının sâkinleri bile muhtemel düşmanlar listesinde…
Korktukça da zulmün şiddetini arttırıyor… Muhtemel tehlikelerin tamamı için zulümlerin en şiddetlisini mübah addedip icra mevkiine koydurtuyor… Ve yazık ki, yaşlı komünistin birinci sıra addettiği düşmanları Müslümanlar, has isimleriyle de Nur talebeleri…

Basından tâkib ettik… Geçtiğimiz hafta sekiz Nur Talebesi’ne 6 ile 9 yıl gibi ağır hapis cezaları verildi, Kerimov Mahkemeleri tarafından… Bu mazlum ve mâsûm insanların suçu Nurcu olmak… Nurcu olmak, yâni dünyânın en mâsûm ve en temiz insanlarından olmak… Bu umumî suçlamanın altında sıralanan iddialar tam bir hezeyânnâme manzumesi:
Savcı, bir taraftan mazlum Nur Talebeleri’ni bin yıllarla ifâde ettiği dinlerini yıkmak için dinî propaganda yapmakla ittiham ederken, öbür taraftan Pan Türkist propaganda yapmakla suçluyor. Ezdâdın içtimaı, mantığın varlığından beri kaziye-i muhkemedir, ama Özbek savcının vazifesi, Kerimov’un iradesi istikametinde, gerektiğinde en kat’i mantık kaidelerini bile yerle bir etmektir. Hergele bilmiyor ki, yegâne maksatları, dinlerini yaşamaktan ibaret olan Nurcular, imanlarının muktezasınca Türkçülük yapmaktan memnudurlar. Irkrçılık, İslâm’ın bin dörtyüz yıllık redleri arasında ilk sıralarda yer aldığı halde; Nurcuları, Pan Türkist propaganda yapmakla ittiham etmek, Özbek sevcısı ve hakimlerinin köle ruhlarına ayna tutmaktan başka birşey ifâde etmez…
Özbek Nur talebelerine gelince… Gazâları mübarek olsun!.. Şu fânî dünyâ gibi, bu fânî dünyâdaki her hâl de fânî ve geçicidir. Bütün tasarruflar Allah’tan gelir ve mutlak hayırlarla gelirler… Özbekistan’ın hapishaneleri Medrese-i Yusufiye olmaya hazırlanıyor, Özbek Nur talebeleri, ihlâslarının mükâfatını Üstâd’larının hayatının bir benzerini yaşamaya hazırlanmakla kazanıyorlar. Her hâlleriyle, o muazzez insana benzemek, büyük bahtiyarlık…
Özbek kardeşlerimize; Allah, sabır ve metanetle birlikte Medrese-i Yusufiye hizmetlerinde muvaffakıyet versin… Onlar için Özbekistan’ın en rahat ve en emin yeri hapishane olmalı ki, Rabb’im onları orada bir nevi himaye altına aldı. Bu hıfz ve inâyetin mukabilinde onlara düşen hapishane dakikalarını, Üstâd’ları gibi, faydalı kılmaktır.
