- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Haziran 2009: 09:14 #654316
Anonim
ŞİDDET
Toplum denince, akla insan gelir. Çünkü toplumu oluşturan insandır. İnsan ise, bu kâinatın en nazik ve nazenin bir varlığıdır. Her şey onun önüne serilmiş ve onun hizmetine sunulmuş. Duyguları, aklı, mantığı, konuşma kabiliyeti, düşünme ve düşündüğünü icra edebilme gibi bir çok donanımı var. Yaşadığı bir mazisi, yaşıyor olduğu ânı ve yaşayacağı istikbali var.
Bu dünyada sorun çıkaran da insan, sorunu çözen de. Eğer insanın keşfine çıkmaz isek, sonu çıkmaza çıkan bir yolda yürümüş olur, hiçbir netice de alamayız. Önce Hz. Âdem yaratıldı, sonra Havva ve çocukları; Kabil ile Habil. Kabil kötü yolu temsil etti, Habil ise iyi yolu. Kabil babasının Habil’i sevmesini çekemiyor, kıskanıyordu.
Aslında Habil çok temiz ve kardeşini de seven biriydi ama Kabil onu öldürmüştü işte. İlk cinayet, ilk ölüm, ilk şiddet Kabil’in ellerinden olmuştu. Pişman oldu. Pişmanlığı ne kardeşini geriye getirdi, ne de gelecek nesline iyi bir örnek olabildi. Şiddet, hiçbir işe yaramadı.
İşte insan bu dünyaya geldiği vakit, beraberinde iyilik ve kötülüğü de getirdi. İnsan, belki de bu mücadelenin seçimini yapmak için geldi. Ve de hâlen o seçimin içerisindeyiz. İyiyi mi? Yoksa kötüyü mü seçeceğiz? Kimimiz iyiyi, kimimiz kötüyü tercih ettik. Ettik etmesine de, görünen o ki sanki kötülük kazandı. Ama zannedilmesin ki kötülük mutlak galibiyette olacaktır. Gerçek muvaffakiyet iyiliğindir.
Gelelim toplumda şiddetin sebeplerine…
Toplumda huzuru sağlamak amacıyla polis teşkilâtları kurulur. Neden? İnsan huzurlu, rahat ve güven içinde yaşayabilsin diye, ama görünen o ki insan hâlâ tedirginlik içinde. Acaba neden tedirgin? İnsan, dünyanın neresinde olursa olsun, eğer kendi vicdanını polis kabul etmezse, işte o an huzursuzluğu da, tedirginliği de, şiddeti de ortaya çıkarmış olur. Ardı arkasına gelir her kötülük; tecavüz, hırsızlık, cinayet, terör… Suçlu, vicdanını sorgulamalı—tabiî bozulmamışsa—:”Acaba benim yakınlarıma da bu sıkıntıları yaşatsalar, bende nasıl bir hâl belirir?”
Evet, vicdanî muhasebe, şiddetin her türlüsünü önleyebilecek etkili bir çözüm. Her insan genç, yaşlı, polis, asker, öğretmen, doktor, imam ve her kesimden bilinçli olanlarımız, fedakârlıkla, bilinçsiz olanlarımıza anlatmalıyız iyinin, kötünün ne olduğunu, ne olmadığını. Hiçbir şekilde duyarsız olmamalıyız. Özellikle anne ve babalarımıza, eğitimcilerimize büyük iş düşüyor. Onlar çocuklarına nasıl bir eğitim ve ahlâk verirlerse, çocuklar da onu öğrenir ve beller. Atalarımız ne güzel söylemiş: “Ağaç yaş iken eğilir.”
