- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
11 Mayıs 2009: 09:16 #653168
Anonim
Avrupa Kiliseler Birliğinin gizlenen kararı
Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze dek Batı’da Hz. Peygamber’i (asm) “bir peygamber” olarak tanıma konusunda önemli bazı tartışmalar gündeme geldi.
Siyasî, teolojik ve sosyolojik muhtelif sebepleri olduğunu düşündüğümüz bu tartışmaların ateşleyicisi olarak 1962-1965 yılları arasında toplanan ve hâlâ muhtevası konusunda net bilgiler resmen açıklanmayan “II. Vatikan Konsili”nde İslâm Dîni ve Hz. Peygamber (asm) konusunda ortaya konan tartışmalar gösterilebilir. Bu kararlardan daha yakın tarihli olanı ise 1984 tarihinde Avusturya’nın St. Poelten kasabasında yapılan Avrupa Kiliseler Birliği’ne bağlı İslâm Komisyonu’nun aldığı kararlardır. Allah ve Hz. Peygamber (asm) hakkında Müslümanların inançlarına hemen hemen paralel kararların alındığı bu toplantının sonuç bildirgesi, Avrupa Kiliseler Birliği’nin Websitesi’ne önce konmuş sonradan kaldırılmıştır. Ancak her hâl ü kârda bir kitapçık olarak sınırlı sayıda yayımlanmıştır.
Hıristiyanlar belgeyi adeta unutturmaya çalışmışlar, çok az sayıda araştırmacı dışında sonraları atıf yapılmamış. Müslümanlar ise belgenin varlığından bile uzun yıllar haberdar olmamışlar. Hz. Peygamber (asm) konusunda benzer tartışmaların yapılıp kararların alındığı (!) II. Vatikan Konsili’ndeki kararlar, henüz resmen bilinmiyorsa da, sonraki zamanlarda, insaflı bazı Hıristiyan teologlar tarafından irdelenmiş ve atıfta bulunulmuş. Meselâ İsviçre asıllı ünlü Alman teoloğu Hans Küng bunlardandır. Katolik Kilisesi’nin II. Vatikan Konsili’nde yayımladığı “Hıristiyan Olmayan Dinler Deklarasyonu” adlı dokümanla ilgili yaptığı yorumda Küng, şu noktanın altını özenle çizme gereği duymuş:“Şayet Katolik Kilisesi ve diğer bütün kiliseler Müslümanlarla hakikî ve verimli bir diyalog kurmak istiyorlarsa, Muhammed’in peygamberliğini resmî olarak kabul etmeleri gerekir.”
TARİHÎ TOPLANTIII. Vatikan Konsili’ndeki tartışmaların tetiklediğini düşündüğümüz ferdî plandaki teologların ısrarlı telkin ve açıklamalarına rağmen, yakın zamana dek önde gelen Hıristiyan kurum ve kuruluşlarının, resmî olarak Kur’ân’ın Allah Kelâmı, Hz. Peygamber’in de (asm) peygamberliği konusunda sessizliklerini korudukları sanılıyordu. Ancak Witness to God in a Secular Europe=Seküler Avrupa’da Allah’a Şahitlik Etme (Geneva 1984) adlı yeni elde ettiğimiz belge, bu yönde bir tartışmanın, daha ziyade Protestanlara ait 112 farklı kilisenin temsil edildiği Avrupa Kiliseler Birliği’nin 10 Mart 1984 tarihinde Avusturya’nın St. Poelten kasabasındaki toplantısında da yapıldığını gösteriyor.
Kurumun Websitesinde bu kararlar önce duyurulmuş ancak sonradan kaldırılmıştır. Dolayısıyla hâli hazırda Websitesinde bu belgenin içinde bulunan İslâm Komisyonu’nun ilgili kararları yer almıyor. Ancak konuyla ilgili az sayıdaki bazı Hıristiyan teologlar, çalışmalarında belgeye atıflar yapmışlardır. Bu kişilerden en önemlisi Jan Slomp adlı, Hz. Peygamber (asm) ve Hıristiyan-Müslüman ilişkilerine dair insaflı çalışmaları ile tanınan Hollandalı şarkiyatçıdır. Slomp, “Hıristiyanların (Hz.) Muhammed’in Peygamberliğini Tanımasına Dair Tartışmalar” adlı Hollandaca makalesinde, kendisinin de bizzat komisyonunda yer aldığı bu belgeye atıfta bulunmuştur. Yakın irtibatımıza binâen belgeyi kendisinden temin etmek mümkün oldu. Bu sebeple kendisine buradan özellikle teşekkür etmek istiyorum.
