• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #653049
    Anonim

      Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.

      Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, Böyle zengin olduğun için hep şükret der. Şakir ise şöyle cevap verir: Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer…

      Derviş, Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir’den söz eder. Haa o Şakir mi? der köylüler, O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor. Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme… Unutma, bu da geçer…

      Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir, Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır:Bu da geçer…

      bir zaman sonra derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer” Derviş, “Ölümün nesi geçecek? “diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…

      O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın… Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.

      #741922
      Anonim

        Bu da geçer ya hu…

        [IMG]http://istiane.files.wordpress.com/2008/10/141.jpg?w=500&h=375[/IMG]
        Orjinal hattıyla tablosu bir çoğumuzun evini ve işyerini süsleyen bu hikmetli söz gerçekten ibretli ve faydalı bir tavsiyedir. Her türlü dünyalık sıkıntı meşakkatin, aynı zamanda zevk ve sefanın geçici olduğuna işaret eder. İyi ve kötü, keyif ve acı, beğenilmek ve itilmek, başarı ve hata, şöhret ve faciaya maruz kalmak… kısacası her halin gelip geçiciliğini bizlere hatırlatır. Dünyada her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır ve öyle olması da gerekir.
        Evet, dünya fanidir. Geçici zevklere, makamlara bel bağlamamak gerekir. Ama dünya meşakkatlerinin de geçici olduğunu bilmek lazımdır.
        Her türlü ağır ızdıraplar, ciddi acılar, felaketler devamlı değildir. Nasıl başlangıcları varsa, sonları da öyle mevcuttur.Eninde sonunda bunlar bitecekler, dert etmeye değmezler.
        Keyifliyken bu duygunun hiç sona ermemesini, ızdırabımız varken hemen bitmesini isteriz. Ama çoğu zaman böyle olmayabilir. Fakat er geç ikisi de sona erecektir.
        Bazen şahsımızı, ailemizi, çevremizi veya memleketimizi kara bulutlar sarar. Herkes gergindir, sıkıntılıdır. Sanki çıkış yolu yok gibidir. Böyle zamanlarda BU DA GEÇER YA HU ! demek gönlümüze su serper, içimizi ferahlandırır.
        Hakikatta böyledir zaten. Her yokuşun bir inişi, her gecenin bir sabahı vardır. Şimdiye kadar saydığımız insan ve toplum, inanç sahipleri ve iman ehli en ağır imtihanlara maruz kaldılar, işkence veezalara tahammül ettiler. Hepsinin sıkıntısı geçti, cefaların verdiği tecrübe ve olgunluklar onlara kaldı .
        Dünyevi zevk ve sefalara dalanlar da bunu sürdüremediler. Bir süre sonra ızdırap ve cefalara maruz kaldılar. Evet, her türlü zevk ve meşakkat geçicidir. Hem sefa içindeyken, hem cefa çekerken BU DA GEÇER YAHU ! demeyi unutmayalım…
        Böylelikle daha olgun davranmış olur, olumsuzluklardan daha az etkilenir, dünyaya daha kuşbakışı nazar eder ve ölümsüz gerçeklere daha candan bağlanırız.
        Doç. Dr. Sefa Saygılı ‘nın Mutluluk Elimizde kitabından

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.