• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #653472
    Anonim
      Üstad, talebelerini ne kadar düşünürdü?

      1950’li yıllardı. Birgün Büyükdoğu ve Serdengeçti dergilerinde bir İslâm âliminin cesaret ve fedakârlıklarından bahsedildiğini, Bediüzzaman isimli bu büyük zâtın Emirdağ’da oturduğunu öğrenince, yaratılışı icabı kahramanlığı seven bu insan adresini alıp hemen yola koyuldu.

      Kahramanmaraşlı, 1922 doğumlu, Risâle-i Nurlar sebebiyle 24 defa mahkemeye verilen, 8 defa tutuklandığı halde her seferinde beraat eden, 1947’den beri birçok gazete ve mecmuâda yazılar yazan Mustafa Ramazanoğlu’ydu bu. Hemen Emirdağ’a gitti. Çalışkan kardeşleri buldu. Ziyaret için geldiğini Üstada iletmesini rica etti.

      Heyecanlıydı. Acaba Üstad kabul eder miydi? İstanbul’da her ziyaretçiyi değil, ancak ihlâsla, halis niyetle gelenleri kabul ettiğini öğrenmişti. Gelecek haberi hac yolcusu bekler gibi bir heyecan ve sabırsızlıkla bekledi. Çalışkan’ın tebessümle gelip kabul edildiğini söylemesi üzerine sevinçten uçar hâle geldi. O ânı “Dünyada en çok tat ve lezzet aldığım ânım işte o andı. Kabul sözü bana dünyadan daha tatlı gelmişti. Sürûrum sonsuzdu” diye anlatır.

      Çalışkan’la birlikte Üstadın evine kadar gittiler. Çalışkan başındaki fötr şapkayı çıkarmasını, Üstadın sevmediğini söyleyince, girişteki odunların üzerine şapkayı fırlatıverdi ve sonra da hiç başına koymadı. Kapıyı çalıp içeri girdiler. Çalışkan, “Üstadım, misafiriniz geldi”deyip odayı terk etmişti. Odada sadece bir karyola, üzerinde de bir yatak vardı. Üstadın elini öpmüş, mindere diz çökerek oturmuştu.

      Üstad, “Bugün sûret-i kat’iyede ziyaretçi kabul etmeyecektim. İsminizi duyunca içime büyük bir sevginiz doğdu, kabul ettim” demişti.
      O da, “Sağolun efendim” diye karşılık verdi. Nereden geldiğini sorduğunda, “İstanbul’dan geliyorum” dedi.
      Büyük bir çeviklikle karyolanın ortasına oturdu ve “İstanbul’daki talebelerime eziyet ediyorlarmış, işittin mi?” diye sorunca Mustafa Ramazanoğlu,
      “İstanbul’daki bir tek Nur talebesiyle görüştüm, o da bu hususta birşey söylemedi” deyince Üstad,
      “Benim cımbızla etimi çeksinler, fakat talebelerime dokunmasınlar” diye karşılık verdi.

      Talebelerine karşı böylesine sevgi ve şefkat doluydu. Ayrılırken eserlerini nereden temin edebileceğini sorduğunda “Seni talebem olarak kabul ettim” demiş ve Elazığ’da Hulusi’den, İslâhiye’de de Zübeyir’den alabileceğini söylemişti.

      Sıkı takiplerin olduğu, yok yere sıkıntıların verildiği o günlerde Üstad, Mustafa Ramazanoğlu giderken de, “Oğlum, belki buraya geldiğinden dolayı ifadeye çekerler, ‘Niçin gittin oraya?’ derler. ‘Hastaydım onun için gittim’ dersin. Zira yalan söylemiş olmazsın, mânevî hastalık hepimizde vardır” demişti.

      O büyük insanın huzurundan üzülerek ayrılmış, Kahramanmaraş’a döndüğünde, İslahiye’deki Zübeyir Gündüzalp’ı telefonla aramış, Bediüzzaman Hazretlerinin yanından geldiğini, selâm getirdiğini, eserlerinden vermesini söylediğini bildirince Zübeyir Gündüzalp heyecanlanmış, hemen geleceğini bildirmiş, o günün şartlarında 65 kilometrelik yolu şaşırtıcı bir şekilde bir saat içerisinde gelmiş, “O zâtı gören gözleri de görmek kâfidir” diyerek onu kucaklamış, gözlerinden öpmüş, yanında getirdiği birkaç kitabı, eserleri hakkında bir hayli de bilgi vermişti.1

      İşte unutulmaz bir ziyaretin hikâyesi…

      Dipnot: 1- Mustafa Ramazanoğlu, Zulme Karşı Direniş, s. 19-23.

      Şaban DÖĞEN
      19.05.2009
      Yeniasya
      #778368
      Anonim

        Saçlarım adedince başlarım olsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’an’iyeye feda olan bu baş, size eğilmeyecektir.’