Buna göre bu kararların alındığı komisyonun başkanlığını, daha sonra Dünya Kiliseler Birliği’nde Müslümanlarla ilişkilerden sorumlu bölümün başına getirilen Dr. Ulrich Schoen yapmış. Komisyona ayrıca Kanadalı Stuart Brown, Thomas Michael, Yunanlı Anastasios Yannoulatus ve Jan Slomp gibi Hıristiyan din adamı ve akademisyenler katılmış. Toplantıda Müslümanları temsilen ise Hamburg’tan Pakistan asıllı Mehdi Rawzi adında bir imam katılmış. Toplantıdan sonra belge, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Hollandaca yayımlanmış ancak Hıristiyanlar belgedeki kararlara yönelik negatif veya pozitif tepki vermemişler. Bazı Müslümanlar ise, o dönemde bu adımı önemli bulmuşlar. Ancak yeterince teşvik edici söylemlerde bulunmamışlar. Kaldı ki bu belge ile alâkalı Müslümanlara ait herhangi bir çalışma da–bildiğimize göre—yoktur. Belge bir müddet Avrupa Kiliseler Birliği’nin Websitesi’nde kalmış ancak çok geçmeden kaldırılmış.İKİ ÖNEMLİ KARARAvrupa Kiliseler Birliği’nin bu toplantısında İslâm Dini ile alâkalı iki önemli karar alınmıştır. Bu kararlardan biri, “Müslümanların Tanrısı Hıristiyanların Tanrısı ile aynı mıdır?” sorusuna cevap teşkil etmiş ve toplantıya katılan bazı delegeler, Müslümanların da aynı Tanrı’ya ibadet ettikleri kanaatine sahip olmuşlar. Zira onlara göre Arapça konuşan Hıristiyanlar, Tanrılarını Allah olarak isimlendirmişler ve öyle kullanmışlardır. Dolayısıyla karar olarak, “Allah inancı konusunda Müslümanlarla aynı inancı paylaşmaya gayret etmek, Hıristiyanların sorumluluğudur” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş. Nitekim Hollanda’nın Breda şehrinde bulunan ve Hollanda’daki iki Katolik kardinalden biri, yaklaşık bir sene önce–belki de bu karardan ilham alarak—Hıristiyanların Tanrı yerine tıpkı Müslümanlar gibi “Allah” kelimesini kullanabileceklerini söylemişti.
Toplantıda alınmış olan Müslümanlarla ilgili ikinci önemli karar, Hz. Peygamber’in (asm) peygamberliği ile ilgilidir. “Hıristiyanlar Muhammed’i bir peygamber olarak kabul edebilirler mi?” sorusuna cevaben özetle şu karar alınmış:
“Hıristiyanlar Eski Ahit’in peygamber geleneğine saygı göstermelidir. O gelenek insanları tek Allah’a ibadet için tövbe etmeye çağırır. Muhammed’i sahte bir peygamber olarak nitelendirip bertaraf etmeye çalışmak adaletsizliktir. Bu itibarla Hıristiyanlar onu da aynı peygamberlik geleneğinin bir parçası olarak tanımalıdır. Ancak bu tanıma, sadece Muhammed’in Dîni’nin sınırları içinde olmalı. Bununla birlikte Müslüman dostlarımız iki gelenekteki farklı yaklaşımların da farkında olmalıdır.” (Witness to God in Secular Europe Geneva 1984, s. 56).