Kerimov’a gelince… O, zulmünün yegâne karşılığı olan Cehennem’e kesb-i istihkâk etmekle meşgul; âhir ümründe zulme hız vermesinin başka izahı yok. Bir cemiyetin en iyileri ve en mâsûmlarına zulmetmedikçe müstebid, Cehenneme bihakkın müstehak olmaz. Besbelli ki, Kerimov da dersini süfyandan almış, onun şâkirdliğini deruhte ile onun gibi davranıyor… Üstâd, yerden göğe haklı:
“Zaman gösterdi ki, Cennet ucuz olmadığı gibi, Cehennem de lüzumsuz değil!”7 Mayıs 2009: 21:56 #741805Anonim

Dünya Risale-i Nur’u Okuyor
24 Nisan Cuma saat 11.00’de başlayan Özbekistan’daki Risâle-i Nur mahkemesinin ikinci celsesindeki savunmalarda başlıktaki cümle de yer aldı. Önce 10 avukat 10 cihetten Nur Talebelerinin suçsuz olduklarını, kanunda olan suçların bu kişilerde bulunmadığını bir bir ispat ettiler. Hepsinin güzel ahlâklı insanlar olduklarını söylediler ve sanıkların serbest bırakılmalarını talep ettiler. Sonra hâkim sözü Nur Talebelerinin anne-babalarına verdi. Önce Şuhrat Kerimov’un babası Buhara’da çok meşhur bir dâhiliye doktoru olan Şerif Kerimov söze başladı. Şerif Kerimov: “Ben Buhara’da 40 sene sizleri tedavi ettim, sizlere hizmet ettim. Benim bir oğlum var, o da sizlere hizmet ediyor” dedi. Heyecanından kendini tutamadı, ağladı. Bunun üzerine orada hazır bulunanlar da etkilenerek gözyaşlarına boğuldular. Hâkim bir kâğıdı göstererek Şerif Kerimov’a: “Siz buna ne diyorsunuz? Bu kâğıttaki şema bunların sistemini gösteriyor. Bunlara kim liderlik ediyor, onun yardımcıları kim, hangi şehirlerde bunların adamları var, v.s.” gibisinden sorular sordu. O sırada İkram Mirajov’un babası Zavkidin Hoca el kaldırdı ve “Sayın Hâkim müsaade ederseniz ben sizin sualinize cevap verebilirim” dedi. Hâkim: “Evet, buyurun. Siz kimin akrabasısınız?” İkram Mirajov: “Bu benim babamdır.”
Zavkidin Hoca: “Bu sizin elinizde olan kâğıt esassız bir kâğıttır. Sizi ve Özbekistan halkını evhamlandırmak için düzenlenmiş bir kâğıttır. Yalan yanlış uydurma ve iftiraya dayalı bir kâğıttır.”
Hâkim: “Siz misiniz şikâyetnameleri Başbakana ve diğer devlet dairelerine yazan?”
Zavkidin Hoca: “Evet, ben yazdım. Nasıl yazmam? 4 aydır ben oğlumu görmüyorum. Ben 43 senedir Buhara Üniversitesinde hocalık yapıyorum. Sizlere ve sizin çocuklarınıza ders verdim. Oğlum İkram da 10 senedir hizmet ediyor. Bunların hepsini ben biliyorum. Bunların hiçbir suçu yok. Ben bunların çocukluklarını biliyorum. Bunlar güzel ahlâklı, vatanımıza, ailesine çok faydalı gençlerdir. Ben bunlara kefilim.”
Hâkim: “Siz bu kâğıda ne diyorsunuz? Bu 8 kişinin imzası olan araştırma bilirkişi raporudur.”
Zavkidin Hoca: “Ben buna dünyaca meşhur 152 profesörün imzaları ile cevap veriyorum. Risâle-i Nur üzerine dünyada uluslar arası sempozyumlar, paneller ve konferanslar düzenleniyor. Risâle-i Nur’u dünya okuyor” deyip ve oğluna yönelip, “Oğlum İkram sabırlı ol, korkma, her şey Allahdandır!” diye teselli verdi.
Savcı, İkram Mirajov’a 11 sene, diğer Nur Talebelerine 7-8 seneden başlayan hapis cezası talebinde bulundu. Sonunda hâkim cemaat reisi diye itham edilen İkram Mirajov’a 9 yıl, 7 kişiye de 6’şar yıl mahkûmiyet verdi. Avukatlar temyize müracaat edeceklerini belirtirlerken, ceza verilen Nur Talebeleri de kararı ahiret beratı olarak kabul ettiler. Bediüzzaman ve talebeleri de haksız yere mahkûm edilmemişler miydi? Ama bugün herbiri dünya çapında gönüllerde taht kurdular.
Hafız Ali Denizli’de mahkemeye giderken dâvâ arkadaşlarına şöyle demişti: “Merak etmeyin! Birgün bu Nurlar parlayacak, karşımızda küfrü mutlak var.” Evet, Nurlar parlamaya devam ediyor, hiçbir baskı ve zulüm, inkâr yayılmalarına engel olamadı, İnşaallah olamayacak.
Şaban DÖĞEN
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.