Ülkemiz çok zengin kültüre ve insan ırkına sahip. Bu yüzden ülkemizin kalkınmasını istemeyen gizli güçler, bu topraklarda çok oyun oynuyor. En son oyunu ise ırkçılık. Bu oyuna halkımızın gelmeyeceği ümidini taşıyorum. Biz hoşgörü insanıyız. Yunus Emre’nin, Mevlânâ’nın torunlarıyız. Böylesine mayası sağlam evlâtlar elbette bu oyuna gelmez, gelmemeli. Ama her kasada bir çürük elma çıktığı gibi cemiyetteki insanlar arasında da çürükler olabilir. Onların ıslâhına çalışmalıyız. Yoksa sağlam olanlara da zarar verir. Hoşgörüyü aramızda yaymalıyız. Yunus gibi demeliyiz: “Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü.” Mevlânâ gibi demeliyiz: “Bin kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.” Bize yakışan hoşgörü ve sevgi. Aksi ise bize ait değil.
Dünyada genç nüfusa fazlaca sahip ülkelerden biri de Türkiye. Gizli güçler boş durmuyor, işleri güçleri yok, bu sefer de gençlerimizin üzerinden oyun oynuyor. Onları tembelliğe, başıboşluğa, ümitsizliğe, sefalete sürüklüyor. Hatta ellerinden kültürümüzü çalıyorlar.
Bir ülkenin kalkınması, genç beyinlerin terakkiyâtında saklıdır. Amaçsız bir gençlik, istenmeyen sonuçlara sebeptir. Bunun sonu ülkede kaos, şiddet demektir. Gençliğe yapılan her yatırım ise, ağaca su vermek gibidir. Ne kadar su, o kadar meyve.
Sonuç olarak, ülkemiz çok zengin. Her türlü zenginliği içinde barındırıyor. Bir kere bu ülke insanının gönlü zengin. Bu zenginliği idrak edebilene de başka zenginlik gerekmez. Çok çeşitten millet yaşıyor bu memlekette. Hariçten, dahile müdahale olmadığı sürece hep barışla, hoşgörüyle, sevgiyle, kardeşlikle yaşandı bu ülkede. Biz meyve veren toplumuz, meyve veren ağacı her ne kadar taşlasalar da biz meyve vermeyi bildik. Bunu birbirimize olan güvenimizle, saygımızla, sevgimizle, ümidimizle yaptık.
Her birimiz, bir Bediüzzaman gibi şunu söyleyebilmeli:
“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi?”
Her insan özeleştirisini yapsın ve nelerin kendisinde değişmesi gerektiğinin farkına varsın. Önce değişmesi gereken kendimiziz.
Genç Kalemler
€lif-Yeniasya
05.06.20097 Haziran 2009: 09:56 #745954Anonim
ALLAH(cc) razı olsun…
çok önemli bir konuya değinmişsiniz emeğinize sağlık…
Her gün kendimizi muhasebeye çekmeliyiz ben bugün ne yaptım?
yapmam ve yapmamam gerekenler nelerdi ?ve… bir çok soruyu… kendi nefsim adına ,kendimize sürekli sormalıyız ki vicdan muhasebeside yapmalıyız, hayatımıza daha iyi yön veriririz.
Biz zaten kendimizde birtakım birşeyleri yaşayamıyorsak ve bunuda uygulamada gerçekleştiremiyorsak, zaten karşı tarafta pek etkili olmuyor.Önce kendimize her zaman için özeleştirimizi yapacağız ki hatalarımızın farkına varıp bir daha tekrarlamayacağız, ve RABBİM’İN rızası için çalışacağız..
RABBİM cümlemizi razı olduğu kulları arasına nail eylesin inşaALLAH…
HARUN REŞİT İLE İHTİYAR
Harun Reşit Veziri ile birlikte tebdili kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:-Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?
– Hurma fidanları dikiyorum.
– Peki bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?
– Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye baslar.
– Peki onların meyvelerini görebilecek misin?
– Bu yaşlı halimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.
Bu cevap Harun Reşit’in hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar, Allah’a hamd eder ve:
– Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.
Bu söz üzerine Harun Resin bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allah’a hamd eder ve:
– Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsul verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hem de senede iki defa ürün vermeye başladı
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.