İçerisinde yukarıda sözünü ettiğimiz ifadelerin de yer aldığı kararlar, ilân edildiğinde toplantıya katılan farklı görüşlere ve bölgelere mensup din adamları arasında tartışmalar ve bölünmeler meydana gelmişse de, sonuç olarak toplantıya katılanların tamamı bu iki kararın sonuç deklarasyonuna girmesine ses çıkarmamıştır. Bu toplantıya dair daha detaylı çalışmalara ve tahlillere şüphesiz ihtiyaç vardır ve bitirme aşamasında olduğumuz “Batı’da Hz. Peygamber (asm) İmajı” adlı eserimizde biz bu kararları ayrıca etraflıca ele alıyoruz.
BATIDA HZ. PEYGAMBER
İMAJI DEĞİŞİYORHer ne kadar gizlenmeye ve gözlerden uzak tutulmaya çalışılsa da, gerek II. Vatikan Konsili, gerekse sözünü ettiğimiz Avrupa Kiliseler Birliği’nde alınan bu kararlar, kanaatimizce günümüzde gittikçe artan oranda çoğu Hıristiyan olan Batılı düşünür ve yazarın, Hz. Peygamber’in (asm) peygamberliği ve konumunu olumlu ve objektif şekilde değerlendirilmesinin artık kaçınılmaz olduğunu ifade etmelerine yol açmıştır. Meselâ “Islam and the West” adlı önemli kitabın yazarı Norman Daniel’in şu ifadeleri bunlardandır:
“Hıristiyanların Muhammed’i kutsal bir şahsiyet olarak görmeleri ve onu Müslümanların gördüğü gibi görmeleri son derece önemlidir. Şayet böyle yapmazlarsa kendilerini Müslümanlardan tamamen ayırmış olurlar.”
Yine bu meyanda 1977 yılında İspanya’nın Kurtuba şehrinde düzenlenen Uluslararası Hıristiyan-Müslüman Sempozyumu’nun açılış konuşmasını yapan Madrid Kardinali Emilio G. Aguilar’ın, Hıristiyanları Ortaçağ boyunca oluşmuş Hz. Peygamber (asm) ile ilgili imajı unutmaya ve İslâm Peygamberi için saygılı ifadeler kullanmaya teşvik etmesi zikredilebilir. Zira ona göre Hz. Peygamber’i (asm) hor ve hakir görmek, sadece tarihî ve dinî gerçekleri yok saymak değil, aynı zamanda diyalog sürecinde Müslümanlara saygı göstermemek anlamına gelir. Buradan hareketle o, şu noktanın altını özenle çizmiştir:“İslâm’ın peygamberini ve onun (asm) getirdiği değerleri takdir etmeksizin İslâm’ı ve dolayısıyla da Müslümanları takdir etmek ve onlarla sağlıklı bir diyaloğa girmek mümkün değildir.”
Aynı şekilde Hz. Peygamber (asm) ile alâkalı “Muhammad: A Western Attempt to Understan Islâm” adlı kitabı pek çok Avrupa diline tercüme edilmiş olan İngiliz yazar Karen Armstrong ile “Muhammad: A Short Biography” adlı eseriyle Martin Forward’ı saymak mümkün.David A. Kerr de, “He walked in the path of Prophets: Toward Christian Theological Understanding of the Prophethood of Muhammad=Muhammed Geçmiş Peygamberlerin İzindedir: Hz. Muhammed’in Peygamberliği Konusunda Hıristiyanların Teolojik Anlayışı” isimli makalesinde benzer görüşleri paylaşır.
“Islam for the Western Mind: Understanding Muhammad and Koran=Batılılara İslâm: Muhammed ve Kur’ân’ı Anlamak” adlı eserinde Richard Henry Drummond ise, zaman zaman Hz. Peygamber’i (asm) “tarihî İslâm’ın kurucusu” olarak nitelese de, onun (asm) aynı zamanda “bir peygamber” olarak görülmesi gerektiği yönündeki görüşlerini serdetmiş.
Hıristiyan teologlarından John Macquerrie de, “Mediators=Şefaatçiler” adlı eserinde Hz. Peygamber’i (asm), Hz. Mûsa, Hz. Îsâ, Buda, Konfüçyüs başta olmak üzere dokuz büyük şefaatçiden biri olarak görmüş ve kitabının bir bölümünü ona ayırmış.