        Sözlerin sahibi Said Nursi’dir. Bediüzzaman, bu sözleri bir mahkeme müdafaasında sarf etmiştir. Demokrat Parti’nin yeni iktidara geldiği 1950 senesinde, Necip Fazıl Kısakürek’in çıkardığı Büyük Doğu Mecmuası’nda yayımlanan bu sözler, zaten dergiyi hiç kaçırmadan takip eden Mustafa Ramazanoğlu’nu adeta büyüler. Aynı zamanda Büyük Doğu Cemiyeti’nin Kahramanmaraş kurucusu olan Ramazanoğlu, Bediüzzaman’ın kahramanlığına âşık olur. Ve orda bir karar verir; onu ziyarete gidecektir. Hemen otobüse atlayıp adres almak için Büyük Doğu’nun İstanbul Cağaloğlu’ndaki merkezine varır. Necip Fazıl’ı sorar, orada olmadığı cevabını alır. Çalışanlardan Ahmet Ramazan isimli biri, ona, Necip Fazıl’ı ne yapacağını sorar. Ramazanoğlu, ondan, Bediüzzaman’ın adresini isteyeceğini söyler: “Ahmet Ramazan, ‘Bediüzzaman’ın adresini o bilmez ki, ben bilirim’ dedi. ‘Ver öyleyse gideyim’ dedim. ‘Ama’ dedi ‘o zat her ziyaretine gideni kabul etmez. Tam ihlas ve samimiyetle gideceksin ki kabul etsin.’ Ben ‘Maraş’tan İstanbul’a bir adres almaya gelen adamda ihlas olmaz mı? dedim.”

        Ramazanoğlu büyük bir mutluluk içerisinde yola çıkar. Kendisine verilen adres Emirdağ’ındaki Mehmet Çalışkan’ın bakkal dükkanıdır: “Gittim. Mehmet Çalışkan bana dedi ki ‘Bugün Üstad çok hasta, hiç kimseyi ziyaretçi getirme, kabul etmeyeceğim dedi, götüremem.’ Götürürsün-götürmezsin, iki saat sürtüştük. Çok ısrar ettim.” Israrlara dayanamayan Çalışkan, Bediüzzaman’a gidip sorar ve gülümseyerek geri döner: “Hemen gittik. Ahşap bir ev… Ben o zaman milliyetçiyim, ama kendimi Avrupa kılığına, kıyafetine kaptırmışım. Bıyığım tıraş, kolalı gömlek, kravat. Böyle Üstad’ı ziyarete gidiyorum. İçeri girdim. Üstad böyle dirseğini yastığa koymuş, başını avucunun içerisine almış, istirahat halinde idi. Elini öptüm, yerdeki mindere oturdum. Üstad bana dedi ki ‘Bugün çok hastayım. Hiç kimseyi ziyaretçi olarak kabul etmeyecektim. Fakat senin ismin söylenince içime büyük sevgin dokundu. Derhal getir dedim’ Ve ‘Nereden geliyorsun?’ diye sordu. ‘İstanbul’dan geliyorum’ der demez böyle bir çeviklikle sıçradı, karyolanın ortasına oturdu. ‘Ne biliyorsun bana söyle’ dedi, ‘Orda benim talebelerime işkence ediyorlarmış. Benim cımbızla etimi çeksinler, talebelerime dokunmasınlar.’ Beş dakikadan fazla tutmazmış ama biz yarım saat kaldık. Tabii ben Üstad’la konuşurken en ufak bir çekingenliğim yok. Böyle tam hürriyet içerisinde, pervasız konuşuyorum. Üstad da böyle severmiş. Beni söyletiyor söyletiyor gülüyor. Ceylan Çalışkan çamaşırlarını yıkıyordu. Ona yardım ettim. O bitince gideceğimiz vakit yaklaştı diye düşünerek, bizim ‘Maraş’ta Müftü Hafız Ali Efendi’ye selamınızı söyleyeyim mi?’ dedim. Güldü. ‘Madem hüsnüzannın var, selam söyle’ dedi. Ondan sonra ‘Eserlerinizi okumak istiyorum. Nereden temin edebilirim?’ dedim. Neşe içerisinde gülerek ‘Seni talebem olarak kabul ettim oğlum’ dedi. ‘Elazığ’da Hulusi, İslahiye’de Zübeyir var. Git onlardan iste, al.’ Adres yok, soyad yok, Elazığ’da Hulusi, İslahiye’de Zübeyir. Dedim ‘Verirler mi?’ ‘Benim selamımı söyle, verirler’ dedi.”

        Maraş’a varana kadar her şey Mustafa Ramazanoğlu’nun gönlüne göre olur; hatta sonrasında bile: “Kendi kendime düşündüm. Elazığ, bir vilayet. Orada Hulusi’yi kim tanır? Ama İslahiye küçük bir kaza. Belki bir posta memuru götürmüş posta, telgraf, mektup vermiş olabilir. Postanesine bir telefon açıp posta memurlarına bir sorayım dedim.” Ramazanoğlu, aradığını daha ilk görüşmesinde bulmuştur: “Ben Zübeyir Gündüzalp’ dedi. Konuştuk. Ve heyecanla ‘Ne! Sen o zatı gördün mü?’ dedi. Adresimi istedi ve hemen geldi. Beni bir kucakladı. Gözlerimden öptü.” Gündüzalp heybesinin içerisinde de o zaman Osmanlıca olan Zülfikar, Sözler, Siracünnur, Mesnevi-i Nuriye, Mektubat, Tılsımlar Mecmuası’nı getirir ve risaleler hakkında iki saat boyunca sohbet eder onunla. O gittikten sonra da Ramazanoğlu kitapları alıp Maraş Müftüsü Hafız Ali Efendi’ye götürür: “Çünkü müftü ‘aldığınız bir kitabı bize göstermeden okumayın. Kafanız karışır’ diyordu. Müftü ‘Bırak da git’ dedi. Bir müddet sonra sorduğumda ‘Oğlum Mustafa. 200 seneden beri dünyaya böyle bir eser gelmedi. Bundan sonra da geleceği meçhul.’ dedi. ‘Hocaefendi ver öyleyse ben de okuyayım kitapları’ dedim. ‘Yok git sen kendine başka temin et’ dedi. Ve Ondan sonra biz hizmete başladık.”

        mustafa ramazanoğlu
        zulme karşı direniş.

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.