Hz. Peygamber (asm) ile Hz. Îsâ’yı mukayese ettiği “Muhammad and Jesus” adlı eserinde William E. Phipps de, her iki peygamberin aynı peygamberlik ailesinden geldiğini ifade etmiştir.
Kaldı ki Avrupa tarihinde de Hz. Peygamber’i (asm) “saygı duyulması gereken büyük bir şahsiyet”, “bir kahraman” olarak gören ve bu meyanda eserler kaleme alan yazar ve düşünürlerin varlığı da zaten sır değil. Henry Stubbe, W. Goethe, Thomas Carlyl, Tolstoy, La Martin, Michael Hart ve R. Maria Rilke gibi yazarları bu kategoride zikredebiliriz.
Öte yandan, Danimarka’da meydana gelen Karikatür Krizi, Papa XVI. Benedict’in İslâm’ı “şiddet dîni” ve Hz. Peygamber’i de (asm) “kılıç elinden düşmeyen bir peygamber” olarak niteleyen beyanları, Hollandalı siyasetçi Geert Wilders’in Kur’ân’ı şiddet kitabı olarak lanse etmeye çalışan 16 dakikalık filmi başta olmak üzere İslâm, Kur’ân ve özellikle son yıllarda Hz. Peygamber (asm) karşıtı pek çok eylem ve söylem meydana gelmiş ve hâlen de gelmektedir.
İSLÂM’I EN GÜZEL SÛRETTE
TEBLİĞ VE TEMSİL ETMELİBütün bu Hz. Peygamber’e (asm) yönelik olumlu-olumsuz söz ve eylemler göz önüne alındığında, günümüz Batı Dünyası’nda bir yandan içten içe İslâm, Kur’ân ve Hz. Peygamber ile alâkalı olumlu gelişme ve tartışmaların cereyan ettiğini, diğer yandan ise Hz. Peygamber (asm) üzerinden İslâm’a, Kur’ân’a ve Müslümanlara saldırıldığını söyleyebiliriz. Maalesef bu olumsuz söz, eylem ve imaj, gerek medya desteği gerekse Müslümanların donanımsızlığından kaynaklanan birtakım sebeplerle diğerini bastırabilmektedir.
Bununla birlikte Batı’da yaşayan Müslümanlar olarak öncelikle yapılabilecek bazı önemli adımlar da vardır. Her şeyden önce siyasî ve sömürgeci gayelerden uzak olarak ilmî amaç ve objektif kriterlerle İslâm ve peygamberi (asm) hakkında eser üreten İslâmologların çalışmalarını öne çıkarmanın yolları aranmalıdır. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber’e (asm) yönelik güzel gelişmeler her fırsatta öne çıkarılmalı, ilgili iddiaların siyasî ve felsefî arka planını irdeleyen makale ve kitaplar ivedilikle üretilmelidir. Tabiatıyla İslâm’ın en güzel sûrette tebliğ ve temsîlini önemseyen entelektüel donanımlı “dinî-entelektüel Müslüman nesiller”in yetişmesi, burada son derece önemlidir. Bu ise Batı’da yaşayan Müslümanların iyi planlanmış yeni bir “İslâm’ı anlatma dil ve üslûbu” ortaya koymaları ve buna yönelik “İslâmî temsîli” en üst düzeyde yerine getirebilmeleridir. Şüphesiz sözünü ettiğimiz söz, eylem ve iddialara akademik ve entelektüel düzeyde cevap vermek, bu temsilin önemli bir yanını oluşturacaktır.Bu durumda İslâm’a, Kur’ân’a, Hz. Peygamber (asm) aleyhine olduğunu düşündüğümüz söz ve eylemler, paradoks gibi görülse de, birer fırsatlara dönüşecek, Protestan Kiliseler Birliği kararında olduğu gibi, muhataplarımızdan İslâm, Kur’ân ve Hz. Peygamber (asm) hakkında Ortaçağ ve klâsik oryantalistik dönemdeki genelde olumsuz jargonun haricinde, umulmayan açılımlara yol açabilecektir.
Elif/Yeniasya
08.05.2009 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.